Kuveyttürk Sol
Kuveyttürk Sağ

13 Mart 2021

Âkif'in hâtıraları vefat ettiği mekânda yaşatılacak

Menzile varmak için nefes tüketen kalabalıklar İstiklâl Caddesi’nden bendine sığmayan nehirler gibi âleme akıyor. Domino etkisiyle dünyanın dört bir yanına savrulan “Arap Baharı” mağduru turistler, zenci yerliler, küpeli oğlanlar, siyah gözlüklü figüranlar ne zaman biteceği belli olmayan film için rol kesiyor...

“Ruhumun senden İlahî şudur ancak emeli: / Değmesin ma’bedimin göğsüne nâ-mahrem eli; / Bu ezanlar ki, şehâdetleri dînin temeli, / Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli...” diyen merhum Âkif’in sözleri yerlerde sürünüyor.

 

Hüseyin Ağa Camii buram buram iman kokuyor

 

Cadde-i Kebir, Âkif’in Âsım’ından yoksun gençlerle dolup taşıyor. Karşıdan gelenler, karşıya gidenler; akıyor, birbirine karışıyor. İstiklâl âdeta bütün idealist duyguları yutuyor; gününü gün eden insancıklar doğuruyor. Renk cümbüşünün içinde ilerleyen ruhu katranlaşmışlar, bütün güzellikleri bastırıyor.

Köşede duran mahzun Hüseyin Ağa Camii, “durun kalabalıklar bu yol çıkmaz sokak” diye bağırıyor. AVM’lerin önünde kuyruğa girenler; alış-veriş yapma, karnı acıkanlar ise; yemeli-içmeli mekânlarda yer bulabilme telâşında.

Bunca dünyevîleşen koşuşturma ve kokuşmanın arasından bir râyiha dağılıyor caddeye. Çağırıyor herkesi ilkbahar tazeliğinde. Buram buram iman kokuyor.

Cadde kapısından içeri girerken Nâzım Hikmet Ran’ın, “Havsalam almıyordu bu hazin hali önce / Ah, ey zavallı cami, seni böyle görünce // Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım; / Allahımın ismini daha çok candan andım. // Ne kadar yabancısın böyle sokaklarda sen! / Böyle sokaklarda ki, anası can verirken, // En kirlenmiş bayrağın taşıyor gölgesini, / Üstünde orospular yükseltiyor sesini...” dizelerini mırıldanıyorum. Duâ ve niyazlarımı kadim kubbe altında semaya bırakıyorum.

Sonra Atıf Yılmaz Sokağı, Demirören İstiklâl AVM, Halep Pasajı, Atlas Pasajı, Yeşilçam Sokağı ve kalabalığı yara yara ilerleyen nostaljik tramvayın yanından “Mısır Apartmanı”na doğru yol alıyorum. Galatasaray Sultânîsi’nin önü Kovid-19 pandemisi dolayısıyla çok sakin. Slogan atarak hak arayanlar, ellerinde pankartlarla derdini anlatanlar sırra kadem basmış.

Galatasaray Sultânîsi’ni geçtikten sonra kalabalık seyreliyor, atmosfer başka bir renge bürünüyor. Soğuğa rağmen yol kenarı müzisyenden geçilmiyor. Gitar sesi saksafona, bağlama sesi darbukaya karışıyor; ziyafeti beğenenlerin bozuk para şıngırtısı cümbüşü habire fişekliyor. Sokağa taşan bu festival tâ Asmalı Mescid’e kadar uzanıyor.

 

Mısır Apartmanı’nın birbirinden ilginç sakinleri

 

Beyoğlu-Karaköy arasındaki tarihi Tünel’e doğru ilerlerken, Yapı Kredi Yayınları’nın ilerisinde, St. Antuan Kilisesi’nin berisinde 163 kapı numaralı, heybetli, makyajı yerinde, caddenin en gösterişli binalarından olan Mısır Apartmanı’na nihayet ulaşıyorum. Bina, 1910 yılında Mısır Hidivi Abbas Halim Paşa’nın isteği üzerine kışlık konak olarak mimar Hovsep Aznavur’a yaptırılmış. Abbas Halim Paşa’nın ölümünden sonra varisleri tarafından apartmana dönüştürülmüş. Apartman farklı dönemlerde Ziraat Bankası, İlkut Uras, Hayri İpar, Ali İpar, Şair Mithat Cemal Kuntay, Cenap Şehabettin, Süleyman Nazif, Sami Paşazade, Abdülhak Hamid Tarhan, Fuat Şemsi İnan, Atatürk ün dişçisi Sami Günzberg, Faruk Süren’in babası dişçi Arşak Sürenyan, Hüsamettin Cindoruk, Koray İnşaat ve İsrail Gizli Servisi MOSSAD gibi birbirinden farklı hayatları misafir etmiş.

Hikâyesi çoook uzun. Benim için önemli olan asıl hikâye, Millî Şairimiz Mehmed Âkif Ersoy’u misafir etmesi.

 

“Mekânın rûhu” uzun yıllar uykuya daldı

 

Mısır’da 10 yıllık uzlet günlerini tamamlayan Mehmed Âkif Ersoy, hastalığı ilerlemiş bir halde eşi İsmet hanımla 17 Haziran 1936 yılında İstanbul’a döner. Şair vapurla rıhtıma doğru yaklaşırken, şehrin siluetini uzun uzun seyrederek gözyaşları döker. Rıhtıma yanaşıldığında ise Âkif’i sadece birkaç dostu karşılar. Abbas Halim Paşa’nın ısrarlı daveti üzerine Ersoy, birkaç gün Maçka’daki evde misafir olur. Daha sonra Şişli Sıhhat Yurdu’nda kısa bir süre tedavi görür. Ve nihayetinde Âkif, Mısır Apartmanı’nın dördüncü katındaki daireye yerleştirilir. Hizmetine bir hasta bakıcı verilir. Bu dönemde Abbas Halim Paşa, Mehmed Âkif’le çok yakından ilgilenir.

İlgilenenlerden birisi de Âkif’in üç Âsım’ından (Köse Âsım, Hâfız Âsım, Âsım Şakir) biri olan Hâfız Âsım’dır. Mısır dönüşü Üstâd’ı hiç yalnız bırakmaz. Kur’an okuyarak teselli verir, naatlarla coşturur, közlenmiş hâtıraları harlandırır. Âkif’e belli etmez amma gözyaşlarını yüreğine akıtır.

Âkif de Hâfız Âsım’ı sever amma o ümitlerini başka bir Âsım’a bağlar. O Âsım ki, Asr-ı Saadet’ten Âkif’e durmaksızın “Âsım’ın Nesli”ni fısıldar...

27 Aralık 1936 Pazar günü, gecenin gündüzü örttüğü saatlerde Mehmed Âkif Ersoy, 6 aydır misafir olduğu Mısır Apartmanı’nda son nefesini verir. Buradaki anılar da Âkif’le birlikte gömülür. “Mekânın rûhu” derin bir uykuya dalar. Apartmanda hoyratlıklar, anadan üryan tablolar, şerefe kalkan kadehler birbirini kovalar.

 

Âkif çok uzun süre ahde vefa bekledi

 

Hâlâ Mısır Apartmanı’nı çevreleyen ışıldaklardan zevksizlik fışkırıyor. Işıkların arasından dışarıya hoyrat sesler dökülüyor. Merdivenlerin basamaklarındaki izler apartmanın sakinlerini ele veriyor. Eğlence düşkünü kalabalıklar; basamaklardan bir iniyor, bir çıkıyor. Yorgunluklar, merhum Mehmed Âkif’in hasta yattığı dairenin yanında, altında ve dahi üstünde kadehlerle unutuluyor!. Arsızlıktan çatlamış dudaklar, “Makber”i terennüm ediyor!.. “Cay-ı dilber”le son bulan dizeler; loş ışıkların, fasıl gruplarının, tangoların, oriental showların, sarhoş kahkahaların arasında kirleniyor!.. Ve bütün bunlar oluyorken, dünya gündemini iPad’ından izleyen nesil, ne yazık ki Âkif’in bu apartmanda son nefesini verdiğinden bîhaber yaşıyor!..

 

Ve Mehmed Âkif Ersoy Hâtıra Evi ziyarete açıldı

 

Uzun yıllar Âkif in buradaki kederli sessizliği 12 Mart’ta yani İstiklâl Marşı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabulünün 100. yılına denk gelen bugünde bir nebze olsun dindi.

63 yıllık ömrünü milletine adayan Âkif’e devleti yöneten varisleri bir “ahde vefa”nın gereği olarak, onun son nefesini verdiği Beyoğlu İstiklâl Caddesi, Mısır Apartmanı, kat 4, numara 13’deki 136 metrekarelik daireyi “Mehmed Âkif Ersoy Hâtıra Evi” olarak vakfetti.

Hâtıra Evi, bugün Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un katılımıyla ziyarete açıldı. Saat 11.00’de İstiklâl Marşı’nın okunması ile başlayan program, mehteran takımı ve kısa belgesel gösterimiyle sürdü. Ardından Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un günün anlam ve önemini belirten konuşmalarla devam etti. Konuşmaların ardından kurdela kesimi yapılarak, aralarında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Başkan Vekili Prof. Dr. İskender Pala, İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz, edebiyat dünyamızın önemli simalarından Beşir Ayvazoğlu’nun da bulunduğu çok sayıda ziyaretçi Mehmed Âkif Ersoy Hâtıra Evi’ni gezerek anı defterine duygularını not düştü.

*

Âkif’in hâtıralarını yaşatmak, Âkif’i yaşatmaktır. Âkif’i yaşatmak; bazen de onun ağladığı, güldüğü hatta öldüğü mekânları yaşatmaktır.

Vesselâm...

 

 
Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement