Dijital İmaj, Fotomontaj ve Pop Art Bizi Cennet'e Götürür mü?

1970’lerde başlayan feminist hareketlerde kadın ve beden ilişkisi sorgulanmış, kadın erkek merkezli sorgulamalardan hareketle, bedenin bizzat kendisi bir sanat ögesi ve protest bir eylem aracı olarak yeniden imajolojik bir sergileme alanı haline getirilmesi sürecine getirilmiştir. Yeni dünya düzeni denilen ve geleneksel sömürüyü evrensel iletişim malzemeleri ve yerli partnerlerle daha ucuza maleden ve daha kolay kılan bu süreçte dünyanın üzerine, geleneksel iletişim araçları olan gazete, dergi, radyo ve TV’nin yanında web bağlantılı küresel bir ağ örülerek, tüm dünya insanları hangi din, düşünce ve etnik gruba ait olmasına bakılmaksızın, emperyalist amaca hizmet eden doğal “donörler” haline getirilmiştir. Tüm insanlık bu haliyle kültürel bir melezleşme sürecindedir.

Ruhları boş ama görsel olarak cilalı sanatçıların yaldızlı “kostüm”lerle, güftelerle, bestelerle ve sanatın diğer tüm şubeleriyle toplumu oluşturan kitle aklını 2. ve/veya 3. sayfalara Kraliçe’nin mıhıyla mıhlamasının vebali, toplumu oluşturan akıl ve iz’an sahibi, mütedeyyin ve mütevazı, âlim, âbid ve zâhid tüm akıl ve gönül sahiplerinin omuzlarındadır. Sanatın eğlence boyutunun tüm arsızlığı ile kitleleri nasıl doğal köleler ve köleliğe uygun ruhlar haline getirdiğini “Müslümanın ferasetinden sakının” düşüncesine sahip gözler görmektedir. “Güzel bakmak sevaptır” temel düşüncesinin bu “magazinel toplum” oluşturma projelerinde “Güzele bakmak sevaptır” şekline tahvili/dönüştürülmesi ve buna uygun örneklerin gündelik hayatın içine iyice yerleştirilmesinin önüne ancak yeniden diriliş ve öze dönüş projeleriyle geçilebilir. Sanat ise, bu yolda önemli bir “aktör”dür.

Postmodern sanatın özünde var olan anlık ve var olanı hemen tüketme gerçeği dönem insanının da gelmiş/getirilmiş olduğu talihsiz durumu sergilemektedir. Ayrıca mahremin umuma açık hale gelmesi/getirilmesi, neredeyse tamamen ortadan kalkması/kaldırılması ve bunun bir onur (!) vesilesi sayıldığı “zamanımızın ruhu”nda artık sanat da tüm kollarıyla evde, yatak odasında, yalnızlığın karanlık dehlizli “rezidans”larında, AVM’lerde ve Chris Rea’nın meşhur şarkısında söylediği “The Road To Hell” ekseninde binlerce lüks araçlık düzgün yollarda tüm hızıyla bir meçhule doğru gitmektedir. Dijital imaj, fotomontaj ve “pop art”ın hangisinin gerçek ya da sanal olduğunun gri tonlar arasında arandığı çağımızda, Baudrillard’ın günümüz dünyası için kullandığı “simülasyon”un bizdeki karşılığı “uyuyan insanın ölümle uyanması” olsa gerek ve bu uyanma ebedi hayatta hangi mekâna doğru olacaktır, hep birlikte göreceğiz.

 
ABONE OL
VF Kat2