Sebep, fırsat ve bahane gibi anlamlara gelen vesile hayatımızdan çıkmaya başladı. Bir işe aracı olmak, o işin gerçekleşmesi için sorumluluk almak ve uygun ortam oluşturmakla da vesile olmak ortaya çıkıyor.
Vesile, insan hayatının her döneminde ve dönümünde kendini hissettirir. Muhakkak her işe bir vesile vardır. Arapça bir kelime olan vesile, hayatımıza öyle girmiş ki insanı, insana yaklaştırıyor. Vesilesiz bir iş olmuyor. Vesile olmadan olmaz mı? Düşünelim bakalım.
Uzun süre birbirini görmeyen dostlara buluşmaları için bir vesile gerek. Öyle midir? Vesilesiz görüşme, buluşma, hasbihâl etme mümkün değil midir? Sanki öyledir. Evet, günümüz şartlarında sebep olmadan veya ihtiyaç hâsıl olmadan adım atılmıyor. Hayatı matematiksel işlemler gibi olanlar böyledir. Hep bir gerekçe ararlar, sebep-sonuç ilişkilerine göre harekete geçerler. Sonuç alınamıyorsa adım atmazlar. Oysa vesilemiz sadece muhabbet olabilir.
Vesile dediğimiz şey elde edilecek ne ise o olmuş durumda. Bir ziyarete vesile sadece dostluk değil de işin içinde çıkar da varsa orada kalbi lekeleyen bir hastalıklı hâl vardır.
Yeni dostlar, tanışlar ve ilişkiler için hep mantıklı bir vesile aranır. Karşılıklıdır bu. Ancak bazı karakterler tek taraflı planlarla ki bu planlar gizlidir de ilişkilerini geliştirir. Onlar için elde edilecek, varılacak bir nokta vardır. İhtiyaç meselesidir bu. Samimî dostluk değil de ihtiyaca binaen kurulan bir bağlantıdır, bağ bile değil. Merdiven gibidir böyle ilişkiler. Basılır, çıkılır ve geriye bakılmaz. Merdiven olan tarafın hep üstüne basılır, hep yükü o çeker. Vesile aradan kalkınca yani ihtiyaç ortadan kalkınca ilişki önce zayıflar sonra da biter.
Hayatı hep alma-verme gibi görenler sürekli vesileler çıkarır. Samimî ve saf kalpli olanlar bunu anlayamaz. Oysa vesile olmak hayatı kolaylaştıran bir davranıştır. Ancak asıl amaç dürüstçe bir ilişki kurmak olmadığında gizli niyetlere yapmacık vesileler bulunur. Ticarî bir kafa burada temiz bir kalbi alt eder. Uyanıklık da dedikleri böyle hareket ve hamlelerle konum, pozisyon elde edenler herkesi merdivene çevirir, üstüne basa basa çıkarlar. Bir taraf yıpranır, yorulur; diğer taraf kazanç el eder.
Vesile olanlar ve vesileye muhtaç olanlar, bir köprü misali değil midir? Ne var ki köprü geçilince unutuluyor her şey. Burada başka bir erdemi hatırlamak gerekiyor, nedir o? Vefa. Hayat bir kader zinciridir. Biri olmadan diğeri olmuyor. Güzel vesileler bulmak, onlara tutunmak gerekmez mi? Geçtiğimiz yolları unutmak mümkün mü? Değil elbette ama vefasız kişilerin kirli oyunlarına gelenler hep üzülüyor.
Sebep olan yani vesile olan yapan gibidir. İyiliği de kötülüğü burada birlikte düşünmek gerekir. İyiliğe, güzelliğe vesile olmak bir insan için hayatta bırakacağı en güzel izdir. Büyük insanlar da böyle değil midir? Hep onların başlattığı işleri devam ettiriyor, açtıkları yolda gidiyoruz. Böyle büyük ve öncü şahsiyetlere minnettar olmak erdemdir. Büyük insanlar zaten minnet yüklemez ama onlara vefa göstermek, onların hakkı değil midir? İşte hayatın düğümü burada. Bu nirengi noktasını anlamayan, göremeyen, vefasızlık yapanların kalbi et parçasıdır, gün gelecek o et parçası kokacaktır.
Vesilenizi unutursanız kalbinizi yoklayın. Güzel insanların elinden tutmuşsanız daha doğrusu onlar sizin elinizden tutmuşsa bırakmayın o eli. Çünkü vesile, bir kalpten diğerine açılan yoldur. O yolu her zaman açık tutmak, nefes almak için gereklidir. Hayat da cennet için bir vesiledir, cennet de en güzel cemal için bir vesile.