Bazı insanlar hayatı güç karşısında eğilerek yaşar. Kimisi makamın gölgesine sığınır, kimisi kalabalığın arkasına saklanır. Rüzgâr hangi yönden eserse o yöne dönen insanlar vardır. Ama bir de başka türlü yaşayanlar vardır… Sayıları belki azdır ama omurgaları sağlamdır. Onlar başlarını sadece Allah’ın huzurunda eğerler.
Ben o insanlardan biriyim.
Hayatım boyunca öğrendiğim en büyük hakikat şudur: İnsan başını eğmeye alıştığında, bir süre sonra doğrulmayı da unutur. Eğilmek kolaydır çünkü bedeli yoktur. Susmak kolaydır çünkü kimseyi rahatsız etmez. Ama doğruluk… İşte doğruluk ağırdır. Bedeli vardır. Yalnızlığı vardır. Bazen de insana dikenli yolları yürütür.
Ama yine de insanı insan yapan tam olarak budur.
Ben Allah’tan başka kimseden korkmam. Hiçbir makamın, hiçbir gücün, hiçbir kalabalığın önünde boyun eğmem. Çünkü insanın gerçek mahkemesi bu dünyadaki kürsüler değildir; insanın gerçek mahkemesi vicdanıdır. Eğer vicdanın seni suçlamıyorsa, dünya seni yargılasa bile kaybetmiş sayılmazsın.
Geceleri başımı yastığa koyduğumda huzurla uyuyabiliyorsam, kimsenin hakkını yemediğimi biliyorsam, kimseye eğrilik yapmadığımı hissediyorsam işte o zaman kendimi dünyanın en zengin insanı sayarım. Çünkü huzur satın alınamaz. Vicdan kiralandığında insanın içindeki en büyük servet de kaybolur.
Bugün etrafımıza baktığımızda başka bir manzara görüyoruz. İnsanların bir kısmı çıkar için eğilip bükülüyor. Doğrularını cebine koyup sessizleşenler, menfaat uğruna susanlar, haksızlık karşısında gözlerini kaçıranlar çoğalıyor. Oysa bir toplumun çöküşü büyük savaşlarla başlamaz; küçük eğriliklerin normalleşmesiyle başlar.
Eğrilik…
İşte benim tahammül edemediğim şey tam da budur.
Çünkü eğrilik bir insanın karakterinde başladığında, kısa sürede bir toplumun damarlarına yayılır. Önce doğrular susturulur, sonra adalet zayıflar, ardından güven ortadan kalkar. İnsanlar birbirine kuşkuyla bakmaya başlar. Bir toplumun ruhu işte o zaman yavaş yavaş çürür.
Benim dünyamda eğrilik yoktur.
Ve eğrilik yapanlara tahammülüm de yoktur.
Çünkü doğruluk bazen yalnız kalmak demektir ama eğrilik insanın kendisini kaybetmesi demektir. Yalnızlık geçer, ama insanın kendisini kaybetmesi telafisi zor bir yaradır.
Benim için zenginlik büyük sofralar değildir. Gösterişli hayatlar, yüksek duvarlı evler, kalabalık alkışlar değildir. Eğer huzurum yerindeyse, gönlüm rahatsa bir parça ekmeği tuza banıp yemek bana yeter. Çünkü helal lokmanın verdiği huzuru hiçbir zenginlik veremez.
Bir insanın gerçek serveti bankadaki parası değil, geceleri uyuyabildiği huzurdur.
Hayat bana şunu öğretti: Doğru insan bazen kaybeder gibi görünür. Bazen yalnız kalır, bazen dışlanır, bazen susturulmak istenir. Ama zaman geçer ve gerçekler ağır ağır ortaya çıkar. Eğriler bir süre yol alır ama sonunda kendi ağırlıklarıyla devrilirler.
Çünkü hakikat sabırlıdır.
Ve vicdan hiçbir zaman tamamen susmaz.
Benim yolum zor olabilir. Ama bu yolda yürürken sırtımda bir yük taşımıyorum. Kimsenin hakkını yememenin, kimseye eğrilik yapmamanın verdiği hafiflik var omuzlarımda. Bu yüzden başım dik yürürüm.
Çünkü biliyorum ki insanın başını dik tutan şey gücü değil, doğruluğudur.
Gün gelir herkes kendi vicdanının karşısına çıkar. Makamlar gider, kalabalıklar dağılır, alkışlar susar. O zaman insanın elinde sadece yaptığı iyilikler ve doğrular kalır.
İşte o gün geldiğinde ben yine başımı yastığa koyup huzurla uyuyacağım.
Çünkü ben başımı sadece Allah’ın huzurunda eğerim.
Ve vicdanımdan başka hiçbir hakem tanımam.