Latin Amerika'nın içine kapanık ülkesi Venezuela, bir süredir, -görünürde- petrol fiyatların düşmesinden ve sosyo-ekonomik etkilerden ötürü asayiş olayları yaşanıyor. Öyle ki ülkede yolsuzluk, enflasyon ve artan şiddet olayları dışında 'temel gıda ihtiyacı' sorunu ortaya çıktı. Yani, Venezula'da insanlar ''artık hayatta kalmak!!'' için mücadele ediyor. Yapımcılığını sevgili Acun Ilıcalı'nın üstlendiği, Survivor programında yaşanılanları, Venezuelalılar ülkece yaşıyor.
Venezuela'nın popülist lideri Hugo Chavez'in ölümünden sonra ülkeyi eski Dışişleri Bakanı Maduro yönetmeye başladı. Son yapılan genel seçimleri kazanmasına rağmen, arada ciddi bir fark olmamasından ötürü, ABD destekli muhalefetin (Demokratik Birlik Masası (MUD) iştahını kabarttı.
Peki, meselenin arka planın da ne? Venezuela'da ne oluyor?
Eski Başkan Hugo Chavez, petrol şirketi, PDVSA'yı (Petroleos de Venezuela) ve yer yeraltı kaynaklarını, başkanlığı döneminde millileştirdi. Venezuela'da petrolün büyük alıcısı ABD olmasına rağmen (Ülke petrolünün %55'i), Çin ve Brezilya gibi ülkelere de satmaya başladı. ABD, Chavez'e birçok kez darbe yapmaya teşebbüs etti. Sadece bir kere başarılı olabildi.(Bir kısım Ordu mensubu ve halk ayaklanınca, ABD çıkarlarının sekteye uğramasından ötürü çekindi.) Daha sonra Chavez 48 saat içinde serbest bırakıldı. ABD, defalarca kez sosyal olaylar, hukuksal oyunlar ve ekonomik manipülasyonlar denedi ama başarılı olamadı. Çünkü Chavez'de Ordu içerisinde ABD'ci subayları tasfiye etti ve halkın büyük bir desteğini arkasına almıştı(Özellikle yoksul kitlelerde).
Hugo Chavez öldükten sonra, 2013 yılında Nicolas Maduro seçildi. İlk yapılan genel seçimlerde Chavez kadar başarılı olmasa da seçimleri kıl payı kazandı. (% 50,61 karşı, % 49,12) Bu sonuç gerek Venezula muhalefetindeki seçkin zümreyi, gerekse ABD ve üst akıl açısından büyük bir umut oldu.
Çünkü sosyalistler 14 yıldır iktidardaydı. Hem elit kesimlerin, hem de ABD çıkarları sekteye uğramış veya ekonomik kazanımları azalmıştı. İlk kez iktidar, bu kadar yakındı!!
Bu arada, ülkede bir yandan ekonomik durgunluk iyice artmaya başlamış. Diğer taraftan bazı asayiş olayları tırman(dırıl)mış. Ülkede elektrik kesintisi, süper marketlerde -gıda fiyatları- artışlar yaşanmış. Fabrikalar işçi çıkarmaya başlamıştı. Bu atmosfer içerisinde girilen Parlamento seçimlerinde Sosyalistler'in 17 yıldır hakimiyeti sona erdi. Parlamentoda 167 sandalyeden, 99 sandalyeyi muhalefet(Sermaye, medya, seçkinler, ABD) kazandı. Maduro yani, iktidar partisi ise 46 sandalye kazandı. Böylelikle Başkan, parlamentoda çoğunluğu kaybetti.
-Zaten 1 yıl daha dolmadan, bu hafta sonu Başkan Maduro'nun görevden alınıp-alınmaması ile ilgili referanduma gitme kararı alındı-
Venezuela'da ABD destekli muhalifler(seçkinler) parlamento seçimlerini kazanmasına rağmen önce faşist grupları yarattı/destekledi. Ülkede polis arabaları ve işyerleri yakıldı. Fabrikalar işçileri işten çıkarmaya devam etti. Ulusal ve uluslararası medya, Maduro ve ülkeyi sadece eleştirmekle kalmadı, hakaretler edip, aşağılayıcı yayınlar yaptı. Sonra, Parlamentodaki çoğunluk sayesinde Maduro hükümetine baskı yaparak devalüasyon yaptırttı. Daha sonrada referandum kararı aldırılarak, Maduro'nun azledilmesi için gerekli imzaların toplanmasını destekledi.
Maduro ise önce halka 10 milyar dolarlık petrol yardımında bulundu. Ardında % 600'lük zam yaptı. Fabrikatörleri cezalandıracağını açıkladı. Medyaya çattı. ABD ile kavgaya devam etti. Üst aklın, Brezilya darbesini eleştirdi. Ülkede, zaten var olan Chavezm-anti Chavezm kutuplaşmasını körükledi. Örneğin; bir altyapı inşaatında çalışan işçilerin, Chavez'in hayalini görmelerinden gurur duymuş ve politik bir malzeme yapmıştı. Chavez'in silüetinin yansıdığı bir dağdan övgüyle bahsetmişti.
Tabi, bunun dışında ABD ve işbirlikçi seçkin zümresi de boş durmadı. Gıda ve ilaç ithalatına bir takım bürokratik sınırlamalar getir(il)di. Normalde ithalat konusunda çekimser davranan sosyalist hükümet, gıda ve ilaç ithalatına başladı. ZİKA virüsüne yakalanmış 400.000 kişi, acil ilaç bekliyordu. Özellikle şehir merkezlerinde marketlerin politik tavrı yüzünden yiyecek bulunmuyor veya yüksek fiyata ilaç satıldı. Bunun dışında Brezilya, Arjantin, Uruguay'da yaşanan kuraklık, Venezuela'da iyiden iyiye hissettiriyordu.
Maduro, Hugo Chavez kadar popüleritesi yüksek olmasa da anti-ABD'ci duruşundan taviz vermedi. Maduro'da tıpkı Chavez gibi Çin ve İran'la antlaşmalar yaptı. Çin, yüksek fiyatta petrol alımına devam ettiği gibi ülkede etkisini her geçen gün arttırdı. Çin, sadece petrol alışverişi yapmıyor, alt yapı ve bayındırlık hizmetleriyle de ülkenin kalkınmasına katkıda bulunuyor. Petrol karşılığında tarım ürünleriyle de takas da yapıyordu.
Venezuela, İran'a da tarım ve inşaat sektörlerinde pay vermektedir. Maduro hükümeti, Latin Amerika ülkelerinin ABD ile yaşadığı sorunlarda, sürekli ABD karşıtı tarafta oldu. Örneğin, Brezilya Darbesine açıktan eleştirdi. İsrail-Filistin geriliminde Filistinlilerin yanında yer aldı. İsrail'e karşı 'Terörist' suçlamasında bile bulundu.
ABD, gülünç bir şekilde Venezuela'yı ''Ulusal güvenliği tehdit eden ülke'' olarak ilan etti.
Venezuela, 2013 yılından beri -yapılan keşifler sonucunda- dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip ülkesi olarak, Suudi Arabistan'ın 70 yıllık liderliğini devraldı. Mesela bir kıyas yaparsak Türkiye'nin 1200 yıllık ihtiyacını karşılayabilecek (yaklaşık 300 milyar varil) rezerve sahip. Ülkede oluşturulan olumsuz ekonomik hava, aslında yeni bir hükümetin oluşturulmasına yönelik suni çalışmalardır.
Sadece Venezuela'da yaşananlar petrolü yönetme, iktidar olma arzusu değil. Venezuela petrol satışı yaparken aynı zamanda tarım, makine ve ilaçla da takas yapmaktadır. Bu takas yapılırken şeker, pirinç, süt tozu, yağ, un, mısır gibi temel ihtiyaç maddeleri talep ederken; -ilginçtir Yahudi hegemonyasında olan bu besinleri, ABD veya üst akılla dolaylı bağı olan şirketlerden değil; Çin ve Brezilya'daki şirketlerden yapılması istemektedir. Sadece Haziran ilk haftası için 115.000 ton pirinç, şeker, mısır ve fasulye satın alındı. Chavez, dolayısıyla Maduro yönetimi, petrol ve gıda sektöründen yaşananlardan ötürü 17 yıldır, zaten baskı altındaydı. ABD açısından son bir yıldır ise, toplumsal bir zemin yakalanmış durumda. Zaten Başkan Maduro'da, ülkede yaşananları bir "ekonomik savaş" olarak ilan etti. Ülkedeki elit iş çevreleri ve muhalif gruplara karşı mücadele ettiğini açıkladı.
Venezuela, dünyanın önemli petrol üreticisi olduğu gibi kendi coğrafyasında 30 milyonluk nüfusuyla önemli bir ülkedir. Ülke ekonomisi, gelirinin % 95'ini enerji sektöründen elde eder. Malumunuz dünyada petrol fiyatlarının düşüşü, ülke ekonomisini çöküşün eşiğine getirdi.
Fakat, Maduro hükümetinin sosyalist ekonomik politikalarının yarattığı olumsuz durumu da göz ardı edemeyiz. Çünkü, ülkeyi uluslararası piyasalara kapalı hale getirdiği gibi ABD'nin ambargosunu eklediğimizde Venezuela bir anlamda kaderiyle baş başa kaldı. Bugün halk yoksulluk, ekonomi, demokrasi, istikrar, enflasyon, iktidar gibi kavramları değil, 'nasıl hayatta kalabilirimin' derdinde.
Bu büyük fotoğrafa baktığımızda Venezuela'da yaşananların bir kısmı aslında ülkemizden tanıdık geliyor. Tıpkı, Cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan'ın K. Irak'la uzan vadeli petrol antlaşma yapmak istemesi, Nükleer enerji oluşturma çabaları, bağımsız ekonomi, bağımsız dış politika ve bağımsız savunma sanayi refleksi gibi. Ülkemizde küçücük bir boşluk dahi oluştuğunda, telafi çok zor veya imkansız sonuçlara gebe olabiliyor.
Mesela, 7 Haziran seçimlerinden sonra yaşanan koalisyon tartışmalarını hatırlayalım. PKK terör örgütü azdırıldı. Rusya, Suriye'ye girdi. İncirlik üssü tekrar ABD'ye açıldı. Türkiye'nin birkaç kez ihalesini ertelediği Çin Füze ihalesinden geri çekildik. Türkiye'de faizler arttı. Ekonomi istikrarsızlık oluştu. Bunun gibi birçok hadise sayabiliriz.
Sonuç olarak, diyecek bir şey yok aslında. Venezuela gibi sadece son üç ayda 8 ülkede benzer dizayn çalışmasını yazıp-çiziyorum. Mesele aynı. Problem aynı. Yöntem aynı. Ülkemizin lideri Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a sahip çıkalım.
Ancak hükümetlerde halkın 'değişen' talep ve ihtiyaçlarını görmezden gelmemelidir. Zira Latin Amerika'daki devrik başkanlardan birinin dediğine göre ''Siyasal başarılar; ancak ekonomik hedefler gerçekleştiğinde mümkün olabilmektedir''.