Dünyanın her bir köşesinde garip şeyler oluyor. Küresel saplantılar ve bunun getirdiği bir sürü nahoş gelişme. Aslında bu manzara daha önce de belirttiğimiz üzere, egemen sermayederler ile ulus devletler arasında çıkan bir çatışmanın sonucudur. Bu açıdan zamanımızda ekonomik, kültürel, ideolojik, vicdani, ahlaki ve terör endeksli tam bir cihan harbi yaşandığını söyleyebiliriz. Ülkemiz de bu coğrafyanın anahtarı olması hasebiyle, söz konusu kavganın etkisini fazlasıyla hissediyor.
Yani, beklenen o meşhur 3. Dünya Savaşı çoktan başladı da haberimiz yok. Peki, neden bunun farkına bir türlü varamıyoruz? Veya varsak ta gereğince tepkiler veremiyoruz? Çünkü bir takım operasyonlar, etik değerler üzerinden icra ediliyor. Yaratılan kavramsal curcuna ile de kamuoyunun gerçeği görmesi engelleniyor. Doğrular yalan, yalanlar doğru nispetinde kabul ettiriliyor yığınlara. Birde buna ruhumuza çalınan "emperyal ninni" eklenince, bir türlü uyanamıyoruz maalesef.
Mesela gazetecilerin tutuklanmasına yönelik koparılan yaygara bunun bir özetidir. Halbuki Avrupa Birliği, kendisine yönelik "propaganda mekanizmalarına" müsaade etmeyeceği kararını almışken, bu ne yaman bir çelişkidir böyle. Hemde AB'de gazetecilere baskı ve tehdidin son aylardaki bilançosu; İtalya'da 92, Fransa'da 55, Polonya'da 29, Macaristan'da 28….rakamlarına ulaşmışken. Tamam, hepimiz özgürlüklerden yanayız. Lakin bu, tıpkı batıda olduğu gibi her türlü cürmü işleme ruhsatı vermiyor insana.
Yine teröre destek veren milletvekillerinin tutuklanması ile klişeleşen nutukları da, benzer stratejisinin eseri olarak düşünebiliriz. Üstelik bunu suçüstü yakalanan vekillerin tutuklandığı Almanya, Belçika, Danimarka, Avusturya, İsveç, İtalya, Fransa, İspanya, İsviçre ve Yunanistan gibi ülkeler seslendiriyorlarsa… Görüldüğü üzere anayasal bir suç işlendiğinde, dünyanın her yerinde uygulanan muamele aynıymış. O zaman sorun ne?
Anlayacağınız sadece bir ucundan değindiğimiz bu örnekler bile, esasen yaşanan büyük bir savaşının yansımalarıdır. Doların, dünyada tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşması, Avrupa da yükselen ırkçı furya ve hatta Somali Cumhurbaşkanına yapılan suikastı dahi bunlardan ayrı göremeyiz. Tabi Irak'ta Haşti Şabi'yi sahaya sürmeleriyle amaçlanan mezhep savaşını da. Peki ya, El Bab'da askerimize karşı yapılan o hain saldırıyı? Gezi, 17-25 Aralık ve 15 Temmuzun maşalarından ziyade asıl aklına odaklanıldığında, bunun ardında da aynı güçlerin varlığını düşünmek çok mu ütopik sizce?
Geldiğimiz noktada Devletimiz, kendine bir "Hüdai Yolu" ararken, diğer tarafta ise bu gidişata damga vuracak bazı hamleler yapıyor. Mesela Sn. Cumhurbaşkanımızın geçen hafta "İSEDAK" toplantısında söyledikleri, "One Munite" ve "Dünya Beşten Büyüktür" realitesini gölgede bırak tarzda. Hatırlarsanız Sn. Erdoğan bu oturumda; "döviz baskısından kurtulmak için altın endeksli adımlar atmaya davet etmişti" İSEDAK Ülkelerini. Takdir edersiniz ki; bırakın bunu düşünmeyi, telaffuz etmek bile cesaret isterdi. Çünkü böyle bir şey, dünyayı kan gölüne çeviren küresel baronların iflası demekti kısaca. Hülasa Devletimiz öz değerlerine yaraşır, asil bir duruş sergiliyordu. Yani emperyalist akla rağmen önümüzdeki yüz yıllık tarihi, Allah'ın yardımı ve milletin de desteğiyle bizzat yazmaya niyetliydi. En azından bulunduğumuz hinterlantta…
Sakın endişelenmeyin! Çünkü hiç kimse, Türkiye ile ipleri kopartacak bir lükse sahip değil mevcut konjonktürde. Onların tek derdi; boyun eğdirtmeye çabaladıkları ülkemize, sözlerini dinletebilmekten başka bir şey değil. O cihetle de Devletimizi yıpratmak adına her türlü melaneti denememişler miydi zaten? Tabi ki bu, yeni şeyler deneyecekleri anlamı da taşımıyor. Bakalım heybelerinde kalan son fitneleri ne olacak? Siyasal mı, ekonomik mi yoksa başka bir şey mi göreceğiz. Fakat bu saatten sonra içimizdeki bazı isimlerin, bu oyuna geleceğini düşünmek istemiyorum. Kaldı ki aksi bir durumda, bu millete ve tarihe hesap veremeyeceğini herkes çok iyi biliyor. Öyle değil mi? İnşallah yanılmayız…
Vesselam…