Yedi Başak
Diyanet Vakıf

01 Mart 2021

Biden, Çin ve Ulus Ötesi Şirketler

 

 

         ABD’nin yeni Başkanı Biden’ın seçim öncesine göre belirgin şekilde gerçekleşen ilk söylem değişikliği Çin ile ilgili oldu.

Seçim döneminde Çin ile ilgili sert söylemler kullanmaktan çekinmeyen Biden, Başkan olduktan hemen sonra Trump dönemine dair Çin politikaları sorulduğunda genel bir değerlendirme yapmak yerine bir cümle ile konuyu geçiştirdi ve “Çin ile ilişkileri normalleştirmek istiyorum” diyerek cevap verdi. Kısa süre sonra Çin Devlet Başkanı Jimping’le yaptığı görüşme sonrası, Çin kaynaklarının yayınladığı bültende yer alan şu cümle ise çok dikkat çekiciydi; “Genel ve bölgesel konuların konuşulduğu görüşmede…… -Tibet ve Tayvan’ın Çin aidiyeti-konusunda farklı bir düşünce ortaya konulmadı.” Oysa; Trump bu konuda aksi istikamette beyanatlarda da bulunuyordu.

Bir başka başlık ise Uygur Türkleri hususu… Seçim çalışmaları sırasında Çin’i terörizmle mücadele bahanesi altında Uygurlara soykırım yapmakla suçlayan Biden, Başkan olduktan sonra ise “Çin’in Uygur terörizmine yönelik baskısını anlıyorum” ifadelerini kullandı. Bir basın toplantısı sırasında ise “Her ülkenin kendi stratejisi ve standartları vardır ve Çin’in de ABD’nin de siyasi konumlanmaları var ve her biri kendince mantıklı” diyerek Çin’e karşı Trump dönemi dışında bir strateji izleyeceğinin net işaretini vermiş oldu.

Peki bu söylem değişikliğinin temelinde neler yatıyor olabilir?

Bunu anlamak için Çin ile ABD’nin yakın dönem ilişkilerindeki virajları hatırlamak gerekiyor. Başkan Baba Bush döneminde başlayan Çin işgücü piyasasını kullanma adımları Clinton döneminde artarak devam etti ve ABD’de ki kişi başı işgücünden 15-20 kat daha ucuz işgücü olan Çin piyasasına ABD şirketleri büyük ölçekte açılmaya başladı. ABD sermayeli büyük şirketler üretim tesislerini Çin’e aktardı ve şirketler için iyi ama ABD’li işçiler için kötü bir süreci başlatılmış oldu. Dünya piyasaları ABD sermayeli/markalı, Çin’de üretilen ürünleri tüketmeye başladığında ABD’de işsizlik artarken ABD’li şirketlerin karlılık oranı yüksek seviyelere çıkmaya başlıyordu. Bu ABD’li elitistlerin, işadamlarının Çin’e sıcak bakmasına ancak ABD halkının özellikle de orta sınıfın Çin’e olumsuz bakmasına neden olmuştu.

ABD’nin ulus ötesi şirketlerinin, zengin iş adamlarının desteklediği Biden’ın seçim öncesi ve sonrası söylemsel değişikliğinin temelinde de tam olarak bu yatıyor. Seçimden önce alt ve orta sınıfın işsizlik noktasında sorumlu tuttuğu Çin’e karşı söylenecek nötr ya da olumlu söylemler -hele ki Trump’ın Çin konusunda net ve sert tavrı ortadayken- Biden’ın bu kesimlerden gelecek oylarda ciddi kayıplar yaşaması sonucunu getirebilirdi. Seçim bittikten sonra ise Biden özüne döndü ve kendisini destekleyen, Başkan olması için “her şeyi” yapan küresel şirketlerin istediği çizgiye dönüş yaptı.

Önümüzdeki 4 yıl içerisinde de Biden yönetiminden iç siyasete yönelik spesifik çıkışlar dışında Çin aleyhine bir politika beklememek gerekiyor. Trump döneminde yavaşlayan modern İpekyolu yani “Bir yol Bir Kuşak” projesinin de Biden döneminde yeniden ivmeleneceğini öngörmek zor değil. Anglo-Sakson eksen içerisinde yaşanan “iç çekişmelere” rağmen….

 

 

 
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement