2015 Türkiye'sinde hala bir Türban gerilimin/nefretinin yaşandığını bilmiyordum. Belki biliyordum, anlıyordum anladım ki hissedememişim artık hissedebiliyorum da!! En azından bir ölçüde. Çünkü, bir erkek olarak sadece (biraz sonra bahsedeceğim konuyu) bir günlüğüne yaşadım. Yani bu nefrete şahit oldum. Türbanlı Kadınlar ise her gün, kim bilir belki de her an yaşıyordur.
Yer, İstanbul Yenikapı Marmaray Durağı. İstasyonun ana giriş bölümünde Türban ve Çarşaf giyimli 2-3 kadın ve beraberinde ki çocuklar güvenlik görevlileriyle tartışıyor. Sıradan bir anlaşmazlık diye düşündüm. Yanlarından, olayları izleyerek ve karşılıklı atışmaları istemeden de olsa dinleyerek geçtim. Lakin 'Kadın' bir 'güvenlik' görevlisinin, diğer güvenlik görevlisi arkadaşlarından da cesaret alarak vatandaşların giyimlerine ve örtüsüne rencide edici sözlerine inanamadım. Hiçbir insan da kayıtsız kalmaz. Kayıtsızda kalmadım. Düşünebiliyor musunuz? Vatandaşın ve kurumun güvenliğinden, tertibinden sorumlu 'Güven'lik görevlisi ideolojik bir yarılmayla kalmıyor aynı zamanda içselleştirmiş olduğu bu nefreti güvenliğinden sorumlu olduğu vatandaşların yüzüne kusabiliyor.Meseleye dahil olmamla birlikte emniyet mensupları da eklenerek mesele büyüdü. Ne yazık ki giyimlerinden ötürü tacize uğrayan kadınlar, ağzı kanalizasyon kokan güvenlik görevlisinin rencide eden sözlerinden çok, tartışma geriliminden ötürü ağlayan çocukların hatırına, olay yerinden ayrılmak zorunda kaldık.
Asıl marazi olan ise estetik, güzellik, zerafet ve naif olmakla sembolize ettiğimiz kadınlar (genelleme yapmadan) diğer ifadeyle kadın personel, hem cinsine bile saygısı olmadığı gibi yaşamış olduğu bu patolojik ve ideolojik yarılmanın sonucunda, 'güven'lik görevlisi marjinalleşmiş ve güvenlik görevlilerini aratacak hale getirmiştir.!! Pişmiş kelle gibi sırıtarak 'yapanın yanına kar kalır' tavrıyla güven'lik personelinden çok, şehir parklarında çiçeklerin üzerine basan duygusuz, saygı yoksunu tiplerden bir farkının olmaması, insanı krimanilize etmekten başka bir şeye yaramıyordu. Tacize uğrayan kadınların çocuklarının yaşamış olduğu gerilime girmiyorum bile….
Tabii bu mesele burada kalamaz/kalmamalı. Hizmet sektöründe faaliyet gösteren bir kurum olan TCDD ve Ulaştırma Bakanlığı, bu personele nasıl bir yaptırım uygulayacak merak ediyorum.(Kamera kayıtları ortada) Çünkü TCDD ve Ulaştırma Bakanlığı'nın birincil görevi, ülkenin ulaşım, haberleşme ve altyapı standardını yükseltmekle yükümlü olduğu gibi güvenlik, temizlik, halkla ilişkiler, müşteri memnuniyeti, sağlık gibi yan dallarla da hizmet sunarak, vatandaşın/müşterinin memnun etmek gelmektedir. Güvenlik şirketi gibi iştiraklerle de bu yükümlülüğü paylaşmaktır.
Ancak, bu münasebetsiz personel, insanların kılık kıyafetine rencide edici sözleri, hangi hakla ve cüretle, sarf etme hakkını kendisinde buluyor ? Bu gücü nereden alıyor? İnsanların mesleği, vatandaşlarla bir hesaplaşma aracı değildir. Hele de kamu hizmeti hiç değildir. Eğer vatandaşın bir kural dışı hareketi veya hakareti var ise, davranış biçimi şahısa yönelik olmalıdır. Dolayısıyla da insanların dış görüntüleri üzerinden ideolojik bir hesaplaşma içerisinde olmasının izahatı mümkün değildir.
Yazının başında da ifade ettiğim gibi 2015 Türkiye'sinde hala Türbanı diğer bir ifadeyle kılık kıyafet serbesiyetini (maalesef) konuşuyoruz. Konuşturuluyoruz. 'Mağdur edebiyatı yapılıyor' adı altında yapılan klasik eleştiride bulunan sersemlere şöyle demek istiyorum. 'Yaptırtma o zaman, madem bir saygısızlık yapılıyor, o zaman sende üzüntülerini ve tepkilerini göster ki, bu gibi tipler insan kılığında toplum içerisinde dolaşıp, kimseyi rencide etmesinler. En azından nefretini kendi içerisinden yaşayıp başkalarını üzmesinler'
Son olarak Uzay çalışmalarıyla göğsümüzü kabartan Ulaştırma Bakanlığı, Marmaray gibi İstanbul'a prestij bir proje kazandıran TCDD dolayısıyla da UDHB, en azından bu gibi görünürlüğü önem arz eden projelerde daha nitelikli ve saygılı personeller çalıştırılmalıdır.
2002'den beri Bakanlıklar içerisinde yükselen bir yıldız olan ve Türkiye'yi Dünya standartlarıyla yarışır hale getiren Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, diliyorum ki bu meseleyi ortada bırakmayacaktır. En azından ailelerin bir gönlünün alınması gerektiğini önemle vurgulamakla istiyorum.
NOT: Görüntü var mı? Fotoğraf var mı? Diye soranlara cevabım, 'Var Ulan Var!..
İlla ki bir mesele ile yüzleşmek için kendi başımıza gelmesini beklememeliyiz. Bir tanıdığımız benzer bir hadise yaşasa veya yaşadığında, Fotoğrafın var ? Kaydın var mı? diye sorabiliyorsan, işte sana kanıt diyebilirim.
Ulaştırma Bakanlığı ve TCDD'den en azından görüntülerin kamuoyuna sunulmasını rica ediyorum. Gerçi sözlü hakareti nasıl yayınlarlar bilmiyorum ama en azından görüntüler birilerini tatmin eder.