Türkiye'de on yıllar boyunca vesayet düzeni üzerinden devletin "sivil siyaset"i ve "toplum"u cendereye soktuğu ağır ve travmatik bir süreci yaşadık. Devletin ideolojik-politik formasyonuyla halka karşı konumlandığı, stratejisini halkı aklen, vicdanen ve bedenen teslim alarak yeniden kodlama üzerine oturttuğu "toplum mühendisliği" siyaseti toplumun pasif ve aktif direnci ile belirli bir eşikte tutuldu. Türkiye'nin iç ve dış dinamikler üzerinden karşılaştığı basınç sözkonusu "mühendisliği" zorlasa da devletin düzeneğinde yapısal bir dönüşüm yaşanmadığı gibi devletle kendisini iedeolojik-politik olarak özdeş görenlerin "mühendislik" motivasyonlarında da bir gerileme yaşanmadı.
Nitekim 28 Şubatsüreci ile "balans ayarı" yapılan müesses nizam genetik kodlarına döndürüldü, toplum ve sivil siyaset için tayin edilmiş olan konumun altı bir kez daha çizildi. Devletin ideolojik ve baskı aygıtlarının refakatinde "sivil siyaset", sosyoloji ile irtibatı kesilerek gündelik olana odaklı basit bir tekniğe, toplum da temel aidiyetleri üzerinden sakıncalı pozisyonu teyit edilerek "mühendislik" politikalarıyla yeniden formatlanacak nesne olmaya indirgendi.
Ancak küresel bir dünyanın postmodern koşullarında 20.yüzyılın başında şekillenmiş bir ideolojik-politik konsepti dayatmalarla, güç ve iktidar aygıtlarıyla yaşatmaya çalışmak kolay olmuyordu. Nitekim 28 Şubat'ta "bin yıl sürecek" denilen süreç sosyolojinin baskısıyla akamete uğradı. 2000'li yılların başından itibaren sivil siyaseti ve toplumu kuşatan, baskılayan vesayet düzeninin periyodik bir şekilde geriletilmesine tanıklık ettik. Türkiye'nin "normalleşme süreci"olarak tanımlanabilecek bu yılların ardından bugün başka bir problem alanı ile karşı karşıyayız.
Bilindiği gibi 20. yüzyıltemelde toplumların mühendisliğe "hard" ve "soft" bir şekilde tabi tutulduğu bir zaman kesitiydi. "Hard" olanlar vahşette sınır tanımayan nitelikleri ile Musolini, Hitler, Stalin gibi aktörlerin kötücül karakterleri üzerinden öfke, nefret ve şer odağına indirgenirken bunun dışında kalanlar şiddetin, kabalığın, tahakkümün yoğunlaşması açısından görece "soft" olarak nitelenip örtük bir onamayla taltif edildiler. Oysa temelde iki kesiminde kabul ettikleri ve ifası için çalıştıkları "toplumun yeniden varedilmesiydi." Toplumun yeniden varedilmesine dönük "itikat" düzeyindeki bu müşterek bağlılık "hard" ve "soft" arasındaki keskinliği törpülemekte, karşıtlığı tali bir düzeye düşürmektedir. Nitekim "iktidar-ideoloji-güç" tartışmalarının derinliği ve yaygınlığı duruma şahitlik eder durumda.
"Normalleşme eşiği" dediğimiz temelde; toplumun merkezde olduğu, barındırdığı farklılık ve çeşitlilikle baskılanmadan, kuşatılmadan dinamizmini ve devingenliğini olağan akışı içerisinde sürdürdüğü bir düzlemi ima ediyor. Kurumsal siyasetin ve devletin verili gerçeklik olan toplumla mütenasip olarak konumlandığı, toplumun olağan akışını, dinamizm ve devingenliğine halel getirmediği, insicamını bozmadığı, tahrip ve tahrik etmediği bir ilişki biçiminin yaşanabilmesini betimliyor.
Bu açıdan yaşanan anomalinin giderilmesi ve devlet-toplum ilişkisinin rayına oturtulması açısından vesayet sisteminin geriletilmesi mücadelesi hayati önemdedir. Ancak devletin cenderesinden çıkan toplumun siyaset tarafından tazyike tabi tutulması, kuşatmaya alınması hatta sıcak siyasetin talep ve beklentileri doğrultusunda kundaklanması başka bir anomali halidir. Zira toplumun toplum olma hüviyetinin aşınması, dinamizm ve devingenliğinin siyaset tarafından emilmesi, tüm enerjisini siyasette çarçur ederek kısırlaşması, çoraklaşması ve önemlisi sorumluluklarını gözardı etmesi bizatihi bu anomalinin semptomları olabilir ancak.
Toplumun güç ve kudreti, arzu ve beklentisi, tahayyülü ve tasavvuru hayatın olağan akışında yönelim, talep ve beklenti şeklinde billurlaşarak siyasete ve devlete yansıması, üzerlerinde bir basınç işlevi görmesi beklenen, istenilen ve olması gerekendir. Dolayısıyla "normalleşme", toplum, siyaset ve devlet düzleminin toplumun öncelendiği bir mekanizma üzerinden hayatiyet bulmasını vurgular. Toplumun aktör olduğu, canlı olduğu, siyasetin tahrikleri ile paralize olmadığı bir vasat öncelikle kendisinin ve bağlı olarak siyasetin ve devletin nitelik kazanmasıdır. Oysa devlet ile siyaset arasında arasında sürüklenen ve buna rıza gösteren "toplum", kendisini çürüttüğü gibi siyaseti ve devleti de işlevsiz kılıp sonu olmayan bir cebelleşmeye sürüklemektedir. O yüzden bu nevzuhur anomali hali siyaset, devlet ve toplum açısından patinaj hatta yozlaşma demektir.
Bugün siyasetin kışkırtıcılığına, ayartıcılığına yenik düşmüş ve dokusuna halel getien, kendisine irtifa kaybettrien bir düzlemde debeleniyor toplum. Gerilimli siyasetin ateşine odun taşıyarak bugünü ve yarını inşa etme sorumluluğunu siyasete havale ederek yol almaya çalışması başlı başına skandal niteliğindedir. Matbuat, akademi, maarif, ilahiyat, vakıf, dernek, cemaatinvs. tüm sivil toplum unsurları bu halleriyle can çekişmekte, siyasetin gölgesinde bir sığıntı olmayı yeğlemektedir. Bunun sürdürülemez olduğu tartışmadan varestedir. Bu kolaycılığın, bu sorumsuzluğun vebali ağır olacaktır.
Türkiye'nin dolayısıyla 78 milyonun kaderi ne devlete ne de siyasete bırakılamaz. Toplumun sorumluluğunu üstlenmeye, yaşadığı hayatın hakkını verme çabasına muhtacız. Siyasetin, devletin eleştirilmesi ve sahiplenilmesi de ancak aşamada anlam kazanabilir. Aksi taktirde yandaşlık ve karşıtlık dışında gündemi, arayışı, tartışması ve sorgulaması olmayan toplumun kah devlet kah siyaset elinde savrulmasında şaşılacak bir şey olmuyor.
Netice olarak meşruiyetini toplumdan alması, yönelimi ve siyasalarıyla topluma yaslanması gereken siyaset, toplumdan sadakat talep etmekte, hertürlü teslimiyeti içeren bir itaati dayatmaktadır. Toplumun bu çarpık beklentiye gönüllü olması ise sorunu derinleştirmekte, kör bir düğüme dönüştürmektedir. Oysa toplumun kendini yenileme, onarma becerisi ve potansiyeli siyasetin ve devletin beceri ve potansiyelinden hem nitelik hem de nicelik olarak kıyas kabul etmez niteliktedir. Yeter ki ilişki aslına rücu etsin, yeter ki devlet ve siyaset, topluma gölge etmesin. Ve şüphesiz en önemlisi yeter ki toplum, kendi kaderine sahip çıkma iradesi gösterebilsin.
Bayramınız mübarek olsun.