Kim istemez ki ölümsüzlüğe erişmeyi, yada öldükten sonra adının ölümsüz karmasını? İnsanın doğasında vardır bu ideaya ulaşmak. Şeytan da zaten Hz. Adem'in (as) bu arzusunu depreştirerek cennetten kovulmasına sebep olmadı mı?
Ölümsüz olmak. Sonsuz bir yaşam içerisinde var olmak. Hiç ölmeden yaşamak.
Bu mefhum, kim ne yaparsa yapsın, hangi yöntemi denerse denesin sadece ve sadece ezel kadar başlangıçsız, ebed kadar sonsuz bir varlık olan Allah'a (cc) aittir.
En son bütün canlı varlıkların ruhları alındıktan sonra, ölümlerden ölümler vücuda getiren Azrail'e (as) gelecek sıra ve o da çaresiz bu kaçınılmaz gerçeği tadacak.
Yer yüzünde ve gök yüzünde bu duyguyu tatmamış hiçbir varlık kalmayacak. Allah'ın Kur'an'da koyduğu kanun gereği bütün varlıklar ölümü tadacaklar. Üstad Necip Fazıl'ın dediği gibi "Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?", sevgililer sevgilisi bile ölümü tattığına göre bu ölüm gerçeğinden kaçış yok.
Kaçışı olmayan bir gerçek iken ölüm, niye kendimizi bu dünya için ve dünyanın geçiciliğine bu kadar kaptırabiliyor, modern bir tabir ile adeta "dünyevileşmekte" bu derece yarış içerisinde olabiliyoruz?
Anlaşılması oldukça güç bir avuntu.
Her hastalığın bir çaresinin olması gibi elbette ölümün de bir çaresi vardır. Ölümün çaresi de Peygamberlerin varisi olmakla olabilir ancak. Yani ilim ehli, ilimle meşgul olmakla, "ya öğreten ya da öğrenen olunuz" hedefini yaşamın temel amacı haline getirmekle.
Bu hakikati en güzel ifade eden yaşam koçumuz, efendiler efendisi Peygamberimizin öğretisidir: "Bir kimse, ilim elde etmek arzusuyla bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır. Muhakkak melekler yaptığından hoşnut oldukları için ilim öğrenmek isteyen kimsenin üzerine kanatlarını gererler. Göklerde ve yerde bulunanlar, hatta suyun içindeki balıklar bile alim kişiye Allah'tan mağfiret dilerler. Âlimin abide karşı üstünlüğü, ayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Şüphesiz ki alimler, peygamberlerin varisleridir. Peygamberler altın ve gümüşü miras bırakmazlar; sadece ilmi miras bırakırlar. O mirası alan kimse, bol nasip ve kısmet almış olur." (Buharî, İlim 10).
Bir başka rivayette ise "Âlimin abide üstünlüğü, benim sizin en aşağı derecede olanınıza üstünlüğüm gibidir" (Tirmizî, İlim 19) buyurmuştur.
Makam ve derece olarak Peygamberden daha üstün bir seviye olamayacağına göre akıllı insanların, ölümsüzlüğü kucaklamak isteyenlerin sarılması gereken en önemli mefkure ve takip etmesi gereken en sağlam yol ilim yoludur.
"İnsanlar üç sınıftır" diyor Hz. Ali ve devam ediyor anlatmaya: "Birinci sınıf kudretli alimlerdir. İkinci sınıf ilim öğrenerek kurtuluş yoluna gidenlerdir. Üçüncü sınıf ise kör kütük cahil kalabalıklardır. Bunlar rüzgar nereden eserse oraya dönerler, ilim nûruyla aydınlanmamış kimselerdir. Sağlam bir dayanakları da yoktur."
Sonra sahabeden Küleyb b. Ziyad'a hitaben Hz. Ali (ra) diyor ki: "Ey Küleyb! İlim maldan hayırlıdır, ilim seni korur, malı ise sen korursun. İlim, amel edildikçe artar. Mal ise harcandıkça eksilir. Âlimi sevmek herkesin boynunun borcudur. İlim, alime hayatında itibar kazandırır, ölümünden sonra da anılmasına vesile olur. Malın sağladığı îtibar malla birlikle yokolur. Nice zenginler vardır ki hayatta iken ölürler. Âlimler ise dünya durdukça varolurlar."
Cumartesi, 8 Ağustos, günü İslam Dünyası da bir Âlemin ölümünü yaşadı, çünkü "Âlimin ölümü alemin ölümü gibidir". Dünya durdukça var olacak olan Şeyh Prof. Dr. Vehbe Zuhayli ebedi aleme kaydı gitti, lakin eserlerinin varlığı ile kendisi hep insanlığı ve ümmeti aydınlatmaya devam edecek.
Allah (cc) rahmet eylesin. Sevdiği ve razı olduğu kulları arasına ilhak edip, bizleri de yolunda yürüyen, ilmi ile amil öğrenen ve öğretenlerden eylesin inşaAllah.