Mehmed Âkif, vefat yıldönümünde bir çok yerde hatırlandı. Türkiye'nin son yıllarında en çok yad edilen edebiyatçılarımızdan biridir Âkif. Çünkü O, sadece bir şair değil, vicdanı milleti için sızlayan, yüreği halkı için parçalanan, zihni her zaman milletinin derdiyle dolu olan bir fikir, iman ve dava adamıdır, münevver ve mütefekkirdir. Safahat başucu kitaplarımdan. Sayfalarını çevirdikçe, bugünkü meselelerimize de ışık tutan bir çok şiiri görmek mümkün.
Milletimizin ezelî hastalıklarından birisi de 'tefrika', yani ayrılık. "Girmeden tefrika bir millete düşman giremez / Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez." diyerek bu sinsi tehlikeyi gösteren Âkif, "Vaiz Kürsüde" şiirinde inananlara şöyle nasihat eder: "Nedir bu tefrika, yahu! Utanmıyor musunuz? / Geçen fecayi'e hala inanmıyor musunuz? / Gömülmek istemeyenler boyunca hüsrana; / Nifakı gömmeli artık mezar-ı nisyana. / Unuttunuz mu ne korkunç edebsiz olduğunu? / Eşip de geçmişi hortlatmayın şu mel'ûnu!"
Âkif bir nasihatçıdır. Öğütleri bütün Müslümanlaradır. Parçalanıp bölünmenin kime yarayacağının derin idraki içindedir. Kalın gaflet uykusunun bir ölüm uykusu olduğunu hatırlatır herkese ve şöyle devam eder: "Cema'at elverir artık, bu uykudan uyanın, / Huda rızası için, dünkü hadisatı anın! / Kımıldamaz yine gelmezsek intibaha bugün, / İkinci uyku ne dehşetli bir ölüm, düşünün! / Ölüm kolay… Diyebilsek sonunda: 'Kurtulduk!' / Bu intihar öteden, üç yüz elli milyonluk, / Zavallı Âlem-i İslam için elîm olacak! / Biz olmasak bu kadar hanüman yetîm olacak ! / Gıcırdamakla beraber serîr-i şevketimiz, / Bu dîni kurtaran ancak bizim hükûmetimiz."
Asrın vicdanı Âkif, "Beş on vatansız için nara yakmayın vatanı!" dedikten sonra müminlere korkunç yangını gösterip akıl ve iman sahiplerini fitne ve fesada karşı ikaz eder: "Huda rızası için kaldırın nifakı.. Günah! / Alev saçaklara sarsın mı, ya ibadallah? / Sararsa hangimizin hanümanı kurtulacak? / O bir tutuşmaya görsün, ne od kalır, ne ocak! / Neden beş altı vatansız beş altı kundakçı, / Yığın yığın buluyor arkasında yardakçı? / Niçin hakîr oluyor, sonra, durmayıp öteden, / 'Koşun! Diyen, bu cehennem henüz kıvılcım iken."
Mehmed Âkif bir asır ötesinden adeta günümüzün gerçeklerini görüyor. Bugün hayatta bulunsaydı ve İslam alemindeki korkunç acılara şahit olsaydı elbette yüreğinden kopan o canhıraş mısraları tekrarlayacaktı: "O nûru gönder, İlahî, asırlar oldu, yeter! / Bunaldı milletin afakı, bir sabah ister. / İnayetinle halas et ki, dalga dalga zalam / İçinde kaynamasın çarpınıp duran İslam!" Safahat, adeta bir dualar hazinesidir. Bugün de en çok ihtiyacımız olan dualar. "Ordunun Duası" muhteşem bir şiirdir. Şair, son bölümünde Hazret-i Peygamber'e seslenir ve yardım ister: "Ey Ulu Peygamberimiz nerdesin? / Dinle minaremde öten gür sesin! / Gel, bana yar ol ki cihan titresin, / Kimse dönüp süngüme yan bakmasın. / Âmin! Desin hep birden yiğitler, / 'Allahu ekber!' gökten şehidler. / Âmin! Âmin! Allahu ekber! Allahu ekber!"
Âkif bir ikazcı, hatta mürşit edasıyla Müslümanların kalın gaflet perdesini yırtmak ister ve can havliyle şu feryadı koparır: "Ey cemaat, yeter Allah için olsun, uyanın.. / Sesi pek müdhiş öter sonra kulaklarda çanın! / Arzı oynattı yerinden yıkılırken Îran.. / Belki bir kıl bile ürpermedi sizden, bu ne kan! / Hiç sıkılmaz mısınız Hazret-i Peygamber'den, / Ki uzaklardaki bir mü'mini incitse diken, / Kalb-i pakinde duyarmış o mûsibetten acı? / Sizden elbette olur rûh-i Nebî da'vacı. / Ey cemaat, uyanın! Yoksa, hemen gün batacak. / Uyanın! Korkuyorum: Leyl-i nedamet çatacak. / Ne vapurlarla trenler sizi bîdar etti! / Ne de toplar bu derin uykuya bir kar etti! / Sizi kim kaldıracak, Sûr'u mu İsrafîl'in? / Etmeyin… Memleketin hali fenalaştı… Gelin! / Gelin Allah için olsun ki zaman buhranlı; / Perdenin arkası –Mevla bilir amma- kanlı!"
Safahat'ın ikinci cildi "Süleymaniye Kürsüsünde" yer alan ve 100 yıl önce kaleme alınan şu mısralardaki içten yakarışa ve halis duaya "amin" dememek mümkün mü? Bir ahlak ve fazilet abidesi olan aziz Âkif'imiz şöyle dua ediyor: "Ya İlahî bize tevfîkini gönder… Âmin! / Doğru yol hangisidir, millete göster… Âmin! / Rûh-i İslam'ı şedaid sıkıyor, öldürecek. / Zulmü te'dîb ise maksûd-i mehîbin, gerçek, / Nara yansın mı beraber bu kadar mazlûmîn? / Bî-günahız çoğumuz… Yakma İlahî! Âmin! / Boğuyor Âlem-i İslam'ı bir azgın fitne, / Kıt'alar kaynayarak gitti o girdab içine! / Mahvolan aileler bir sürü ma'sûmundur, / Kalan avarelerin hali de ma'lûmundur. / Nasıl olmaz ki? Tezelzül veriyor Arş'a enîn! / Dinsin artık bu hazin velvele ya Rab! Âmin! / Müslüman mülkünü her yerde felaket vurdu… / Bir bu toprak kalıyor dînimizin son yurdu! / Bu da çiğnendi mi, çiğnendi demek Şer'-i mübîn; / Hak-sar eyleme ya Rab, onu olsun… -Âmin! / Ve'l-hamdü li'l-lahi Rabbi'l-alemîn…"