22 Ocak 2021

Bir mücadelenin ardından

O dönemlerde Türkiye bir cenderenin içine sokuluyor. Gösteriler, terör eylemleri, sağ sol çatışmaları ve anarşik olaylarla oluk oluk kardeşkanı akıyor. Kurulan pusular, patlatılan bombalar, yakılan fabrikalarla binlerce insan ölüyor! Ülkemizde hiçte iyi şeyler olmuyor.

Ardından 12 Eylül askeri darbesi ülke yönetimine el koyuyor. Özgürlükler askıya alınıyor, idam sehpaları kuruluyor ve korkunç dramlar yaşanıyor. Ancak bir çete bir toplama bu kadar zarar verebilirdi. Yani bir ülkenin başına gelebilecek en büyük felaketler geliyor. 

Sonrasında 28 Şubat post modern diye nitelenen darbe geliyor. İrticayla mücadele adı altında millet kamplara bölünüyor, başörtüsü ve Kuran kursu yasaklarıyla toplumun değerlerine karşı topyekûn eyleme geçilmiş oluyor. Hemen hemen zulmün ucu herkese dokunuyor. Bize reva görülen onca acıya rağmen devletimize küsmedik çünkü bunu yapanların devleti temsil etmediklerine inanıyoruz.

O dönemin medyası, yargısı, askeri ve üniversiteleriyle, siyasi kimlik giyinmiş bazı militan siyasiler yekvücut karşımızda yer aldı. Bir yerlerden emir almışçasına toplu bir saldırıya maruz kalıyoruz...

Hoşgörüsüyle bilinen Bülent Ecevit’in militan müdahalesiyle milletin oyları ile Meclis’e gelen başörtülü Merve Kavakçı’nın kin, öfke ve karga tulumba nasıl Meclis’ten atıldığına şahit oluyoruz. Birbirlerine hasım görünenlerin söz konusu başörtüsü ve dindar kesimler olduğunda nasıl aynı safta bir araya geldiğine  o gün bir kez daha şahit olmuştuk.

Ertesi günü, Meclisteki başörtüsü oylamasında başörtüsüne destek veren milletvekillerine yönelik bir gazete “411 el kaosa kalktı” manşetiyle çıkmıştı. Aynı gazetenin medya patronu bu ülkenin Başbakanını pijamayla karşılamış, âdeta ülkeyi yöneten güçlerden biri de benim havası atmıştı. O dönemlerde ülkemizin ne hale getirildiğini varın tahayyül edin…

Çevik Bir’in 28 Şubat darbesi için, “Bin yıl sürse de devam edecektir” ifadesindeki kin ve öfke aynen devam ediyor. Kılıçdaroğlu bugün siyasi rant kapmak için hoşgörü tabloları çizse de bu zihniyetin hiç değişmediğini görüyoruz. En son CHP’li Fikri Sağlar’ın başörtülüler hakkında nefret söylemi buna örnektir. Gelen tepkilerden sonra insan haklarına, barış söylemine sarılmak yanlış anlaşıldım bahanesinden öteye gitmiyor. Samimi değiller. Yine güç ve iktidar sahibi olduklarında aynı zulmü yaşatacakları sinyalini verdikleri aşikârdır.

Kılıçdaroğlu’nun, “Başörtüsü sorununu biz çözdük” ifadesi eğer bir akıl tutulması değilse alaycı bir tutumdur ya da bir siyasi hesap peşinde olduğu anlaşılmaktadır. Ne kadar inkâr edilirse edilsin fırsatını bulduklarında kirli siyasetlerini uyguluyorlar çünkü kolay kolay geçmişlerinden vazgeçmiyorlar.

Üzücü olan geçmişte bizim mahallede görünenlerin hatta ayın zulme uğrayanların babaları ve en yakınlarının bugün bu zulmün failleri ile  aynı safta yer almalarıdır. Erdoğan karşıtı tavır almaları sizce de anlamlı değil mi?

Kim kimin değirmenine su taşıdığının görülmesi gerekiyordu, görüldü. Ve gün gelecek bunların CHP’de sığıntı muamelesi göreceklerine de şahit olacağız.   

Kemal Tahir’den bugünlere ışık tutacak bir not: “Son yüz elli yıldan beri uğradığımız belâ, hiçbir toplumun başına gelmemiştir. Bu belâ, bin yıllık onurlu bir tarihin gaddarca inkâr edilmek istenmesi, bu akıl almaz ihanetin kuşaklardan kuşaklara geçirilerek nihayet aydınlarımızın çoğunluğuna kabul ettirilmesidir.”

Bizim mücadelemiz Mankurtlarladır. Bu mücadele vatanını savunulanlarla, vatanına vurmak isteyenlerin mücadelesidir. Bu, iyilerle kötülerin mücadelesidir. İyiler mutlaka kazanacaktır. Çünkü bugüne kadar umudunu Allah’a bağlayanların yenildiği görülmemiştir. 

Bu mücadelede binlercesi gelip geçti. Bunlardan biri de Zekiye Yağmurcu hocaydı ve buna şahidim. Başörtü mücadelesinde çok zulüm gördü, meslekten atıldı hiç yılmadı ve yıkılmadı mücadelesine devam etti. Bu hafta Rabbime kavuştu.

Mekânı cennet olsun...