Washington ve Tel Aviv’in İran duvarına çarpması

İnsanlık tarihi, imparatorlukların kibirle kurduğu, planların çöktüğü sahnelerle doludur.

Bugün dünyanın en güçlü askeri gücü olan Amerika Birleşik Devletleri ile bölgenin en agresif askeri aktörlerinden İsrail, İran’a karşı başlattıkları saldırıda bekledikleri sonucu alamaz ve savaş sahasından geri çekilmek zorunda kalırlarsa, bu sadece bir askeri başarısızlık olmayacak bu küresel güç dengelerinde derin bir kırılma anlamına gelir.

Washington yıllardır dünyaya askeri üstünlüğünün tartışılmaz olduğu mesajını veriyor. Tel Aviv ise bölgede “dokunulmazlık” algısı üzerine kurulu bir güvenlik stratejisi izliyor. Ancak İran gibi hem coğrafi hem demografik hem de ideolojik mobilizasyon kapasitesi yüksek bir ülkeye karşı alınacak ağır bir darbe, bu iki devletin inşa ettiği “yenilmezlik” mitini paramparça edecektir.

Öncelikle böylesi bir senaryoda On yıllardır Amerikan askeri gücüne karşı doğrudan meydan okumaktan çekinen devletler ve hareketler için yeni bir dönemin başlaması demek olacaktır.

İran’ın direnmesi, sadece bir ülkenin savunma başarısı olarak görülmez; bölgedeki Batı karşıtı eksen için sembolik bir zafer haline gelir.

Bu noktada bölgedeki güç dengeleri yeniden şekillenmeye başlar. Washington’un güvenlik şemsiyesine güvenen Körfez monarşileri, Amerikan garantilerinin ne kadar sağlam olduğunu sorgulamaya başlar. Tel Aviv’in askeri caydırıcılığı zedelenir.

Bir zamanlar tek taraflı hava operasyonlarıyla bölgeyi dizayn etmeye çalışan İsrail, ilk kez gerçek bir stratejik sınırla karşı karşıya kalmış durumda.

Daha büyük kırılma ise küresel siyasette ortaya çıkar. ABD’nin askeri prestiji, Irak ve Afganistan savaşlarında zaten ciddi biçimde aşınmıştı. İran karşısında yaşanacak yeni bir başarısızlık, Washington’un küresel liderliğinin sorgulanmasını hızlandırır.

Öte taraftan Rusya ve Çin, “Amerikan düzeni”nin artık sürdürülebilir olmadığını savunarak alternatif bir uluslararası sistemin gerekliliği propagandasını dile getirecek. Enerji koridorları, ticaret yolları ve askeri ittifaklar yeniden şekillenecektir.

İsrail açısından ise tablo daha da hassas olur. Çünkü Tel Aviv’in güvenlik doktrini hızlı ve ezici askeri üstünlüğe dayanır. İran karşısında alınan başarısızlık, İsrail toplumunda derin bir siyasi kriz doğurabilir. Hükümetler düşebilir, güvenlik elitleri sorgulanabilir ve ülke içinde ciddi bir strateji tartışması başlar.

Ancak asıl soru şudur: Böyle bir yenilgi sonrası ABD geri çekilir mi, yoksa daha büyük bir savaşı mı tetikler?

Tarih bize şunu gösteriyor: Büyük güçler yenilgiyi kabullenmekte zorlanır. Vietnam’da olduğu gibi, bazen geri çekilmek yıllar alır. Fakat İran gibi büyük bir coğrafyada sürdürülecek uzun bir savaş, Amerikan kamuoyunun sabrını hızla tüketebilir. Washington’da savaş karşıtı dalga büyür, ekonomik maliyetler iç politikayı sarsar.

Sonuçta ortaya çıkacak tablo şu olacak:

Ortadoğu’da güç dengesi değişir, Amerikan hegemonyası sarsılır ve İsrail ilk kez stratejik bir yalnızlık hisseder.

Kısacası, İran’a karşı kaybedilecek bir savaş sadece bir cephe yenilgisi değildir. Bu, 21. yüzyılın jeopolitik haritasını yeniden çizebilecek bir kırılma noktasıdır.

Ve tarih bize defalarca göstermiştir:

İmparatorluklar çoğu zaman en güçlü olduklarını düşündükleri anda en büyük hatayı yaparlar.