Dolar (USD)
32.95
Euro (EUR)
35.82
Gram Altın
2547.99
BIST 100
11094.95
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE


Çocuk kimdir ve çocukluk nedir?

Çocuk, sosyal ya da anti-sosyal olarak dünyaya gelmez. Sosyallik, insanın mizacına yerleştirilmiş bir özelliktir. Bu sosyallik, dünyaya gelişle içinde yaşadığı toplumla etkileşim sonucu gelişmeye başlar.

Gelişim ve öğrenme açısından çocuğun tanımı belirlenmiş ve çocukluğun yaş aralığı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bununla beraber felsefi açıdan çocukluğu tanımlamanın zorlukları sürekli ifade edilmiştir. Çocuk ile yetişkin arasındaki farkı fiziksel boyutta ortaya koymanın, fikri boyutta ortaya koymaktan daha kolay olduğu görülmüştür. Ancak gelişimdeki anlayış farkını felsefi olarak ortaya koymanın güçlüğü sürekli vurgulanmıştır.

Çocukluk felsefesinin anlaşılır kılınmadığı bir çocuk tanımlamasının gelişim ve öğrenmeyi de tam ifade edemeyeceği ortaya atılan görüşler arasında en baskın olanıdır.

Zihinsel gelişimin sağlıklı bir tarzda takibi ve bu gelişmeye uygun evrensel çocuk tarifi ortaya konulması gelişim-öğrenme psikolojisi ve çocukluk felsefesinin anlaşılmasıyla mümkün olmaktadır.

Çocukluğun Yokoluşu eserinde, tek bir çocukluk tanımının yapılamayacağı savunulur. Çocuk ile yetişkin arasında farkların reddedilemez derecede açık olduğu vurgulanır. Temel çocukluk paradigmasının yetişkin paradigmasına yaklaştığını belirttikten sonra çocukluğun biyolojik temelinin yanında en az o değerde olan sosyal çevre faktörünün de göz ardı edilmemesi gerektiği hatırlatılır. Bu konuyu başka bir yazıda dile getireceğiz.

Çocuğa ve çocukluğa dair sayılamayacak kadar bilgi ve düşünce serdedilir. Lakin her geçen gün çocuğun aslında bu bilgilerle tam tanımlanamayacağı ortaya çıkar. Her ne kadar biyolojik temelli olgunlaşma ile psikolojik ve sosyal bir süreç düzleminde her çocuğun anlaşılmaya çalışılacağı söylense de çocuk gelişiminin kesin dönemler ile sınırlandırılamayacağı sürekli vurgulanır. Yine de biyolojik, sosyal ve zihinsel gelişimi belirleyen olgunlaşma gerçeği şu teorilerle ortaya konulur:

1. Yineleme Teorisi: Bu teori, insanlığın sıradanmış gibi algıladığı çocuğun büyüme sürecine dair yanlış alışkanlığı ortadan kaldırır. Çocuğun insanlığın devamı olduğunu ve biyolojik büyümeyle beraber medeniyetin de gelişimini devam ettirdiğini ileri sürer. Teorinin temel iddiası insanlığın çocuklukla yinelenmesidir.

2. Yaradılışçı Teori: Bu teoriye göre çocukların dil öğreniminde diller arası geçişlerde simgesel kolaylığı, yaratılıştan getirdikleri ontolojik bilgi ve deneyimler sağlar.

3. Deneyimci Teori: Yaşantıların çocukların kendilerini gerçekleştirmede önemli olduğunu ve medeniyetlerin çocuklarda buluştuğunu ortaya koyar.

Bütün bunların yanında hiçbir teorinin veya modelin birbirinden üstün olmadığı ve çocukluk üzerine ortaya atılacak teorilerin ilk söz sahiplerinin ruhiyat ve terbiye alanında çalışanların olması gerektiği savunulur.

Öncelikle çocuğa bütüncül bir yaklaşımla bakmanın zorunluluğu hep vurgulanır. Çocuğa sadece bir biyolojik büyüme gözlüğü ile bakmanın yetersizliği hep vurgulanır. Çocuğun gelişimi; zihinsel, sosyal ve duygusal olgunlaşma ile temellendirildiğinde çocuk kimdir ve çocukluk nedir? sırlarının anlaşılacağı gerçekliği hep önümüze çıkar.

Yasalar her ne kadar çocuğun tanımını yapsalar da tek çocuk tanımından ziyade çocukluk evreleri öne çıkar. Bunlar ilk çocukluk, ikinci çocukluk ve sıkıştırılmış çocukluk dönemidir. Ümit Meriç Yazan ise çocukluk tarihinin en bilinmeyen evresini geleneksel çocukluk, yazınsal dönemle çocuğu tanımaya ve merkeze almayı tipografik çocukluk ve çocuğun neredeyse yetişkinle aynı düzeyde enformasyondan eşit düzeyde faydalanmasını elektronik çocukluk olarak niteler.

Bütün bu çocukluk tanımlamalarının ve çocuk eğitiminin temel hedefinin kişiliğin olumlu gelişimini gerçekleştirmek ve yetenekleri açmaktır diyebiliriz. Bu anlamda karşımıza çok önemli ögelerden anne, baba ve öğretmen çıkar. Psikologlar kişilik gelişiminin uygun normlarda ilgi ve beklentilere karşılık gelmesinin temel koşulunu, aile ortamında ebeveynlerin, okul ortamında da öğretmenlerin bilinç düzeyine bağlarlar.

Erişkinlerin, çocukların gelişimindeki en önemli etkisinin bireysel psikolojide olduğu görülür. Bireysel psikolojinin etkisi çocukluk kozasının açılımındaki anlamlılığa olumlu katkı yapması gerçeğidir. Adler, Çocuk Eğitimi isimli eserinde bütüncül bir bakışla çocuk eğitimini ortaya koymaya çalışır ve çocukluk kozasının nasıl açılacağını belirtir.

Çocukların eğitiminin istenilen düzeyde yapılabilmesi evvela anne ve babaların eğitimli olması ile orantılıdır. Ruhsal yaşamın oluşumunda ve kişiliğin istenilen düzeyde gerçekleşmesinde anne, baba ve öğretmenler psikolojiden yararlanmalıdır. Çocuklara verilecek eğitim kişiliğin geliştirilmesi olarak ortaya konulurken, anne ve baba evde, öğretmen okulda, çocukların yanlışlıklarını düzeltebilir ancak bu iki kurum bazen çatışabilir.

Kişiliğin 2-6 yaş arası oluşumunda model anne ve baba iken okulda modellik onlardan öğretmene geçer ve ebeveynin otoritesi sarsılmaya başlar. Bu sarsılma beraberinde çatışmayı getirir. Dolayısıyla öğretmen çocukları eğitirken ebeveynleri de eğitmek zorunda kalabilir.

Çocuğun bilgilenme ve olgunlaşma süreci ortaya konulurken, bireysel ve sosyal olarak sınırı tanımlanamayan bir ilerleme veya gerileme düzleminde görülür. Bu gelişme ve öğrenme anne karnı veya dünya yaşamı ile sınırlandırılmaz, doğum öncesi ile ilintilenerek dünya yaşamı öncesinden başlatılır ve sonuna kadar devam ettirilir.

Dünyaya gelen her çocuğun saf tabiatının öyle kalmayışının bilhassa çocukluk kozasının doğru açılamayışının nedenleri şöyle özetlenir:

— Çocuktan önce anne ve babanın gelişimi ve eğitimi gerekir.

— Çocuğun anne rahminde iken sosyal ve fiziksel gelişimi ve eğitimi önemlidir.

— Dünyaya gelen çocuk ilk terbiyesini (OÖE) ebeveyninden alır.

— Okulla başlayan eğitimde babanın görevini gerçekleştirme düzeyi daha da artar.

— Değerler eğitiminde ailenin rolü büyüktür.

— Tatilsiz okul olan ailenin çocuğun eğitimine katkısının boyutları geniştir.

— İkinci ve belki de en önemli sosyal kurum olan okulun rolü yadsınamaz.

— Bütün bu eğitimler DEĞERLER çerçevesinde gerçekleştirilmelidir.

— Ve her değer de olmazsa olmaz olan ruh SEVGİ’dir.

Sevgisiz zekâ, çocuğu küstah yapar.

Sevgisiz adalet, çocuğu eşitliksiz yapar.

Sevgisiz hoşgörü, çocuğu iki yüzlü yapar.

Sevgisiz başarı, çocuğu kibirli yapar.

Sevgisiz zenginlik, çocuğu bencil yapar.

Sevgisiz uysallık, çocuğu hizmetkâr yapar.

Sevgisiz yoksulluk, çocuğu asi ve aksi yapar.

Sevgisiz güzellik, çocuğu gülünç yapar.

Sevgisiz kudret, çocuğu zorba, despot yapar.

Sevgisiz çalışma, çocuğu köle yapar.

Sevgisiz sadelik, çocuğu değersiz yapar.

Sevgisiz yasa, kural, çocuğu tutsak yapar.

Sevgisiz inanç, çocuğu bağnaz yapar.

Bütün bunlardan uzak bir çocukluk kozasının yırtılması insanlığın başına bela oluşturur. Ondan da Allah’a sığınmak gerekir vesselam.

 
VF kat sağ