Yavrular Yuvaya

0

Osmanlı Bosna'dan çekilmek zorunda kalırken yaşadığı acı bir babanın yavrusundan ayrılmak zorunda bırakılmasında duyduğu acıdan farklı bir acı değil. Hiç kolay olmamış bu ayrılık. Yıllar geçmiş olmasına rağmen yüzlerine yansıyan ayrılık acısı hala okunabiliyor.

Osmanlı, dinlenmeye çekilince bütün dünya zil çalıp oynadı. İnsanlığını henüz kaybetmemiş milletler bu düşüşten çok yara alırken, emperyalist güçler de kendileri için artık günün doğmuş olduğu sevinciyle dört köşe oldular. Özellikle İttihat Terakki'nin ferasetsiz siyaseti yüzünden II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesinden çok ama çok kısa bir süre içerisinde üç kıtaya yayılmış dünya devleti Osmanlı'nın evlatları mesabesindeki bölgeler birer birer baba ocağından kopartılarak kurtlara ve sırtlanlara yem olmaya bırakıldı. Afrika, Asya ve Avrupa kıtalarında bir çok ülkecikler oluşturuldu, yetim ve öksüz evlatlar gibi bırakıldı yalnızlığa, ileride ihtiyaç duyulduğu zaman rahatça sömürülebilmeleri için.

Kimi bölgelerde milliyetçilik sahte ruhu yaratılarak kardeş ırklar birbirine kırdırtıldı. Kimi bölgelerde radikallik söylemleri ile dindaşlar birbirine düşman hale getirtildi. Kimi yerlerde de asırlarca komşu haklarına ölesiye bağlı toplumlar hizipçilikle bir birbirlerine kin ve nefretle bilendirildi.

İşin daha da acısı Anayurttan kopartılan toprakların her biri küçük lokmacıklar haline getirilip yalnızlaştırılırken oyunun farkına varacak ferasetli şahsiyetlerin birer birer yokedilmesiydi. Bir asra yakın köle ruhu ile yaşamayı hayatlarının bir parçası haline getirmiş olmaları, perde arkasında oyun kurucularını hiç görmek istememeleri ise artık köleliği içselleştirmiş olmalarının da kanıtıydı.

Efendisine sonuna kadar bağlı köleler. Hatta efendisinin her bir hakaretine, aşağılamasına aşkla bağlılıklarını ifade etmek için modernite, çağdaşlaşma, gelişme, özgürlük gibi manupile edilmiş anlamlar yükleyecek kadar değerleri iğdiş edilmiş nesiller üretildi.

Türkiye'yi sadece Ankara'dan ibaret görmek büyük bir yanılgının hala devamettirilmek istenmesinin bir sonucudur. Ankara evlatlarından bir asır önce yavaş yavaş kopartılan bir devletin başkentidir. Bu Saraybosna'dan, Halep'ten, Şamdan, Kahire'den, Trablus'tan, Bağdat'tan, Cezayir'den, Tunus'tan, Priştine'den, Üsküp'ten, Tiran'dan, Podgorica'dan, Bakü'den, Mekke-Medine'den ve diğer bütün yavrulardan ayrı düşünülemez. Bir ailenin darmadağan olmuş fertleri elbette gün gelecek yeniden tekbir aile olmanın mutluluğunu yaşayacaklardır.

Her nekadar bu ayrılıktan mutluymuş gibi görünseler de, birlik hasreti yüreklerinin ta derinliklerinde tek olmanın özlemi ile yanıp kavrulduklarını bizzat o toprakların yavrularının gözlerinde ışıldayan sevginin parlaklığında görülebiliyor. Işıl ışıl yanan o sevgi bir gün parçalanmış bu aileyi yeniden toparlamaya yetecektir.

Şam'ın insanı da, Bağdat'ın insanı da, Trablusgarb'ın insanı da Saraybosna'nın insanı da bu acıyı yıllarca çok çektiler. Rahat nefes alma adına yuvadan ayrılan kuş nasıl ki kurda kuşa yem olmaktan kurtulamadı ise özgürlük hayali ile kandırılıp Anayurttan kopartılan ülkeler de emperyalizmin vahşi dişleri arasında kan kaybetmekten kendini kurtaramadı.

Diğer kardeşlerinin tersine Bosna hiçbir zaman bu ayrılığı kabul edemedi. Çünkü özgürlük hayalleri ile kandırılmış bir yavru değildi Bosna. Yuvadan ayrılmak zorunda bıraktırılmış bir yetimdi adeta. 1908 yılında İttihat Terakki'nin ülkeyi karışıklığa sevkettiği bir dönemde fırsattan istifade eden Avusturya, Bosna'ya el koyduğunu açıklayarak Anavatan'dan bir yavru gibi koparmıştı onu. Hiçbir zaman içine sindiremedi Bosna bu ayrılığı. Hatta ayrılığın acısından öyle kıvrandı ki "Bosna yerine Istanbul'u verseydiniz ya" diyecek kadar acının neler dedirtebileceğinin dahi farkında değillerdi. Yalnızlığa terkedilmek zorunda bıkakılmış olmanın acısını hiçbir zaman unutamadı. Hep, bir gün gelecek ve ait olduğu ailenin yeniden bir parçası olabilmenin umudu ile yaşadı.

İşte bu yüzden Ankara güçlü olmak zorunda. Ortadoğu'nun, Balkanlar'ın, Asya'nın mazlum halklarının huzuru buna bağlı. Osmanlı'dan kopartılıp öksüz ve yetim bırakılan yavrular yeniden yuvaya kavuşmanın umudu ile hayata tutunmaktalar. Zoraki ayrılıkların yokedilmesi için yapay sınırların da kaldırılması gerekiyor.

Yüce Yaratan yavruları ailesinden koparanların er geç cezasını verecektir. Biz uzun yürüyüşlü bir yola çıktık. Hangi vahşi ruhlu bize zincir vuracakmış şaşarım. İster Batılı, ister Doğulu, ister Kavgalı ister Fındık beyinli kibir heykelleri olsun bu sevdayı söndürmeye asla güçleri yetmeyecektir. Yalan üzerine kurdukları düzen yıkılacaktır. Yaptıkları zulümlerin cezalarını çekecekler, bir ayakları çukurda olan bu vahşiler unutulup gidecekler. Yaşasın uzun soluklu yürüyüşe çıkan medeniyet inşa etme yarışının yenilmez erlerine. Zalimlere rağmen birgün gelecek bütün yavrular Anavatan'a kavuşacaklar.

Doç Dr. Saim KAYADİBİ

skayadibi@yahoo.com