Afro-Amerikan edebiyatının Nobel ödüllü yazarı Toni Morrison, kendisiyle yapılan bir röportajda yazarlığa dair hatıralarından bahsederken "Editörler, yazara hayatî anlamda yardımcı oluyorlar mı?" diye bir soruyla karşılaşır ve şu cevabı vermişti. "Evet, İyi editörler müthiş fayda sağlıyor. Bu biraz rahipler ve psikiyatristlerin durumuna benzemektedir. Eğer kötü bir editör denk gelirse yalnız kalman daha iyi. Ama öyle nadir ve önemli editörler var ki peşinden koşmaya değer. Öyle bir editörün varsa hemen anlarsın."
Morisson'un söyledikleri
Yazar Toni Morrison ile yapılan röportajda editör ve editörlük kısmıyla ilgili bölümü okuyunca kendimce şöyle bir yorum yapmıştım.
"Yazarın editörle imtihanı olduğu gibi editörün de yazarla imtihanı vardır."
Morrison'un yazarlık hayatında bir çok somut olay anlatmasına rağmen
editör/editörlükle ilgili bölümde herhangi bir hatırasını söylememesi yazarlığının hali hazırda devam ediyor olması mıdır? Orasını bilemeyiz. Ama bildiğimiz bir şey var. Günümüzde yazar da eleştirmen de birbiriyle kötü olmak istemiyor. Bunun aksi durumunda en başta esere, yayınevine ve dolayısıyla okura olumsuz yansımaları oluyor. Öbür türlü de taraflardan herhangi birisinin bariz bir hatası onları eleştirmenlerin eleştirileriyle başbabaşa bırakır.
Harç yapmayı öğretir
Ülkemizde yazarı kitlelere ulaştıran, ona belki de yazarlık payesini kazandıran nice editörler vardır. Bu editörler bir nevi kitabın inşaat mühendisidir. Yığın halindeki yazıları sabırla okuyarak işlerliğe sokan kişidir. Editörün elindeki dosyada bazen malzeme var ama onu kitaba dönüştürecek harç yoktur. Bu sefer tutar yazara harç yapmayı öğretir, çimentonun kumla buluşmasını öğretir.
Yazar jübile yapmaz
Bu editörlerin ekseriyetinin vaktiyle kaleminden bal akar. Bunları, çoğu kez basketbol ve futbol takımlarının başındaki antrenörlere benzetirim. Vaktiyle takımlarının başarısı için ter dökmüş ünlü oyuncular, jübile sonrası bu sefer takımlarının başında teknik adam olarak ter dökerler. Yazarlıkla aralarında tek bir fark var. Yazarlık dünyasında jübile yoktur. Bir çok yazarın hayatını biliriz ki vefat ettiklerinde ya daktiloda bitiremediği bir şiir ya da defterinde yazdığı bir yazı vardı.
Manevi evlat gibilerdir
Diğer kısım editörler ise büyük ediplerin dizi dibinde yetişmiş, onlara asistanlık
yapmış onların derdiyle dertlenmiş, eserlerini yayın hayatına hazırlamışlardır. Tanıdığım bazı editörler var ki büyük ediplerin adeta manevi evladı olmuşlar. Onlara "babam" diye hitap ediyorlar, etmişlerdi.
Editörle imtihan vakti!
Son kısım editörler de şöyledir. Yayınevi, onlardan daha iyi bir editör bulsa onları kovar. Onlar da daha iyi bir yayınevi bulsa oradan kaçacak editörlerdendir. Burada olan yazara ve okuyucuya oluyor. Yazarın editörle imtihanı buradan başlıyor. Bu nasıl olur, güncel bir olayla anlatayım. Geçtiğimiz günlerde kıymetli mütefekkir yazar Saedettin Ökten'in "İçimde AVM var" adlı kitabını okuduydum. Sadettin Ökten Hocayı dinlerken ayrı, okurken
ayrı zevk duyan birisiyim. Onun şair- yazar-psikiyatrist Kemal Sayar ile radyo programı, dinleyenleri mest ettiği gibi fakiri de kendinden geçiriyor. Akıcı konuşmaları, tarihi ve edebiyatı canlandıran konuşmaları hala kulaklarımda yankılanıyor. Adeta kulağımın pası siliniyordu. Sadettin Ökten Hocayı dinlediğim akşam gün içerisinde gördüğüm, duyduğum, maruz kaldığım acılar kısmen diniyordu.
Sadettin Ökten'in kitabı
Acaba Sadettin Ökten Hocanın konuşmalarından aldığım hazzı, yazılarından alamadım mı? Derinden bir iç geçirdim. Yok yok öyle değil. Bir zamanlar Ahmet Mithat Efendi'nin kitaplarındaki garabeti "İçimde AVM Var" kitabında da gördüm. Mesele nedir? Ahmet Mithat Efendi yazdığı her paragraf sonrasında hemen orada geçen bir kelimeyi sanki okuyucu bilmezmiş gibi açıklamaya koyulmuştu. Ve okuyucunun ahenkli okumasını bozmuştu. Tıpkı
ünlü bir türkücünün türkü söylerken türkünün tam ortasında o türkünün hikayesini anlatması gibidir bu durum. "İçimde AVM var" kitabının daha ilk paragrafında "pitoresk" kelimesi geçiyor. Hemen yazının karşısında pitoresk kelimesinin bir kutucuk içinde açıklaması veriliyor.
Gereksiz kutucuklar
Kutucuk dediysem öyle küçük de değil. Kitabın estetiğini bozan bir kutucuk... Sonra dokuzuncu sayfada paragraf olması gereken bazı cümleler yine bir kutucuk içinde yan tarafa tutuşturulmuş. Bununla ilgili hemen üç dört sayfada bir kitapta bir kutucuk bulunuyor.
Mesela Yazar Faruk Nafiz Çamlıbel'den bir dörtlük ya da Tevfik Fikret'ten bir beyit alınmışsa hemen karşılarına bu iki şairin biyografisi kutucuklar içinde verilmiş. En çok üzüldüğüm yer ise "Kızıl Elma Yenir mi?" başlığında yazılan bir yazı içerisinde Sadettin Hoca, Kızıl Elma mefkuresini anlatıyor. Yine aynı sayfanın en can alıcı yerinde editör, mefkurenin tanımını bir kutucukta yazar.
Gerek yayınevi anlayışı ve gerekse editör ufkundan şunu çıkarabilirim. Sadettin Ökten çok önemli bir yazar herkes onu anlamalı ve okumalı. Bu anlayışa sadece ben değil eminim yazar-mütefekkir Sadettin Ökten hocamız da karşıdır. Hatta hafızasında hatırı sayılı şiirlerden Ahmet Haşim'den şu mısrayı söylemesi işten bile değil. "Melali anlamayan nesle aşina değiliz."
Bilgi zehirlenmesi
Buradan şu neticeye varılmalı. Sadettin Ökten'i herkes okumalı.Tamam, bu konuda hemfikiriz. Ama onu okumak isteyenin de bir ön okuma yapması gerekmez mi? Velevki okuyucu "pitoresk" kelimesini ya da "mefkure" kelimesini bilmiyor. Kitapta kelimelerin altını çizip onları sözlükte arama yapmayacak mı? Ya da Ahmet Haşim'i veya Yahya Kemal'i bilmeden şiir üzerine ahkam kesilebilir mi? Bu durum, hazır gıdaların insanda gıda zehirlemesi yaptığı gibi hazır bilgilerin de okuyucuda bilgi zehirlemesi yapacağının delilidir.