“Ey insan! İnsanların çokluğuna bakıp da aldanma…”
Ne sarsıcı bir uyarı… Ne derin bir hakikat… Hasan-ı Basrî (r.a.) asırlar öncesinden bugünün kalabalık ama içi boş dünyasına sesleniyor adeta. Çünkü insan, en çok kalabalıkların içinde kaybolur; en çok alkışlar arasında aldanır; en çok çoğunluğa uyarken hakikatten kopar.
Bugün insanlık, sayılarla avunuyor. Takipçi sayıları, oy çoklukları, kalabalıkların gürültüsü… Oysa Allah Teâlâ, çoğunluğun her zaman hak üzere olmadığını açıkça bildirir:
“Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah’ın yolundan saptırırlar.” (En’âm, 116)
Demek ki hakikat, çoğunlukta değil; hakikat, Hakk’a bağlı olanda. Kalabalıkların peşinden sürüklenen değil, hakikatin izinden yürüyen kurtuluşa erecek.
İnsan çoğu zaman yalnız kalmaktan korkar. Oysa asıl korkması gereken şey, yanlışla birlikte olmaktır. Çünkü bu dünya bir imtihan yeridir ve bu imtihan bireyseldir. Kimse kimsenin yükünü taşımaz:
“Hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez.” (İsrâ, 15)
İşte bu yüzden Hasan-ı Basrî’nin sözleri yüreğe dokunur:
“Yalnızsın… yalnız öleceksin…”
Evet, ölüm anı geldiğinde ne dost kalır ne kalabalık. Kabre girerken omzunda taşıdığın tek şey amellerindir. Ne makamın seninle gelir ne de seni alkışlayan kalabalıklar.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu hakikati şöyle ifade eder:
“Ölü kabre konulduğunda, onu üç şey takip eder: Ailesi, malı ve ameli. Bunlardan ikisi geri döner, biri kalır. Ailesi ve malı geri döner, ameli onunla kalır.” (Buhârî, Rikâk 42)
Ne çarpıcı bir tablo…
Her şey geri dönüyor… Ama amel kalıyor…
Ve sonra o büyük gün… İnsanların kabirlerinden tek tek kalkacağı, kimsenin kimseye fayda veremeyeceği o an:
“Onların hepsi kıyamet günü O’na tek başına gelecektir.” (Meryem, 95)
Toplu yaşadığımız bu hayatın sonunda, tek başımıza hesap vereceğiz. Ne bir avukat, ne bir destekçi, ne de bir kalabalık… Sadece sen ve Rabbin…
İşte asıl mesele burada başlıyor:
Bugün kiminle yürüyorsun? Kalabalıkların mı, hakikatin mi?
Çünkü Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurur:
“Kişi dostunun dini üzeredir. Öyleyse kiminle dostluk ettiğinize dikkat edin.” (Tirmizî, Zühd 45)
Kalabalıklar seni kurtarmaz. Aksine, çoğu zaman seni sürükler. Hakikat ise çoğu zaman yalnızdır. Peygamberler yalnızdı. Salihler yalnızdı. Ama onlar Hakk’la beraberdi.
Bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:
Kalabalıklar içinde kaybolanlardan mıyız, yoksa hakikati bulup onunla yalnız kalabilenlerden mi?
Unutma…
Bu dünya bir gölgelik…
Kalabalıklar birer serap…
Gerçek olan tek şey, Allah’ın huzurunda vereceğin hesaptır.
Öyleyse aldanma!
Sayılara değil, salih amellere bak.
Kalabalıklara değil, hakikate tutun.
Çünkü en sonunda…
Sen yalnızsın…
Yalnız öleceksin…
Ve yalnız hesap vereceksin…