Ah Bu Havalar!

Bu havayı içime çekiyorum. İçimi çekiyor bu hava. Her şeyden uzak ve her şeye yakın. İçim uyanıyor her sabah bu havanın heyecanına. İçim yanıyor bu havanın heyecanından.

Dışarıda bir uğultu var geceden kalan, dünden bugüne akıp duran. Ve ben uyanıyorum bu havanın heyecanına.

Yatak sıcak, ev sıcak, dışarıdaki hava daha sıcak. Yatak yok, ev yok dışarıdaki hava hem yatak, hem ev oluyor bana. 

İşte giriyorum onun yatağına. Üstüme örtüyorum uğuldayan örtüsünü.

Havadan gelen sesler ve o havalı sesler yüreğimi yerinden fırlatacak. 

Yüreğim, yüreğim! Aklımı aklından eden heyecanlı yüreğim. Havanın halinden bu kadar da mı etkilendin.

Beni bu havalar mahvetmedi. Bu havalar beni benden etti. Ve çıkıyorum havanın da yorganının altından. Çırılçıplak giriyorum hava ile havanın olduğu her yere. 

Toprağın kapısında duruyor hava. Ve ben giriyorum toprağın içerisine. Burası akl-u fikri bîkarar eyleyen ne havalı bir yermiş meğer. Çözülmüş buzlar. Burada müthiş bir faaliyet var. Suyun serinliğiyle buradakilere verilen heyecanlı hayat serüveni taşmak üzredir toprağın üstüne, karışacak gibidir havanın havasına. 

Müthiş bir ses var toprağın altında. Her şey üzerindekini atmakla meşgul. Bu baharın yeni elbiseleriyle dışarıdaki havaya hava atmak isteyen her şeyin bir yarışı var toprağın altında. Varlığın podyumuna çıkar gibi bu senenin en canlı moda rüzgarının esintisiyle etrafı hayran bırakacak kıyafetleri giymenin heyecanı bu galiba. 

Buradaki her şey bu seneki kıyafetin mutluluğunun havasını hava ile temas ettirmek için ne çok heyecanlılar. Renklerin en kirsizi ve canlısı, bedenlerin en temizi ve heyecanlısı, kokuların ruha en yakın olanı ve mest edicisi, cana şifa olacak en doğal havalı varlıklar çok yaklaştılar havanın baharına ve gök kubbe serasının boşluğuna.

Çıkamıyorum hem de çıkmak istemiyorum bu yerden. Lakin beni dışarıda bekleyen hava var ve daha gideceğimiz çok yer var. Ve çıktım toprağın örtüsünün altından istemeyerek. Bindim rüzgârın terkine. Bu defa dolaşıyoruz ağaçların nazlı nazlı incecik dallarının arasında. 

Çok narinler. Hayatın heyecanı onları hiç bu kadar etkilememişti. Kuvvetle muhtemeldir ki ben ilk defa bunu fark ediyorum. Hayata uyanmanın ve hayatı tomurcuklandırmanın telaşı çiçek açmış yüzlerinde. 

Bu hava, ah bu hava ne kadar da narin dokunuyor onların bu çiçekli yüzlerine! Ve ben de hava gibi hafif hava gibi halavetle dolaşıyorum bu yüzlerde. Arılarla börtü böceklerle o güzel yüzlerde ve kadifemsi pamuk yanaklarda bu temiz canla geziyorum aralarında. Tenim temas ederken çiçeklerin tenine ruhum semanın derinliklerinde dolaşıyor rüzgâr atıyla.   

Ah bu havalar beni aklımdan edecek! Bu bahar bu hava bu yeni açan çiçekler ne kadar da kirsiz ve kinsiz duruyorlar varlıklar arasında. 

Çiçeklerin yatağında ve yanağında dolaşmak ruhuma çok iyi geldi. Sadece aklımı değil yüreğimi de alıp götürdü bilinmez diyarlara. Hep bu yatak ve yanaklarda kalmak onları doyasıya seyredip halvet etmek isterken rüzgâr atımın kişnemesiyle buradan da ayrılma zamanımızın geldiğini anladım. Ve ben ayrılırken onlardan onlar da ayrılık acısıyla ayrıldılar yerlerinden. Düşmeye başladılar hafif hafif toprağa ve zemine. Onların yatak ve yanağındaki en anlayışlı misafir bendim de ondan. 

Acele etmemi istedi rüzgâr. Biraz da kızar gibi oldu. Daha gidecek çok yerimiz var der gibiydi. 

Ve nihayet ben mi rüzgârı rüzgâr mı beni taşıyordu bilemedim. Neredeyse üzerimdeki bütün yorganları atmıştım. 

Ve şimdi kuşların ve kuşcukların diyarındayım. Burası ne toprağın altındaki sessizlikteki muazzam sese benziyor ne de ağaçların ve bitkilerin yüzlerindeki yumuşaklığın yürek gıcıklayan ve insanı bihuş eden muhteşem dokumacılık tezgâhı işleyişindeki mükemmelliğe. 

Ah bu kuşlar ve kuşcuklar! Havadaki heyecanın sesleri gibisiniz. Üzerimdeki en son yorganı da sizler kaldırdınız. Ne çok hafifledim. Bakın ben de sizlerle beraberim. Sadece sesinizin hayranı değil yolculuğunuzun ve yolunuzun en samimi arkadaşıyım. 

Hayır hayır üşümüyorum. Sizlerin tüylerinizden daha hafif olan ruhum örtüyor üzerimi. Ve semanın derinliklerindeki sesinize ses vermek istiyorum. 

Gökteki orkestranız ne ahenkli ve ehliyetli duruyor. Görünmeyen bir bağ var aranızda. Ve görülmeye değer bir armoni. Ben şefiniz olmak istiyorum bu bahar. 

Ah bu bahar ah bu bahar! Ne çok beni benden alıp götürüyorsun uzaklara ve yakınlara. 

Bak yine çıktı güneş. Ne topraktayım, ne suda. Ne havadayım ne de havadakilerin semtinde. İşte masamın başındayım ve harflerin semtinde. Parmaklarım emrinde aklımın ve aklımdakilerin. 

Hakikaten dışarıda bahar var. Beni yerimde durdurmuyor bu bahar bu havalar.

Sakın bana deme bunca muhteşem sanatın sanatkârı nerede!

Malumu ilam etmek, aklı olanların aklıyla alay etmektir vesselam.

 
Advertisement Advertisement Advertisement