R. Levent IŞIK / ANALİZ
Bir yandan dolaylı vergilerin yükü altında ezilen dar gelirliyi koruyan ve servet üzerinden adil bir vergi sistemi kuran bir Maliye yapısı; diğer yandan ise fiyat istikrarını merkeze alan, bağımsız ve şeffaf bir TCMB duruşu... Kamu harcamalarının yapay zekayla denetlendiği, kayıt dışılığın dijital takip ile bitirildiği ve para politikasının güvenle tahkim edildiği bu yeni "ekonomi mimarisi", enflasyonu kalıcı olarak düşürmenin tek yolu. İşte Levent Işık’ın kaleminden, Türkiye’nin mali ve parasal geleceği için sunduğu radikal çözüm önerileri...
MALİYEDE NE YAPMALI?
Maliye tarafında yapılması gereken ilk şey enflasyonla mücadeleyi sadece daha fazla vergi toplama işi gibi görmekten çıkarmaktır. Vergi düzeni aynı zamanda hangi sektörün büyüyeceğini, hangi yatırımın hızlanacağını, hangi maliyetin düşeceğini ve hangi alanın kayıt içine çekileceğini belirleyen temel araçlardan biridir. Bu yüzden tarım, hayvancılık, enerji, eğitim, konut ve ulaştırma gibi alanlarda önerilen dönüşümlerle uyumlu yeni bir maliye programı kurulmalıdır. Üretimi, verimliliği ve fiyat istikrarını aynı anda destekleyen bir yapı oluşturulmalıdır.
YÜK DAR VE ORTA GELİRLİ VATANDAŞIN SIRTINDA
Bu çerçevede ilk büyük düzeltme vergi yapısında olmalıdır. Türkiye’de KDV, ÖTV ve benzeri dolaylı vergilerin ağırlığı çok yüksek olduğu için yük büyük ölçüde dar ve orta gelirli vatandaşın sırtına binmektedir. Çünkü düşük gelirli kesim kazandığının çok daha büyük bölümünü harcamaya ayırır ve vergiyle her gün markette, ulaşımda, faturada ve temel ihtiyaçlarda karşılaşır. Bu nedenle maliye dolaylı vergilere dayanarak bütçe toplama alışkanlığını azaltmalı, bordrolulara yüklenmekten vazgeçmeli ve son beş yılda servetini ve gelirini ciddi biçimde büyüten kesimleri çok daha yakından izleyerek gerçek gelir üzerinden daha güçlü tahsilata yönelmelidir. Vergi adaleti kurulmadan gelir uçurumu daralmaz ve gelir uçurumu daralmadan da enflasyonla mücadele toplumsal destek kazanmaz.
VERGİ TABANINI GENİŞLETEN SİSTEM KURULMALI
İkinci olarak vergi oranlarını sürekli yükselten anlayış yerine vergi tabanını genişleten ve davranışı yönlendiren bir sistem kurulmalıdır. Üretim, enerji, lojistik, eğitim ve konut gibi alanlarda vergi yükünü artırmak çoğu zaman maliyetleri büyütür ve enflasyonla mücadeleyi zorlaştırır. Buna karşılık soğuk zincir, depo, akıllı sulama, enerji verimliliği, kiralık konut üretimi, lojistik dijitalleşme ve stratejik eğitim yatırımları gibi doğrudan verimlilik sağlayan alanlara vergi indirimi, hızlandırılmış amortisman, SGK desteği, KDV kolaylığı ve yatırım avantajı verilmelidir. Vergi sistemi üretken yatırımı hızlandıran, verimsiz ve kısa vadeli kazanç alanlarını ise daha sıkı takip eden bir çerçeveye oturmalıdır.
DÜZGÜN MÜKELLEFİ KORUYAN YAPI KURULMALI
Üçüncü olarak kayıt dışılıkla mücadele klasik denetim mantığından çıkarılmalı ve dijital görünürlük esas alınmalıdır. Tarımda ürün takibi, enerjide fiyat zinciri şeffaflığı, konutta kira sözleşmelerinin dijital kaydı, eğitimde ücret kalemlerinin açık biçimde izlenmesi ve ulaştırmada taşıma faaliyetlerinin görünür hale gelmesi vergi uyumunu artırır. Şirketler tarafında düşük beyan, sahte gider, eksik kayıt ve benzeri alanlar çok daha güçlü analiz sistemleriyle taranmalıdır. Düzgün mükellefi koruyan, kaçıranı ise tahsilatla karşılayan bir yapı kurulmalıdır. Böylece hem bütçeye yeni kaynak gelir hem de kayıt içinde çalışan ile kayıt dışında kazanç sağlayan arasındaki adaletsizlik azalır.
TOPLANAN VERGİ NASIL KULLANILIYOR?
Dördüncü büyük başlık kamu harcamalarıdır. Türkiye’de sorun yalnız verginin kimden toplandığından ibaret değil. Toplanan kaynağın nasıl kullanıldığı da en az o kadar önemlidir. Kamu harcamalarında verimlilik çoğu zaman ölçülemiyor, yatırım tutarları ile ortaya çıkan işin gerçek değeri arasında yeterli karşılaştırma yapılamıyor ve ihale düzeni çok sayıda değişiklik nedeniyle karmaşık hale gelmiş bulunuyor. Bu yüzden maliye programı, kamu parasının nereye gittiğini ve karşılığında ne üretildiğini en ayrıntılı biçimde izleyen yeni bir kontrol düzeni kurmalıdır. Her fatura, her yatırım kalemi, her hizmet alımı ve her yapım işi emsal maliyetlerle karşılaştırılmalıdır.
KAMU ZARARINDA SORUMLULAR HAKKINDA İŞLEM YAPILMALI
Beşinci olarak tüm kamu harcamaları ve yatırım faaliyetleri yapay zeka destekli denetim sistemine bağlanmalıdır. Aynı tür işler farklı kurumlarda hangi bedelle yapıldı, birim fiyatlar neden sapıyor, hangi harcamalar olağan dışı artış gösteriyor, hangi bakım-onarım ya da alım kalemleri emsallerin üzerine çıkıyor, bunların tamamı otomatik biçimde kontrol edilmelidir. Şişirilmiş bedeller, gerçekçi olmayan faturalandırmalar, tekrar eden ödemeler, düşük rekabetli alımlar ve sonuç üretmeyen yatırım kalemleri sistem tarafından anında işaretlenmelidir. Sonrasında da denetim yalnız rapor yazmakla sınırlı kalmamalıdır. Kamu zararının tahsili sağlanmalı, sorumlular hakkında işlem yapılmalı ve kurallara aykırı uygulamalarda yer alan firmalar sistem dışına çıkarılmalıdır.
DOĞRU YERE HARCA YANLIŞ ALANI TEMİZLE
Altıncı olarak bütçe tarafında yeni bir sınıflama yapılmalıdır. Enflasyonu düşüren harcamalar, nötr harcamalar ve fiyat baskısını artıran harcamalar birbirinden ayrılmalıdır. Tarım lojistiği, enerji verimliliği, kiralık konut, dijital vergi altyapısı, stratejik eğitim destekleri ve üretim kapasitesini artıran yatırımlar korunmalı ve önceliklendirilmelidir. Buna karşılık tekrar eden, verimsiz, sonuç üretmeyen ve sadece kaynak tüketen harcamalar sert biçimde gözden geçirilmelidir. Mali disiplin yalnız -harcama kıs- anlayışıyla yeterl verimi üretememektedir. -Doğru yere harca, yanlış alanı temizle- anlayışına da dayanmalıdır.
Hasılı maliye politikası artık iki ayaklı bir program olarak düşünülmelidir. Birinci ayakta dolaylı vergilerin baskısı azaltılmalı, bordroluların üzerindeki aşırı yük hafifletilmeli, son yıllarda hızla zenginleşen kesimler ve düşük beyan veren şirketler daha etkin biçimde vergilendirilmelidir. İkinci ayakta ise kamu harcamaları, ihaleler, faturalandırmalar ve yatırım kalemleri tam denetim altına alınmalı, yapay zeka destekli karşılaştırmalarla verimsizlik temizlenmeli ve kamu kaynağı çok daha sıkı korunmalıdır. Vergi düzeni düzelmeden gelir uçurumu kapanmaz. Kamu harcamaları düzelmeden de enflasyonla mücadele için gereken güven ve kaynak oluşmaz.
TCMB NE YAPMALI?
Gelelim TCMB’ye. Son üç yıldır enflasyonla mücadelede çok ağır bir yük taşıyor. Politika faizinin %37’de sabit tutulması ve karar metninde jeopolitik gelişmeler, enerji fiyatları ve enflasyon görünümündeki bozulmalara karşı sıkı duruşun korunacağı mesajının verilmesi, bu zorlu sürecin devam ettiğini gösteriyor. Ocak 2026’da aylık TÜFE %4,84, yıllık TÜFE %30,65 olmuştu. Şubat 2026’da aylık artış %2,96’ya inse de yıllık enflasyon %31,53’e yükseldi. Yani aylık hızda bir miktar yavaşlama görülse de genel fiyat seviyesindeki sorun hala ciddi. Buna enerji şoku riski de eklenince TCMB’nin neden temkinli kaldığı daha net anlaşılıyor.
‘PARA POLİTİKASI TEDAVİ ETMİYOR’
Evet, TCMB ciddi bir çaba gösterdi ama para politikasının tek başına çözüm üretme kapasitesi sınırlı. Para politikası, hastayı ameliyata hazırlayan narkoz gibi işlev görüyor. Süreci kontrol altında tutuyor ama asıl tedaviyi yapmıyor. Enflasyonu kalıcı biçimde düşürmek için maliye politikası, arz zinciri, enerji maliyetleri, tarım, kira, lojistik ve beklenti yönetimi gibi alanlarda eş zamanlı adımlar gerekiyor. TCMB bugüne kadar sistemi siyaseti rahatsız etmeden ayakta tutmaya çalıştı. Fakat diğer kurumlar aynı ölçüde devreye girmediğinde bu çabanın etkisi sınırlı kaldı. Bu nedenle Merkez Bankası’nın artık daha fazla sıkılaştırmadan çok para politikasının tek başına mucize yaratamayacağını daha açık anlatması gerekiyor. Hem siyaset kurumuna hem de halka.
‘TOPLUM ENFLASYONUN DÜŞÜRÜLECEĞİNE İNANMIYOR’
Bir diğer önemli sorun da itibar açığı. Sorun kurumsal kapasiteden ziyade hedeflerle gerçekleşmeler arasındaki farkın toplumda ve dış yatırımcıda oluşturduğu güvensizlik. TCMB’nin son Enflasyon Raporu’nda 2026 yıl sonu için %16 hedefi ve %15-21 tahmin aralığı korunurken, Şubat 2026 Hanehalkı Beklenti Anketi’nde 12 ay sonrası enflasyon beklentisi %48,81 çıktı. Bu fark toplumun Merkez Bankası’nın enflasyonu gerçekten düşürebileceğine henüz tam inanmadığını gösteriyor. Dolayısıyla TCMB artık sadece hedef açıklayan bir kurum olmamalı. Neden sapma yaşandığını sade, açık ve düzenli şekilde anlatan bir kurum olmak zorunda. Aynı hataları yapmayan ve verimsiz hamlelerle zaman kazanmaya çalışmayan bir gerçekçi bir politika belirlemeli.
SÜRE UZADIKÇA YAN ETKİLERİ ARTIYOR
Bir başka mesele de elbette sürenin uzaması. 2023 ortasından beri devam eden sıkı para politikası yaklaşık 33 aya yaklaşan bir döneme yayılmış durumda. Süre uzadıkça bu politikanın yan etkileri artıyor, toplumun sabrı azalıyor ve -biraz daha sıkalım- yaklaşımının getirisi düşüyor. Bu yüzden TCMB’nin bundan sonra daha fazla baskının reel ekonomi üzerindeki maliyetini çok daha dikkatli hesaplaması gerekiyor. Artık -her şeyi ben çözerim- pozundan ziyade -ben gerekli parasal zemini sağlarım ama kalıcı sonuç için tüm ekonomi yönetimi birlikte hareket etmelidir- yaklaşımı öne çıkmalı. Bu zayıflık değil, daha gerçekçi ve daha kurumsal bir tutum olacaktır.
SADECE PİYASALARA SESLENMEYİ BIRAKMALI
Son olarak TCMB’nin iletişim biçimini değiştirmesi gerekiyor. Sadece piyasalara seslenmeyi bırakmalı. Doğrudan vatandaşa da hitap eden, dolayısıyla halka karşı sorumluluk taşıdığını daha derinden hissettiren, daha sade, daha dürüst ve daha sürekli bir iletişim kurulmalı. İnsanlara neyin başarıldığı, neyin başarılamadığı ve neden başka kurumların devreye girmesi gerektiği açıkça anlatılmalı. Aynı zamanda tarım, enerji, konut, lojistik ve maliye politikası gibi alanlarda koordinasyon ihtiyacı daha yüksek sesle dile getirilmeli. Çünkü bugün gelinen noktada para politikası sistemi ayakta tutuyor ama enflasyonla mücadelenin başarıya ulaşması için ameliyat ekibinin tamamının masaya gelmesi gerekiyor.