ÇOCUKLARDA gelişim ve zeka geriliğinin birlikte görüldüğü psikiyatrik bozukluklar önceleri ilk olarak psizkoz olarak tanımlanmaktaydı. Daha sonra dil gelişimini olumsuz yönde etkileyen ve zeka geriliğinin de bir arada görüldüğü tabloya bir de iletişim problemi eklenince daha farklı değerlendirildi. Zaman içerisinde bu duruma otistik bozukluk ismi verildi. Bir süre sonra otistik bozukluğu tanımlayan başka problemler de eklendi. Bunlar değişmeyen duygulanım, zayıf göz teması, sterotipik olarak isimlendirilen basmakalıp yineleyici davranışlar olarak belirlenmişti.Bu ve benzeri gelişimsel bozuklukların bir çatı altında toplanması sonucu da yaygın gelişimsel bozukluklar ortaya çıktı.
Yaygın gelişimsel bozukluklar, genellikle doğuştan ya da erken çocukluk döneminde başladığı ve gelişimsel olarak birçok alanı etkilediği için bu ismi almaktadır. OTİZMİN DE içinde dahil olduğu yaygın gelişimsel bozukluklar, çocukların içinde bulunduğu dönemi ve sosyal iletişim becerilerini olumsuz etkilemektedir. Etkilenen diğer alanlar ise dil gelişimi, uyum becerileri, iletişim becerileri ve buna bağlı olarak da sosyal becerilerdir. Yaygın gelişimsel bozukluklar altında bulunan bozukluklar, Otistik bozukluk, Rett bozukluğu, Asperger bozukluğu olarak tanımlanırlar. Bunların ortak özelliği hepsinin çocukluğun erken dönemlerinde başlaması ve devam etmesi kalıcı hasralar bırakmasıdır. Yaygın gelişimsel bozuklukların içinde en çok bilinen otistik bozukluktur.
Otistik bozukluğu olan çocuklarda gözlemlenen en belirgin problem iletişim problemidir. Genellikle çocuklar yaşlarına uygun düzeyde iletişim kuramazlar. Kendileri ile iletişim kurmak isteyen kişiler ile göz teması kurmaktan kaçınırlar. Dil gelişimi de yaşıtlarına göre geridir. Otistik bozukluğu olan çocuklar da sürekli ve yineleyici davranışların olması vardır. Bu davranışları sürdürmekte ısrarcı olurlar. Bu davranışlar genellikle sallanma veya kendi kendisinin etrafında dönme şeklinde olmaktadır.
Son zamanlarda yaygın gelişimsel bozuklukları birçok biyokimyasal etkenler ile açıklanmaktadır. Fakat ailesel faktörlerin etkileri de azımsanmayacak ölçüde önemlidir. Otistik çocukların anne ve baba tutumları üzerinde yapılan araştırmalar, bu çocukların iletişime neden kapalı olduğunu da bir nebze açıklamaktadır. Genellikle bu çocukların aileleri obsesif özelliklere sahip, kültürlü ve yüksek ekonomik düzeye ulaşmış kişilerdir. Aynı zaman da bu aileler çocukları ile yeterince duygusal iletişim kuramayan, donuk bir ruhsal yapıya sahiptir. Bu çocukların aile içi ilişkileri bozuk ve çok fazla strese maruz kalmaktadır. Otistik çocukların annelerinde depresyon oranı çok yüksektir. Toplumla ilişkiye kapalı ve kalabalığı sevmeyen anne ve babalar, çocukları ile de iletişime kapalıdır.
Otistik veya yaygın gelişimsel bozukluklardan korunmak için, bebeğin dünyaya gelmesinden itibaren onunla iletişime geçilmeli ve göz teması kurulmaya çalışılmalıdır. Sıklıkla hikayeler anlatılmalı, bedensel olarak temas kurulmalıdır. Bebeğin dokunma ile ilgili ihtiyacı karşılanmalı, fiziksel temas kurulmalıdır. İletişiminin artması ve ilişki kurabilmesi için arkadaşlık kurabileceği akranlarının olması ve aile içinde sıcak ve sağlıklı iletişimin bir arada görüldüğü ortamlar olmalıdır.