Türkiye'nin ve Kürdistan'ın sahipleri

0

Türk'ler ve Kürt'ler bu coğrafyadaki varlıklarını sürdürmek istiyorlarsa bilinç düzeyine çıkartılmış, çerçevesi özenle çizilmiş, uzun soluklu bir işbirliği yapmaktan başka bir seçeneğe sahip değiller.
Her alanda eşit bir işbirliği olmalı bu.
1514'te Çaldıran'da Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail iktidar savaşına giriştiğinde (evet bu savaş bazılarının iddia ettiği gibi mezhep savaşı değil, "bu çöplüğün horozu benim" savaşıdır) Türk'ler ile Kürt'ler arasındaki stratejik işbirliğininde başlangıcı oldu
Esasında Şah İsmail, Yavuz'dan daha çok Türk'tü ve bir Türk mezhebi olan Alevilik mensubu olan Türkmen'ler Şah İsmail'i desteklediler. Yüzde 95'i Şafi olan Kürt'ler ise Yavuz'u desteklediler.
Çaldıran savaşını Şah İsmail kazansa Kürt'ler kılıçtan geçirilecekti. Oysa kılıçtan geçirilenler Türk'ler oldular, nitekim Şah İsmail muharebeyi kaybetmişti. İşte o gün bügündür Osmanlı Türk'leri ve Kürt'ler ortaklığa devam ettiler, çünkü kurtlar sofrasında başka çareleri yoktu. Ya işbirliği yapacaklardı yada ayrılıp yok olacaklardı.
Bu birlikteliğin pamuk ipliğine bağlı olduğunu sananlar yanılırlar. Türk'ler içinde bu birlikteliği korumak isteyen derin Türk'ler olduğu gibi, Kürt'ler arasında da derin Kürt'ler mevcut. Kürdistan'da bulunduğum dönemlerde Kürt'ler içinde böyle bir derin yapı olduğuna ben şahsen tanık oldum. Bingöl'de, Ağrı'da, Bitlis'te, Muş'ta, Urfa'da, Diyar-ı Bekir'de öz Kürt olan köklü aşiretler arasında varlığını korumakta bu yapı Kürdistan üzerinde ameliyat yapmak isteyen, Kürdistan'ı Kürt'süzleştirip en sonunda İsrail siyonistlerinin vadedilmiş toprakları yapmak isteyenler, Kürdistan'da Esad Baas'çılığı benzeri bir yapı kurmak isteyenler bu derin Kürt'leri aşmak zorundalarki ben mümkünatını görmüyorum. Siyonistlerin kadim Kürdistan topraklarına sahip olma rüyası hiç bir zaman gerçekleşmiyecek. ABD derin devleti bunu İsrail'e anlaşılır bir dille benimsetmeli.
Her ülkenin sahipleri vardır...
Mesela Kanada topraklarının yüzde 96'sı Kraliçenin malıdır, mutlu mesut yaşarsın fakat onun dışında herkes misafir konumundadır. Mülkiyet kraliçenindir. Kürdistan'ında sahipleri vardır ve bunu Kürdistan'la ilgili hayalleri olan herkes bilmelidir. Ha bu iyimidir kötümüdür bilemem. Fakat bu böyledir…..
İmparatorluğun çökmeye başlamasıda Osmanlı Türk'leri ile Kürt'lerin ayrılmasına sebep olmadı. Kurtuluş savaşınıda beraber yaptılar. Fakat iktidarı ele geçiren İttihat Terakki'ciler ilk fırsatta Kürt'leri İngiliz derin devletine satarak bu işbirliğini kesintiye uğrattı.
Zincir koptu.
Bu zinciri koparan Kürt'ler değil, İngiliz derin devletinin desteğiyle iktidarı işgal eden İttihat'çı Türk'lerdir. Kürt meselesi konusunda konuşma hakkını kendinde gören resmi tarihçiler, siyasetçiler, bürokratlar öncelikle bunu kabul edecekler.
Şeyh Said ayaklanması İngilizlerin desteğiyle oldu palavrasınada karnımız tok...
Bizzat İngiliz derin devleti tarafından Kürdistan 4 parçaya bölündü. 4 parçanın dördündede Kürt'lere ağır acılar çektirdi İngiliz derin devleti yerel yöneticiler eliyle.
Kuyruk acısı vardı çünkü İngiliz'lerde.
Selahaddin Eyyubi'nin bıraktığı acı…
Aradan onca zaman geçmesine rağmen hala korku ile karışık hayranlıklarını gizleyemedikleri ve Kürtler bir tane daha çıkartırmı diye tırstıkları Kürt Selahaddin….

ÇÖZÜM SÜRECİ SONA ERERMİ?

Evet sona erer…. İlelebet sürecek değil herhalde.
Çözüm olursa elbette sona erecektir. Kimsenin kuşkusu olmasın onun dışında bu süreç aynen devam edecektir.
AKP ve HDP içerisinde bazı kişilerin ikide bir çıkıp çözüm süreci bitti bitecek türünden fikir beyan etmeleri abesle iştigaldir.
Bu çözüm sürecini sizmi başlattınızki siz bitireceksiniz?
Kameraların önüne geçip çözüm süreci bitti diye kahkaha atanların kendilerinin bittiğini gördü herkes.
Çözüm sürecinin, barış çabalarının sahibi ne AKP nede HDP dir. Türk ve Kürt halklarıdır. Bunu herkes idrak etse iyi olacak….
Çözüme, barışa direnen kim olursa olsun tasfiye olacak.
Girdiğimiz zaman dilimi bunu gerektiriyor.
Ne gladyonun kurup beslediği İŞİD, nede İŞİD'i bahane edip Kürt'ler ve Kürdistan üzerinde ameliyat yapmak isteyenler bunu engelleyebillir.
Seçim sonuçlarında belirleyici faktör.
Belli bir gelişmişlik düzeyi yakalamış, istikrarlı bir ekonomiyi sürdürebilen ülkelerde seçmenin sandık başına gitmeside aynı düzeyde geriliyor. Avrupa'da sandığa iştirak oranı çok az. Kanada'da bu oran ortalama yüzde 60. Hatta bazen katılım o kadar düşük oluyor ki hiç hesapta olmayan, kendi seçmenini iyi motive edip sandığa götürebilen bir aday seçimin galibi olabiliyor. Buna en iyi örnek 2010 Toronto belediyesi seçimleri. Katılım yüzde 50'de kaldı ve şans tanınmayan Rob Ford yarışı önde bitirdi. 4 senelik başkanlığı döneminde kokain bağımlılığı dahil onlarca skandala imza atan Ford tekrar aday olunca tepki olarak katılım yüzde 60'ı geçti. Genel ve yerel seçimlerin her zaman renkli geçtiği Türkiye'de AK Partinin sürekli seçimleri kazanıyor olması ve anketlerde hala birinci parti gözükmesi Türkiye seçmenini rehavete itmiş gözüküyor. Sadece Ak parti seçmeninde değil, diğer partilerin tabanındada aynı umursamazlık gözleniyor. Bir tarafta seçimi nasıl olsa kazanıyoruz diyen Ak partililer, diğer tarafta seçimi nasıl olsa kaybedeceğiz diyen CHP, MHP ve HDP. Bu oran büyüdükçe, sandık başına giden seçmen sayısı azaldıkça beklenmedik sonuçların çıkması muhtemel. AK partinin yüzde 50 yi bulması mümkünken yüzde 40 ta kalması da ihtimal dışı değil. HDP barajın çok altında da kalabilir, yüzde 12'yi de bulabilir. Bu seçimin sunucunu belirleyecek en önemli faktör partilerin tabanlarını motive edip sandığa götürebilmekteki başarıları olacak.
Söylenmese eksik kalırdı.
"Sedema tiştên dîrokî yê herî hêwildank mîna şer, nîjadkujî û koladarî ne ji serkêşîyê ye, rajêrî kirin e."
"Savaş, soykırım ve kölelik gibi korkunç şeylerin tarihsel nedeni, itaatsizlik değil, itaattir" -Howard Zinn-