Unutturulan tarih – 1

Seneler akıp giderken şehirler de insanlar gibi değişiyor, dönüşüyor. Bazen bu değişim o kadar hızlı ve acımasız oluyor ki düne ait ne varsa silip süpürüyor. İşte bu yüzden tozlu arşivlerden çıkan bir fotoğraf karesi, bazen sadece bir anı değil, kaybolmuş bir kentsel hafızanın çığlığı haline gelebiliyor.

Elimde, 2012 yılında Hadımköy’ün girişinde çektiğim fotoğraflar var. Ağaçların gölgesinde, otların arasında mütevazı mermer taşlar ve hemen arkalarında kırık dökük bir ana kitabe göze çarpıyor. Kitabede yer alan "Bölücü eşkıyaya karşı verilen mücadelede görev alan Tugay personelinden şehit mevkiindekilerin anısına birer ağaç dikilerek aziz şehitlerimizin isimleri ölümsüzleştirilmiştir." ifadesi, üzerindeki kırmızı Türk Bayrağı, "ŞEHİTLER KORULUĞU" yazısı ve 1994 tarihi, mekânın manevi ağırlığını hissettiriyor.

O zamanlar bir akademik çalışma için “Unutulan Tarih: Hadımköy” başlıklı bir çalışmam vardı. Oysa şimdi görüyoruz ki sadece unutulan değil, artık unutturulan tarih halini aldı. O çam ağaçlarının altındaki mermer plaketlere biraz daha yakından baktığınızda, isimler ve memleketler fısıldıyor size: Düzce Yığılca’dan 1975/2 tertip Piyade Er Isa Kurt... 29 Ağustos 1996’da şehit düşmüş. Birkaç adım ötede İrfan Yalnızoğlu, Harun Özkaya… İsimler uzayıp gidiyor. Bu taşlar belki gerçek kabirler değil, sembolik anıtlardı; ama her birinin yanında yükselen ağaç, o gencecik insanların bu vatan için verdiği canın canlı birer şahidiydi.

Bugün aynı noktada durup bu kareyi çekmek imkânsız. Çünkü ne şehit Isa’nın, ne Harun’un ne de diğerlerinin ismi yazılı anıt taşları, ne de adlarına dikilmiş ağaçları var. Hepsi yok oldu. Üzerinden iş makinelerinin düzlediği, vızır vızır araçların geçtiği asfalt bir yol var şimdi orada.

Arnavutköy’ün ilçe olması ve Hadımköy’ün bağlanmasıyla ivme kazanan kentsel dönüşüm ve yol genişletme hamleleri, ne yazık ki kentin manevi değerlerini de beraberinde değiştirmeye başladı. Arnavutköy Belediyesi’nin projeleri ile Arnavutköy Kaymakamlığı’nın mülki sınırlar içindeki hafıza mekânlarını gözetme sorumluluğu tam da bu noktada kesişiyor. Yol açmak, trafiği rahatlatmak elbette yerel yönetimlerin görevidir; ancak o yolun altında kalan bir şehitler koruluğunu haritadan silmek sadece bir planlama hatası değil, kurumsal bir hafıza ihmali olarak da değerlendirilebilir.

Biz bu değişimi "gelişme" ve "modernleşme" olarak adlandırırken neleri feda ettiğimizi pek sorgulamıyoruz. O koruluk, sadece bir dizi ağaçtan ibaret değildi; bu toprağın, Vatan uğruna can veren vatan evlatlarının hikâyesinin bir parçasıydı. O taşların sökülmesi, o hikâyenin sessizce silinmesidir. (Zaten aslında o koruluk oradayken de acaba kaçımız biliyorduk ki? )

Kent kültürü sadece beton ve asfalttan oluşmaz; asıl ruhu o mekânların taşıdığı yaşanmışlıklarda gizlidir. Hafızasız bir kent, köksüz bir ağaç gibidir. Bugün o yoldan geçen yüzlerce insan, tekerleklerinin altındaki o manevi mirastan ve bir zamanlar orada adları yaşayan şehitlerden habersiz. Bu yazı dizisi; uzun yıllar yaşadığım Hadımköy hafızasının izini sürmek ve kaybolan değerlerimizi yeniden hatırlatmak için tarihe not düşmektir.

Haftaya, Hadımköy’ün zamana yenik düşen başka bir köşesinde, kayıp bir hikâyenin peşine düşeceğiz. Çünkü tarih, millî benliğimizdir. Mustafa Kemal Atatürk’ün de 20 Mart 1923’de dediği gibi: “Bilelim ki, millî benliğini bulmayan milletler başka milletlerin şikârıdır (avıdır)!”