Milat Web

06 Aralık 2021

Belene Bolu kampı

Gücü ele geçirmiş zorbalar karşısında, günahsız ve savunmasız birer çocuk herkes.

Vicdanı kurumuşların elindeki rehineler…

Aylan bebekler, Müslümeler, Başak Cengizler, Yasin Börüler, Eren Bülbüller, mülteci çocuklar, terör örgütünden çocuklarını isteyen Diyarbakır’da evlat nöbetinde aileler…

Aç bırakılarak bombalanarak kurşunlanarak bıçaklanarak hayattan koparılanların feryadıdır, Arthur Labinjo-Hughes'un feryadı.

Arthur, İngiltere'de yaşıyordu, 6 yaşındaydı.

Üvey annesi ve öz babası aç bırakarak işkence ederek öldürdü onu.

Karşısına geçip mükellef sofra kurmuşlar, dondurma yemişler.  

Arthur:                                

"Kimse beni sevmiyor. Kimse bana yemek vermeyecek…" diye feryat ederek can veriyor.

3 yıl önce ( Mart 2019) bir belediye başkan adayı da : “Mültecilere bir lokma ekmek, bir yudum su vermeyeceğim” diyerek  “icraat” vadediyordu.

İcraatlarını birer birer sergiliyor.

Mültecilere yardımları kesti. İş yeri ruhsatı vermiyor; çalıştırmıyor, dilenmeye, açlığa mahkûm ediyor. Atık su bedellerini dolar üzerinden tahsil ediyor. Evlenmeleri zorlaştırmak için 100 bin lira nikâh ücreti talep ediyor. Bir çeşit yeni bir soykırım yöntemi keşfetmiş…

Tüm mültecileri terörist ilan eden ama gerçekte teröristlerle canciğer kuzusarması olan zevatın yoldaşlığının bir sonucu bu.

Tarih 10 Ağustos 2021( yaklaşık dört ay önce) mülteci düşmanlığıyla zehirlenmiş sosyolojiyi harekete geçiren Faşist Sözcüler, Ankara Altındağ’da mültecilerin ev ve iş yerlerini yakıp yıktılar, bir gencin canına, onlarcasının yaralanmasına sebep oldular.

Bu olaylarda başından yaralanan küçük kız çocuğu, kendisine 'Kötü insanlara ne söyleyeceksin?' şeklindeki soruya biraz duraksadıktan sonra: “Beni öldürmeyin” şeklinde karşılık veriyordu.

Belene işkence kampı…

Todor Jivkov: Bulgaristan’ın diktatörü…

26 Aralık 1984’te 18 aylık Türkan bebeği katlettiler.

Aynı günlerde PKK terör örgütü Eruh’ta bebekleri katlediyordu.

29 Mayıs 1989’da azgınlaştığını ilan etmişti. Müslüman Türklere asimilasyon yöntemlerini uygulamaya başladı: isimleri değiştirmeye, ibadetleri yasaklamaya kalkıştı. Belene’yi işkence kampı yaptı.

Yüzbinlerce mazlum Türkiye’ye sığındı.

1944’te başlayan bu zulüm, Boraltan Köprüsü’nün öte yakasında da yaşanıyordu. Yüzlerce Azerbaycan Türk’ü Rus askerlerince katlediliyordu.

1943’te sermayesinden çok vergiye zorlananlar, Aşkale’ye sürgün edilenler.

Varlık Vergisi zulmü…

Açlık ve ölüme mahkûmiyet…

Kılıkkıyafet, inanç, düşünce farklılığından dolayı okullarından, işlerinden koparılanlarla Arthur Labinjo-Hughes'un farkı ne?

Esedler, Sisiler de Arthur’un ebeveyni gibi değiller mi?

Çocukları dağa, “ışık evlere” kaçıran terör örgütleri, bunları siyasi, sosyal ve ekonomik olarak destekleyenler.

Kur ve faiz üzerinden milyonların sermayesini çalan, onları açlığa mahkûm eden, karşısına geçip keyif çatanların Arthur’un karşısına geçip dondurma yiyenlerin ruh halleri aynı değil mi?

Açlığa mahkûm coğrafyalar…

Belarus-Polonya sınırında açlığa, soğuğa terk edilenler, Akdeniz’de Meriç’te boğulan yüz binler…

Ambargolarla ilaçsız ve gıdasızlıktan ölen milyonlar… Arthur’dan farklı mı?

Çağın canavarları…

1994’te Ruanda’da soykırımdan kurtulan ve : “Söz veriyorum, bir daha Tutsi olmayacağım” diyen bir çocuğun gözlerindeki korkudan zevk alan bir çağın Sözcüleri…

Üstelik bunlar, kendini demokrat ve hümanist olarak tanımlıyorlar.

Todor Jivkov,  Londra, Belene, Bolu, Aşkale, Sivas kampı ve Boraltan Köprüsü…

Vicdanı kurumuş “çağdaşsal” ve de “aydınlanmasal” bir durum…

Aylan/Türkan bebek, Londra’da Arthur ve Bolu’da mülteci çocuk:

"Kimse beni sevmiyor. Kimse bana yemek vermeyecek…" diye feryat ederek can veriyor.

 
Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement