22 Kasım 2020

Çaya çorbaya Kur'an

Birileri sistemli bir şekilde Müslümanlara şöyle bir telkinde bulunuyor: İşte Kur’an meali oku ve düşün; ayetler şimdi ve sana inmiş gibi aklet. Hem kendine yön ver, hem de toplumsal sorunlarımıza çözüm üret. Zaten İslam  “akıl” dini değil mi? Allah kitabında bize akletmemizi emretmiyor mu?

 O zaman yapılacak iş çok basit: Kur’an ve akıldan başka hiçbir enstrüman kullanmayacaksın. Sünnettir, tefsirdir, tevildir, hadis külliyatıdır, fıkıh müktesebatımızdır, usul ilimleridir, tarihtir, gelenektir;  bütün bunları elinin tersi ile iteceksin, sonra başlayacaksın okumaya. Allah’ın sana verdiği akıl nimeti ile anlamaya.

Ne kadar cazip değil mi?

Yalnız hangi kafa ile? Elbette ki günümüzün temel kabulleri ile yoğrulmuş “akıl” ile. Sahi “akıl” denilen şey nedir? İşte, orada duran, sabit, tarih-dışı bir cevher mi? Yoksa tarih ile birlikte değişen, kategorilere giren bir imkân mı? Tıpkı sıfır bir bilgisayara atılan format gibi. Format atılmazsa bilgisayar bir işe yaramaz. Atıldıktan sonra o bilgisayar atılan format kadar işlev görür; format ile sınırlanır, takyit olur.

Bir genç düşünelim, elinde bir meal okuyor ve kendince anlıyor. Lakin dört bir yanı savunmasız. Akıl zaten format üstüne format yemiş. O zaman ne yapacak? “İslam akıl dini” diye modern zokaları içselleştirecek, üstelik Kur’an adına ve aklını kullanarak.

Kendinin bilincine sahip olmayan “akıl”, başkalarının aklıdır. Bu nedenle İslam, akıl dini olmaktan önce akıl oluşturan, inşa eden bir dindir. Hegel’in de dediği gibi “aklın kendisi bir miras ve çalışmanın/işin bir ürünü/verimi, muhakkak ki gelip geçmiş tüm kuşakların çalışmalarının bir ürünü/verimidir” (Doğan Özlem. Kavramlar ve Tarihleri. Notos Kitap. 2018 Sf:153)

Keza yine Hamann’ın ifadesiyle “akıl dil ve tarihin önünde olamaz” Yani “akıl” dil ve tarihten bağımsız değildir(Age: Sf:149)

Kısacası gelenektir...

Keza yine Hannah Arendt’in Faulkner’dan alıntıladığı gibi “geçmiş asla ölü değildir, hatta geçmiş bile değildir”. “Geçmiş insanı geriye çekmez, ileriye iter ve beklenenin aksine bizi geriye, geçmişe doğru süren gelecektir.”(Geçmişle Gelecek arasında. İletişim Yay.2017. Sf:31)

Geçmiş ileriye iterken, gelecek ise geriye, geçmişe doğru sürer... Ne kadar anlamlı bir cümle.  Tabii ki başkalarının geçmişinin mahsulünü(bugünlerini) kendimize yarın olarak sahiplenmek istemiyorsak. Özgün olarak kalmak istiyorsak... Vahiy merkezli yeni bir dünyanın muştusunu insanlara vermek istiyorsak...

Yoksa başkalarının vardıkları sonuçları “akıl” diye iktibas etmek için Kur’an vasıtasıyla yolu uzatmanın yahut kendimizi kandırmanın bir anlamı yok.

Çileli iş evvela Kur’an tarafından oluşturulmak istenen aklın farkına varmak sonra da Kur’an’ı kendi atmosferinde anlamak ve geleceğimizi bu minval üzerine inşa etmektedir.

İşte o zaman Kur’an “akıl” dinidir.

Tartışmasız bir gerçektir ki Kur’an Müslümanların tek kutsalıdır. Bunda hiç şüphe yoktur. Çünkü kitap Allah’ın vahyini ihtiva etmektedir. Lakin unutulmalıdır ki o vahiy bir Peygambere inmiştir. Peygamberde vahyi anlamış, anlatmış ve uygulamıştır. Kendisine iman edenlerle birlikte ümmetinin ilk nüvesini meydana getirmiştir. Sonra bu ümmet kurucu toplum olarak Medine Devletini kurmuştur. Bunun üzerine Müslümanlar 1400 yıllık bir tecrübe yaşamışlardır. Bu tecrübe elbette eleştiriden vareste değildir. Doğrusu, yanlışı; iyisi, kötüsü; güzeli, çirkini vardır. Lakin eleştiri başka bir şey, toptan silip atmak başka bir şeydir. Dahası her biri kendisine yön veren farklı niyetlerin mahsulüdür.

Bu nedenle özellikle şu soru zihinlere kazınmalıdır. “Kur’an bize yeter” savı hissettiğimiz bir ihtiyacın varlığı nedeniyle mi üretilmiştir, yoksa Batı tarafından bize zerk edilen bir yaklaşım tarzı mıdır? Bu sorunun cevabı samimi olarak verildiği zaman işin mahiyeti bütün açıklığı ile ortaya çıkacaktır.

Hülasa edilecek olursa: Her problemin üzerine elimizdeki Kur’an ile gitmemiz gerekmemektedir. Kur’an tarafından oluşturulan akıl ile müktesebatımızdan istifade edilmek suretiyle çağın sorunlarına sahici çözümler bulmamız mümkündür.

Aksine bir tavır ise Kur’an vasıtasıyla meşrulaştırılmaya çalışılan batıl bir anlayış olacaktır. Tıpkı “biz Kur’an’da Allah’ın hükmü ile hükmedeceğiz” diyen Hariciler için Hz. Ali’ninAdaleti ifade eden fakat onunla zulm kastedilen söz” dediği gibi.