Dolar (USD)
18.4719
Euro (EUR)
17.8459
Gram Altın
969.32
BIST 100
0
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

17 Mart 2022

Batıcı eğitim sisteminin zararları

Düşünce tarihinin en önemli simalarından biri olan Sokrates, “neyin doğru neyin yanlış olduğunu insanın kendi akıl yürütmesiyle bulabileceğini” söylüyordu.

Ona göre bir görüşü dile getiren kişinin hangi sınıftan olduğu, büyük başarılar elde edip etmediği, zenginliği ya da hangi milletten olduğu önemli değildir önemli olan bu görüşe nasıl bir akıl yürütmeyle ulaştığıdır. Yani asıl bununla ilgilenin diyordu.

Bu ona biraz pahalıya mal oldu. 65 yaş üstü ihtiyarlardan ve savaş malullerinden oluşan ücretli 500 küsur jüri üyesi Sokrates’e acımadı.

Neyse konumuz bu değil.

İnsanın aklını kiraya vermemesi gerektiğini konuşacağız. Zira bu durumda bir insan evladının düşünceleri, duyguları, kararları ve tercihleri bir başkasına bağımlı hale gelir.

Covid döneminde aklını kiraya veren insanların yaşadıkları korku ve buhranı burada uzun uzun anlatmaya gerek yok.

Kant’ın ifadesiyle söyleyecek olursam; “Benim yerime düşünen bir kitabım, vicdanımın yerini tutan bir din adamım, perhizim ile ilgilenerek sağlığım için karar veren bir doktorum oldu mu, zahmete katlanmama hiç gerek kalmaz artık.”

Şimdi, bizim eğitim sisteminde öğrenciler bırakınız neyin doğru neyin yanlış olduğunu kendi akıl yürütme metotlarıyla ayırt etmeyi, kendi bile olmayı başaramıyorlar.

19. yüzyılda batıcı değer yargılarıyla tanzim edilen bu sistemde aklın devreye girmesi pek rastlanılan bir durum değildir.

Esasen Fransız devriminin getirdiği, ideolojik ilkeleri kendi topraklarına uyarlamayı düşünen bir kafanın düştüğü çaresizlikten kaynaklandı bu.

Yurt dışına öğrenci göndermek suretiyle modernleşmeyi planlayan bu çaresiz zihniyet bize pahalıya mal oldu.

Sonuçta Ahmet Mithat’ın “Felatun Bey ile Rakım Efendi” romanında da işlediği gibi ancak kepazelik içinde hayat süren bir alafranga züppe profili ortaya çıkardı.

Çok sonra aynı kafanın ürünü şöyle diyecekti; “Ne örümcek, ne yosun. Ne mucize ne füsun. Kabe Arabın olsun. Bize Çankaya yeter.”

Oldum olası ne Arabı, Kürdü, Aleviyi, Müslümanı sevdi ne de sevdirdi. Ukraynalı mülteciler için günlerce ağıt yakan insanların aynı hassasiyeti nedense Suriyeli göçmenlere göstermemesi örneğinde olduğu gibi.

Kısacası Anadolu, Mehmet Doğan’ın ifadesiyle; “Boğazı yabancı lokmasına, sırtı Amerikan basmasına, gönlü frenk yosmasına, beyni yabancı kusmasına alışmış komprador bürokrasiye teslim edilmişti.”

Bu tek taraflı ten yönlü batıcı anlayış, aklın, bilimin ve rasyonalizmin putlaştırılmasıyla ortaçağ karanlığını aratmayacak bir totalitarizmin de tohumlarını attı.

Öyle ki Ukrayna krizinde zihinler otomatik olarak Amerikancı ve NATO’cu bir anlayışa evirildi.

Tesis edilen batıcı eğitim sisteminden ahlâk, erdem ve vicdan sahibi fikir adamları, sanatçı, mimar, sosyolog, hukukçu, yazar, siyasetçi, doktor, kimyager, mucit insanlar yetişmemesini de ayrıca hiç sorgulamadık.

Bu ülkenin çocukları hala çölde su arar gibi tarihlerini, benliklerini arıyor.

Hani, “Ben sabah siftahımı yaptım, komşum da dükkânını yeni açtı, oradan alınız” diyen nezaketi, alandan çok veren, kendinden çok toplumunu düşünen, o irfani birliktelik duygusunu, millet olma şuurunu ne yazık ki yitirdik.

Bu toplumun idrak ayarlarıyla oynadılar. Eğitim de buna aracılık etti. O yüzdendir ki bugün ülke stokçulardan, gıdaya hile karıştıran, müşterisini dolandıran insanlardan geçilmiyor.

Eğitimle alakalı görüşlerimin hükümet nezdinde rağbet görmediğini biliyorum. Ancak ben yine de batıcı eğitim sistemini tekrar gözden geçirmelerini tavsiye etmekten geri durmayacağım.

Çünkü bize ait, buraya ait yeni bir eğitim sistemi inşa edemezsek bu zihin bulanıklığı hep devam edecektir.

 
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement