Bir kelamı kibar ile konuyu açmak istiyorum:
“Her haram içki gibi sarhoşluk verseydi hiç kimseyi ayık göremezdiniz.”
Bu söz kime atfedilir net bir bilgiye sahip olmasam da anlam itibarı ile oldukça düşündürücü ve sarsıcı bir tespit.
Çoğu zaman sarhoşluk ve uyuşturucu denildiğinde alkol ve madde bağımlılığı aklımıza geliverir...
Bu cümleden hareketle uyuşturucu konusunu değerlendirmeye olabiliriz...
Uyuşturucu denilince ilk akla gelen; eroin, morfin, kokain, ecstasy, esrar, bonzai, bali, tiner, nikotin, alkol vs. Bilinen ve görünenin ötesinde çok daha yaygın ve etkin uyuşturucu ve uyutucu faktörleri görmek durumundayız…
Biyolojik veya kimyasal uyuşturuculardan daha yaygın, insan zihnini ve bedenini uyuşturan, yaratılış amacından uzaklaştıran, gerçeklerden koparan veya tepkisizleştiren, tembelleştiren birçok psikolojik ve çevresel unsurdan bahsedilebilir…
Eleştirel düşünceyi, muhakeme gücünü, sorgulama melekesini, olaylar karşısında duyarlılık gösterebilme duruşunu ortaya koyma kabiliyetini katleden uyuşturuculardan bahis açmamız gerekiyor…
Meramımızı anlaşılır kılmak adına, net bir örnekle açmak istiyorum:
Yıllarca dikta rejimi ile İspanya’yı yöneten Francisco Franco’ya atfedilen bir söz var:
“3F (Fiesta, Futbol, Fado) ile ülkeyi yönettim.”
(3F) halkın siyasetten uzak tutulup eğlence, spor, popüler kültür ile meşgul edilmesi. Eğlence, şenlik, festival, müzik, futbol, oyun ile geniş kitlelerin sürüleştirilmesi olayı. Biz bu uygulamanın küresel boyuttaki yansımalarını daha net okuyabiliyoruz...
Sanat, spor, sanal, sinema, edebiyat, kültür, müzik, ideoloji, akademik başarı, kariyer üzerinden zerk edilen uyuşturucuların dozu gün geçtikçe artış göstermekte ve önüne geçebilmekte zorlanmaktadır...
Yanlış anlaşılmaktan endişe etsem de toplumu kuşatan bu uyuşturucu akımı kitlesel bozulmaya neden oluyor.
Kültürel etiket ile kitlelerin beğenisine sunulunca kimse karşı çıkamıyor, sanat ambalajı ile pazarlanınca eleştirmek kimin haddine?
Geriye sanat, spor ve kültür adına hafızasızlaştırılmış, iradesizleştirilmiş ve günün sonunda itibarsızlaştırılmış yığınlar karşımıza çıkıyor...
Özgünlüğünü ve özneliğini yitirmiş nesneler alanları dolduruyor. Zulme, yalana, yanlışa tepkisiz… İdeal, irade ve iddialarından vazgeçmiş sürü psikolojisi ile sürüklenen nesillerin acınası halleri yürek burkuyor.
Olayları sağlıklı değerlendiremeyen, kör bir taklidin kurbanı kuşaklar...
Muhammed İkbal’in bu konudaki yaklaşımını paylaşmadan geçmek doğru olmaz:
“En üstün sanat bizim uyuşuk(cansız) irademizi canlandıran ve hayatın gerçeklerini cesurca karşılamak için cesaretlendirendir. Uyuşukluk getiren, ve çevrede olan gerçeklere gözlerimizi kapatmamıza neden olan her şey bir bozulmanın ve ölümün işaretidir. Sanatta uyuşturuculuk özelliği olmaması gerekir.”
Dayatılan sanal, sanatsal ve kültürel mutluluklarla yok oluşa sürükleniyoruz...
Vitrin ve ekran meftunu mağdurların sayısı hızla artıyor… Pembe diziler, sanal sarhoşluklar, futbol fanatizmi, konfor kofluğu, güç zehirlenmesi ve uyuşturulmuş beyinler…
Nereden nereye evrim?
Futboldan, futbolizme… Tatilden tatilizme… Sanaldan sanalizme… Konfordan konforizme… Eksen kayması yaşıyoruz...
Sanal ya da hayal dünyalarında pasifize olan nesiller… Ekranlara kilitlenenlerin adeta beyinlerine kilit vurulmuş gibi oluyorlar.
Psikolojik manipülasyonlar, ideolojik ajitasyonlar, medyatik atraksiyonlar, işkolik piyasalar dejenerasyonun boyutlarını gözler önüne seriyor…
Ne mi yapmalıyız?
Her türlü uyuşturucuya hayır diyebilmeliyiz.