Ümmet siyasal bir kavramdır. Müslümanların tek halife yönetimi altında toplanması şeklinde bir anlam kazınmıştır bu gün.
İlk dönemde ümmet kavramı iman etmiş kişiler şeklinde anlaşılıyordu. Ama daha sonra halife ile paralel bir anlam kazanınca ümmetin birliği halifenin birliği ile birlikte anıldı.
Halifeve imam kavramları Kur'an'da siyasal bir anlamda neredeyse hiç kullanılmamalarına rağmen imam kelimesine Şiiler, halife kelimesine de Sünniler siyasal bir anlam kazandırdıktan sonra onları bir de itikadın en önemli kavramları haline getirmişlerdir.
İmam'ın masumiyetine yani hatasızlığına ve özel olarak Allah tarafından görevlendirilmiş olduğuna inanmak Şia için bir iman şartıdır. Halife kavramı da Sünnilik düşüncesi içinde benzer bir anlam ve işlev ile ele alınmıştır.
Halife tek olmalı ümmet de tektir. Halifenin tek olması ve aynı anda iki ayrı halifenin inanca aykırı olduğuna dair tez Allah'ın varlığına inanmak kadar şiddetle savunulur.
Hadis diye aktarılan şu ifadelere bakalım. "Eğer iki Halife'ye (aynı dönemde) biat edilirse kendisine sonradan biat edileni öldürün." (Müslim, Kitabu'l İmara/1853) "İşiniz (yönetimle ilgili işleriniz) bir adam (Halife) üzerinde karar kılınmışken birisi gelip sizin birliğinizi parçalamak ve cemaatinizi bölmek isterse onu öldürün." (Müslim, Kitabu'l İmara Bab/1852/60)
Nasıl ki ikinci bir rab kabul edildiğinde şirk oluyorsa benzer şekilde ikinci bir halifeye hükmedildiği veya inanılması da şiddetle reddedilmiştir. Dolayısıyla bir kişi ya ümettendir ya da değildir. Eğer halifeye biat etmemişse ümetten kabul edilmez. Ümmetten değilse Müslüman da kabul edilmemiştir. Sahabe ve tabiin döneminde Müslümanlar arasında çıkan savaşların veya düşünce ayrılıklarının büyük bir kısmının bu mantıkla yapıldığı söylenebilir.
Siyasal olanın teolojiye dönüştürülmesi sonucu Sünni teoloji politiğinde devlet halkın iradesi değil "emir el-mü'minin"in (halife, padişah veya kral vs.) iradesi kutsanmıştır. Bu da Müslüman toplumlarda Medine Sözleşmesi ile başlayan hukuk devleti kültürünün gelişmesini engelleyen temel şey olmuştur.
Osmanlıda egemenlik anlayışını Tanrı-Hükümdar eşleştirmesinin ne düzeyde olduğunu 1876 tarihli Kanun-u Esasi'nin 5. maddesinde çok net görüyoruz. 5. maddede şöyle diyor: "Zatı Hazreti Padişahînin nefsi hümayunu mukaddes ve gayri mesuldür." Yani kutsal olduğu için padişah yaptığı yanlışlardan sual edilemez.
Osmanlı son dönem mutasavvıf alimlerinden olan Şeyh Dağıstani'nin Kanun-u Esasi'nin bu maddesine verdiği destek politik olanın teolojileştirilmesine (ilahileştirilmesi) çok iyi bir örnektir. Dağıstani, "Allah yaptıklarından sorulmaz ama o hesap sorar"(Embiya/23) anlamındaki ayeti kanıt göstererek "padişah olan kişi varsayalım Allah'ın itaatinden çıkıp suç işlese ve insanlara zulüm etse bile sorumlu olamaz ve azledilemez," demektedir.
Ve "her biriniz bir çobansınız hepiniz yönettiğiniz kişilerden sorumlusunuz" şeklindeki hadiste geçen "sorumlusunuz" ifadesinin de padişahlar için düşünüldüğünde ancak ve ancak ahrette geçerli olabileceğini söyler.
"İyi" (husun) ve "kubuh" (kötülük) değerlerinin ne olduğu, kaynağı ve insan tarafından bilinip bilinemeyeceği tartışmasında iyi ve kötünün ancak Allah tarafından bize bildirilmesi durumunda bilineceğini kabul eden Eş'ari gelenek haliyle "adalet"in ne olduğu konusunu da insana bırakmamıştır.
Böylece devlet yönetiminde neyin doğru neyin yanlış olduğu bilinemeyeceği gibi yanlış olanın tespiti durumunda bile devlet başkanına yani halifeye karşı gelinmemesi gerekir şeklinde kültürün Müslüman toplumlarında yaygınlaşmasında etkili olmuştur.
Bu da siyasal ve hukuksal sorunların anlaşılması ve çözüm önerileri getirilmesi yetkisinin insandan alınması anlamına geliyor.
Dolayısıyla halifenin yaptığına karşı gelmek aynı zamanda Allah'ın takdirine karşı gelmek şeklinde anlaşılmış ve devletin kutsallaştırılması süreci bu şekilde tamamlanmış oluyor.
Halife konusunda bu söylediğimiz tartışmanın son örneği DAEŞ ile Taliban arasında oldu. Malum her ikisinin lideri de kendini çağın İslam Halifesi ilan etmiş ve ötekinin katlini vacip saymıştı.
Günümüzde kendini Müslümanların kurtarıcısı olarak gizliden veya açıktan MEHDİ ilan edenleri de, listesi kabarık olduğundan, saymıyorum daha.