Toplumda vefa duygusu giderek yayılıyor. Kültür sanat dünyamıza emek vermiş şair ve yazarlar hakkında armağan kitaplar hazırlanıyor.
İlk armağan kitabı ne zaman gördüm acaba? Yanılmıyorsam 1984 yılıydı. Merhum hocamız Mehmet Kaplan hakkında Dergâh Yayınları’nın hazırladığı siyah kaplı bir kitaptı. İçinde Kaplan’ın Hoca’nın başlıca talebelerinin, dostlarının ve sevdiklerinin yazıları vardı. Bu eserden sonra aynı yayınevi tarafından farklı şahsiyetler hakkında armağan kitaplar hazırlandı. Vefat etmiş olan Nurettin Topçu ve Remzi Oğuz Arık gibi şahsiyetler için anma kitapları, yaşayanlar için armağan kitaplar hazırlandı. Bu geleneği bugün başka pek çok vefalı yayınevi yöneticisi devam ettiriyor. Şüphesiz bu tür çalışmalar, kadirbilirliktir, sadakat ve dostluktur, en önemlisi de tarihe not düşmek, geleceğe aydınlatıcı bir mektuptur. Hakkında kitap hazırlanan kişilerin birikimlerini, yaptıkları hizmetleri, kaleme aldıkları eserleri, hususiyetlerini, bilinmeyen hatıralarını toplu olarak görebiliyoruz. Bugünlerde iki armağan kitap okudum. İki eser de çok isabetli bir zamanda ve kaleme/edebiyata hizmet etmiş iki seçkin isim hakkındadır. Değerlerimize vefa gösterenler, her daim vefa bulsun.
YOLLARIN VE SULARIN ŞAİRİ
Şakir Kurtulmuş’u bilirsiniz. Sadece şiirleri ve denemeleriyle tanınmıyor, aynı zamanda sosyal yönü de güçlüdür ve başta Üsküdar’da olmak üzere pek çok yerde yapılan birbirinden anlamlı faaliyetlere, toplantılara öncülük etmiştir, etmeye devam ediyor. Üsküdar deyince doğrusu “Üsküdarlı” olmadığı hâlde aklıma önce o gelir. Zira sosyal medya paylaşımlarında ve yazılarında, Nurettin Durman’dan Ali Haydar Haksal’a, Şeref Akbaba’dan diğer pek çok edebiyatçıya dair haberler bulursunuz. Onları ziyaret eder, sohbette bulunur; çay bahçelerinde, kahvelerde toplantılar düzenler. Hep Üsküdar ve İstanbul’da görmeyiz onu, ara sıra Anadolu’ya gider, şiir toplantılarında şair dostlarıyla buluşur, hâlleşir, muhabbeti tazeler. Kitap fuarlarının vazgeçilmez ismidir Şakir Kurtulmuş. Bu kutlu mekânların neşesi, neşvesidir. Bir de kanaatimce en mühim vasfı insani duruşu, mümin vasfıdır. Müslümanlar nerede zulüm görüyorsa yüreği o bölge için atar. 15 Temmuz ihanetinde meydanlara cesaretle inenlerden biri de odur, Gazze için gözyaşı döken de… “Mücahid” vasfını, “edip”liğinden ayıramayız. Zaten ikisi bir araya gelince anlam kazanıyor. Dolayısıyla aziz kardeşim, mesai arkadaşım şair, yazar ve gazeteci dostum Özcan Ünlü’nün Çıra Edebiyat Yayınları’ndan çıkan Yolların ve Suların Şairi kitabını görünce çok sevindim. “İşte olması gereken budur.” dedim. Kitabın ikinci ismi, “Şakir Kurtulmuş’un Şiir Dünyası” başlığını taşıyor. Özcan Bey’i tanırım: Titizdir, emeğe saygılıdır, kimden bahsediyorsa en iyi şekilde onu anlatır. Son yıllarda hep beraber oldukları Şakir Kurtulmuş’u ele alırken aynı hassasiyeti, itinayı gösterdiğine şahit oluyoruz. “Önsöz”de okuyucuya şu izahatta bulunuyor: “Şiir bazen yalnızca bir estetik uğraş gibi görünür. Oysa bazı şairlerde şiir aynı zamanda düşünmenin ve hatırlamanın bir yoludur. Şakir Kurtulmuş’un şiiri bu türden bir şiirdir. Onun dizelerinde su, yol, çocukluk, ev ve gece yalnızca imgeler değildir, insanın dünyayla kurduğu ilişkinin izleridir. Kurtulmuş’un şiiri gürültülü bir şiir değildir. Büyük iddialarla ortaya çıkmaz. Şiirini manifestolarla değil, hayatın içinden kurar. Bu nedenle onun dizelerinde çoğu zaman küçük ayrıntılar belirir: bir annenin sesi, eski bir evin avlusu, uzak bir yol, çocukların gülüşü. Bu ayrıntılar gündelik hayatın parçalardır ama aynı zamanda insanın varoluşunu düşünmeye açan kapılardır.”
SADE, İDDİASIZ, İYİ ŞAİR
Ünlü, “Yolların ve Suların Şairi”ni çok iyi tanıyor ve bize de bu armağan kitapta vuzuhla anlatıyor. Kurtulmuş’un şiiri üzerinde düşünürken ve yazarken en çok hissedilen hususun, onu belirli bir konuma yerleştiremediğimizi söyler. “Ne bütünüyle geleneğin içinde, ne de modern şiirin sert kırılmalarında…”dır Şakir Kurtulmuş. Üslubu özel, duruşu farklı, edebiyattaki yeri özgündür. Kendi efkârınca yazar durur, azadedir, bağımsızdır. Yine hazırlayanın sözlerine kulak verelim: “Bu kitap, bir şairi anlamaya değil, bir şiir evreninin içine girmeye çalışır. Şakir Kurtulmuş’un şiiri, büyük iddialarla değil, derin ve içten bir sesle kurulmuş. Bu ses, çoğu zaman suyun akışında, bir çocuğun bakışında, bir şehrin yıkıntısına ve bir annenin çağrısında yankılanır. Bu çalışma, o yankının izini sürme çabasıdır.”
Kitaptaki bölüm başlıkları bize anlatılan hayatın kilometre taşlarını gösteriyor: Şakir Kurtulmuş’un Kronolojisi, Şiirin İklimi ve Sessiz Derinlik, Bir Poetikanın Doğuşu: Ah Güzel bir Gün, Şakir Kurtulmuş’un İmge Dünyası, Dil, Üslup, Yapı ve Şiir Tekniği, Temalar ve Anlam Katmanları, Kurtulmuş’un şiirlerinde Tasavvufun İzleri, İnsan ve Varoluş İmgesi, Mekân ve Coğrafyanın Vazgeçilmezliği, Aile, Çocukluk ve Hatıra: Kaybolan Zamanın Poetikası, Su ve Yol: Akış Arayış Varoluş, İnsan ve Aşk ve Sevgi, Umudun Şirini Yazmak, Hafıza, Zaman ve Geçmiş, Kuşların ve Dağların Şiiri, Şakir Kurtulmuş’un duygusal Evreni, İmgesel Süreklilik ve Poetik Bütünlük, Benzemez Kimseye Kendinden Başka.” Kitabın ön levhasında Özcan Ünlü’nün sanatçımıza ithaf ettiği “Biz Seninle Şakir Abi” başlıklı şiirin ilk kıtasını okuyalım: “Soluksuz izliyorum/Yaprakların hışırtısını Şakir abi/İncir, dallarına tutunmuş/Kaygan sülük, izlerini takipteyim/Mermer damlalar gibi/Düşünüyorum tam ortasına hayatın” Bu dostluk şiirinin son mısraları ise şöyle: “işte böyle böyle yaşlanıyoruz Şakir abi/Bize ait olmayan imla hatalarıyla/Yorgun omuzlarımızdan bu kadar/Daha da kaldıramayız başka acıları” Edebiyat dostlukları önemli. Geçmişte Ziya Osman Saba ve Cahit Sıtkı Tarancı arasındaki köklü dostluk ne güzeldir, biliriz. Kurtulmuş-Ünlü dostluğu da bu kıratta iyi, değerlidir.
BİZİ DİNLEYEN BİRİ VAR
Bazı kitap isimleri insanı sarıp sarmalıyor, bambaşka ufuklara taşıyor. Mustafa Uçurum’un Bizi Dinleyen Biri Var da bu mertebede olan iyi kitaplardan biri olarak günışığına çıktı. Namı diğer Cihan Aktaş Kitabı vefanın tezahürü, kadirbilirliğin nişanesi. Cihan Aktaş da Şakir Kurtulmuş gibi, ‘vicdan’ı merkeze alan bir edebiyatçı. Vicdan tek başına bir kavram değil ki. İçinde merhamet, hürmet, doğruluk, fazilet, kadirşinaslık, sadakat, diğerkâmlık ve diğer pek çok kavramı da barındırıyor. “Ön söz”de Mustafa Uçurum’un ‘sebeb-i telif’ine kulak verelim: “Bu kitabı, Bizi Dinleyen Biri Var’ı, bir yazarın kaleminden çıkan cümlelerin peşine düşmek ama daha da önemlisi, o cümlelerin ardındaki sessiz bir dinleyiciyi ortaya çıkarmak için yazdım. Cihan Aktaş, kırk kıldır yazıyor, ben ise yıllardır onu okuyorum, dinliyorum, not alıyorum Ondan okuduğum ilk kitap, Suya Düşen Dantel’le tanıştığım günden beri, onun romanlarında, öykülerinde, denemelerinde dolaşıp durdum. Bana Uzun Mektuplar Yaz’la 70’li yıllara, Seni Dinleyen Biri’yle 80’li yıllara gittim; Şair ve Gecekuşu’nda Esesi köyünde gecekuşu oldum. Atkaracalar’da Cevriye Bânû’nun divanını yaktım. İran sineması üzerine yazdıklarını okurken Şark’ın şiirini öğrendim: Esenler sokaklarında Rüzgâr’la İyi Geçinmek’le yürüdüm. O yazdıkça, ben dinledim. Bu kitap, işte o dinlemenin birikimi.” Mustafa Uçurum, Cihan Aktaş’ın edebiyatına dikkat çekerken hepimizi vicdanlı ve merhametli, düşünen ve düşündüren bir kalem erbabının nahif ve mükemmel dünyasına davet ediyor. Arka kapak yazısından: “Bizi Dinleyen Biri Var, yalnızca bir yazarı anlama çabasının ötesine, bir çağa tutulan ayna niteliğinde. Cihan Aktaş’ın öykü, roman ve denemeleri, Türkiye’nin son yarım asrına ışık tutarken; Mustafa Uçurum, onun metinlerini bir okur duyarlılığı ve şair ferasetiyle yorumluyor. Bu kitap, Aktaş’ın kadın kimliğinden şehir tahayyülüne, darbe dönemlerinden sınır ötesi hikâyelere uzanan edebî evreninde rehberlik ediyor.”
Günümüz dünyası merhamete ve sevgiye mesafeli, acılar karşısında duyarsız. Bu bakımdan yeni bir anlayışa, yeni bir bakışa ve yeni bir dünyaya ihtiyaç var. Bu soylu tavrı önce edebiyatta göstermeliyiz. Edebiyatı artık ‘iyiler’ ve ‘kötüler’ olarak ayırıyorum. Evet ruhen bozulmuş, kötü niyetli yazıcılar da var. Ama Âdem Turan gibi insanlara, âleme ve cümle kâinata hoşça bakan’ ediplerimiz de… Daha önce tanıttığım Kış Kitabı’nı “Sevgili Ahmet Kekeç’e” rahmetle adamıştı. Bu asil duyguya ne kadar çok ihtiyacımız var. Hoyrat bir zamanda yaşıyoruz. Gazze’de bebekler katledilirken duyarsız kalan insan kılıklı vahşiler hayâsızca aramızda dolaşıyor. Onlara karşı bütün müminlerin, Hakk’a ve hakikate inananların bir sevgi kulesi, bir muhabbet kalesi inşa etmesi gerekiyor. Hepiniz ancak o kuşatılmış hisarda rahat edebiliriz. Bu bakımdan Şakir Kurtulmuş, Özcan Ünlü, Cihan Aktaş, Mustafa Uçurum ve Âdem Turan gibi örnek isimleri pek değerli, çok kıymetli ve müspet olarak görmeliyiz. Emsalleri çoğalsın inşallah. Allah bizi kin ve nifaktan, şerden, husumetten, adavetten ve cümle kötü hususiyetlerden, şer itiyatlardan muhafaza eylesin, âmin.
HÜSEYİN ÇOLAK’TAN İKİ ESER
Karamsarlığa düşmeye hacet yok. Türkiye’de çok iyi edebiyatçılar yetişiyor ve bu isimlerle biz hakikaten zenginleşiyor, iftihar ediyoruz. Mesela onlardan biri Hüseyin Çolak’tır. Denemelerinden meydana gelen İyi ihtimaller isimli eseri, ESKADER Ödülü aldı geçenlerde. Çolak’ın şiirleri de Kıyıya Vuran kitabında buluşturuldu. Çolak, bütün diğer iyi ve vicdanlı şairler gibi Gazze olaylarına kulaklarını tıkamadı, kalbini kapatmadı. “Rim” şiiri geleceğe kalacak eserlerden. Şöyle başlıyor: “Kızını Gazze diye seven bir annedir içim/Koşarak geldim rüyalarına şehrin öbür ucundan/Bitişik yazılır Tanrıyla çocukların duası/Dede ile torunu ayrılmaz kesme işareti ile/Bize de öğretsene ‘canımın canı’ ne deemk Nebhan/Hiç unutmamışsın anadilini/Ne kadar da akıcı Neccârcan”. Şiirde hepimizin gönlünde yer eden Gazzeli dünya çocuğu Rim var, dedesi var, Rim’in kayıp küpesi, hikâyesi var. Şiir şöyle bitiyor: “Ah Rim!/İsyan atlası içim/Bağışla bizi/Rahman/Rahim/Rim.”
Bahsettiğim bu kitapların tamamı Çıra Yayınları’ndan çıktı. Yayınevinin diğer iki kitabı ise Poetika Akademisi-1 (Hayrettin Taylan) ile Terazi ve Ayna (Yasemin Kuloğlu)’dır. Şakir Kurtulmuş’un editörlüğünde istikrarlı şekilde neşriyatına devam eden Çıra, geleceğe iyi kitapları ve mütevazı yazarlarını taşıyor. Kültür dünyamızın seçkin bir adıdır Çıra. Bu hayırlı kuruluşun sahiplerine, yöneticilerine, emektarlarına, bütün şair ve yazarlarına selam olsun. Kalemlerinin ucu hep açık, bahtları iyi, hayatları uğurlu ve bereketli olsun. İstanbul Valiliği, çok büyük bir kültür hizmetine imza attı. Artık bu muhteşem şehrin her ilçesinde müstakil bir kitap fuarı düzenleniyor. İnsanlar, bilhassa ebeveynler telaşsız, alayişsiz, nümayişsiz bir şekilde bu nezih fuarları gezip kendilerine, çocuklarına kitap seçebiliyor. Sanırım bu fuarların hepsine Çıra Yayınları da katılıyor. Kitap fuarlarını gezenler, Çıra’nın ışığı altında durup kitap dünyasına girsin, yazarlarıyla tanışsın isterim.