Türkiye’nin yol ayrımı

Kapitalizm yaşanan küresel ekonomik sorunları çözmekten uzak, ihtiyacı gidermeyen ve sürekli yeni krizler ortaya çıkaran bir yapı haline geldi. Bu krizden çıkmak için de köklü bir değişimin gerektiği açık…

Küresel ekonominin bugün içine düştüğü krizi sadece para politikalarıyla çözmeye çalışan merkez bankaları bilakis daha derin hale getiriyor. Türkiye bu yapısal sorunları çözme gayretine girse de çözümün büyük maliyeti ile karşı karşıya kalmış durumda. Çünkü Türkiye özellikle küresel kriz sonrasında karşısına çıkan yol ayrımına geldiğinde önemli bir karar verdi.

"Güvenlik mi, refah mı?" sorusuna "önceliğimiz güvenlik ama sürecin sonunda bağımsız ve güçlü bir ekonomiye sahip olmak" şeklinde cevap verdi. Refah seçilseydi, ABD ve AB'nin istediklerini yapacak, oralardan kısa süreliğine gelecek sıcak paralar ile ama giderek daha bağımlı hale gelerek suni bir refah artışı yaşayacaktık.

Bir zamanlar ülkemizde üretmek yerine ithal ettiğimiz, yüksek faiz ödediğimiz böylece düşük döviz kuruna sahip olduğumuz dönemlerde cari açık hızla artarken tabiri caizse herkesin keyfi yerindeydi. Gelir seviyesinin artmasıyla birlikte bankalardan çekilen kredilerle gelir seviyesinin üzerinde yapılan harcamaların oluşturduğu borçluluk ve cari açık önemsenmeden hızla tüketim yapılıyordu.

Ne var ki; 2008 krizi küresel ekonomide büyük bir kırılmaya neden oldu ve kapitalizm kendini korumak için kendi teorilerine aykırı politikalar uygulamaya başladı. Korumacı politikalar hızla yayılmaya başladığı dönemde Türkiye de dümeni kırmış, korumacılık politikalarının hızla yayıldığı dönemde ithal etmek yerine yerli ve milli üretimi artırma konusunda atılım yapmaya başladı. Bu durum Türkiye'nin ithalat yaptığı ülkeleri ve şirketleri bir hayli sinirlendirdi elbette. Finansal ve vizyon anlamında destek verdikleri grupları harekete geçirerek karşı operasyonlara başladılar.

Gerek Türkiye'nin etrafında yaşanan terör ve iç savaş ortamı, gerekse küresel boyutta belirsizliğin artması, gerekse Türkiye'ye karşı yapılan asimetrik saldırılar ve Türkiye'nin ekonomi politik dönüşümü Türkiye ekonomisini etkiledi. Ancak Türkiye bu sürecin daha fazla derinleşmesine izin vermeyerek toparlanma sürecine girdi. Ancak ekonomik meseleler birçok farklı değişkenden etkilendiği için fırçanın boyacı küpüne sokulup çıkarıldığı gibi bir anda düze çıkması mümkün değil elbette...

Bir yandan işsizliğin azaltılması, diğer taraftan enflasyonun ve faizlerin düşmesi, yatırımların artması ama aynı zamanda cari açığın artmadığı gibi azalması bu arada da devlet bütçesinden taviz verilmemesi ve üretimlerin de yerli imkanlarla yapılması aynı anda bekleniyor.

Bu durum elbette biraz zaman alacak.

Ekonomik gelişmeler tamamen insan davranışlarına bağlı olarak değişim ve gelişim gösterir.

Beklentilerin gerçekleşmesi için öncelikle israfın azaltılıp yok edilerek tasarrufların artması gerekir. Artan tasarruflar sayesinde faiz oranları azalırken yatırımlar artacak böylece işsizlik de azalacaktır. Azalan işsizlikle birlikte toplam talebin artırması enflasyonu yükseltici etki gösterirken vergi gelirlerinin artması ile devlet bütçesinde iyileşme olacaktır. Eğer toplam talep artışı ithal ürünlere yönelik olursa cari açığı artırıcı etki gösterecektir.

Cari açığı artıran tek neden elbette ki sadece ithal nihai ürünlere olan talep artışı değil. Devasa petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip olmadığımız için enerjiyi ithal ediyoruz. Yerli ürünlere de talep artacak olsa üretim miktarındaki artış enerji ithalatını artıracak bu da cari açığı artırıcı etki gösterecektir.

Ekonomide çarkların dişlileri birbirine öylesine bağlıdır ki biri bir yöne giderken diğeri de tam zıttı yöne döner. Döviz kurunun düşük olmasıyla ithal mallara olan talebin artması doğru orantılı iken cari açığı artırıcı etki yaptığı göz ardı edilmektedir. Dış piyasada problemlerin olmadığı varsayımı altında düşünülürse döviz kurunun yükselmesi yerli malları daha ucuz hale getireceği için ihracatı artırıcı etki gösterirken cari açığın azalmasına vesile olacaktır.

Günlük hayat, derslerde anlatıldığı gibi diğer değişkenler sabit değil bilakis tüm değişkenler birbirleriyle etkileşim halindedir. Bu nedenle yorum yaparken tüm değişkenler düşünülerek hareket edilmelidir.