19 Nisan 2021

Dijital Kölelik ve Post-Human

Saç teli hücrenizden sizi klonlayabilecek bir teknoloji var. Bu alanda epey ilerleme kaydedildi. Anlayacağınız bu gidişle ölsek bile kurtulamayacağız.

Dünyaca ünlü beyin cerrahı Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, “Saçtaki DNA’dan insanın üç boyutlu hologramını olduğu gibi çıkarıyorlar” diyor. Örneğin Firavun’un DNA’sından Firavun’u kopyalayabilirler.

Hatta insanlara hologram teknolojisiyle gökten Mesih’in inişini bile izlettirebilirler. Büyük ihtimalle buna ilk inananlar; bugün grafen içeren maskeler için insanlarla kavga eden, DSÖ’nün ilaç mümessili gibi davranarak propaganda yapan bazı Müslümanlar olacaktır.

İsmail Hakkı Aydın, Holistik İstikbal ve İnsan Sonrası(Post-Human) adlı makalesinde; yakın gelecekte yüz yüze kalacağımız bazı gelişmeleri şöyle sıralamış.

Klonlanmış insanlar, insan-hayvan karışımı hibrit varlıklar;

Beyinde, hücre içi mikrotübülüslerin elektromanyetik titreşimlerinin kuantik şifreleri çözülünce, istenilen doğrultuda tekrar şifrelenebilir, kodlamalarla algoritmalar üretilerek tekrar geri gönderilebilir, tedavi gayesinin yanı sıra farklı bilgi aktarılabilir ve beyinler uzaktan da olsa, kontrol altında tutulabilir.

Anıların beyinden bir cihaza aktarılması.  Zihin, duygu ve rüya kontrol cihazları. Beyine elektrot yerleştirilerek fonksiyonel hale getirme. ElonMusk, Nerolink’te beyine çip takma teknolojisi hakkında tarih bile verdi.

Bilginin görsel kortekse veya bilinçaltı zihne aktarılması. Yapay telekeniz, nesneleri zihninizle değiştirmek için özel bir implant. Artırılmış gerçeklik. İnsana internet bağlantısı yapan implantlar. Görünmez kameralar ve gizli sensör gözetimi.

Hologram bedenler ve nesneler. Transhümanizm (insan makine birleşimi) Kimlik kartı çipi veya implantı. Nakitsiz toplum. Klonoidler, soyu tükenmiş canlıların yeniden klonlanarak hayata kazandırılması.

Yapay zeka hekimler ve cerrahlar, robotik ameliyatlar, telemedisin ve gezegenlerarası operasyonlar. Hiçbirşeye ihtiyacı olmayan uyumayan, acıkmayan, susamayan ve farklı boyutları gören, farklı frekansları algılayıp yöneten insanüstü/süper güçlü mahluklar.

Zihin okuma bilgisayarları ve nanobotlar (Nanometre boyutunda vücudumuzun minnacık doktorları olacaklar teşhis, tedavi ve savunma görevi yapacaklar)

Hukuki hakları olan humanoidler ve robotlar, humanoid eşler, karı ve/veya kocalar, yapay hayvan zekâsı, sporcu robotlar.

Ruhsal durumumuzu ve psikolojik halimizi yazılımları ile herkesten çok daha iyi tanıyan ve tahlil eden kamera ve sistemlerin her yeri donatacağı ve her şeyi denetim ve gözetim altında tutacağı bir dünya.

Nefes ve kalp ritmimizi inceleyebilen ve anında ilgili merkez ve hekimlere aktarıp gerekli tedbir ve tedavi modalitelerini programlayabilen cihazların vücudumuzun ayrılmaz bir aksesuarı haline gelmesi.

İnsan beyninin telefonlar gibi hacklendiği bir dünya uzakta değil dostlar. Tüm bunlar verilerimizi kontrol eden bir sistem tarafından çekip çevrilecek. Peki, bu veriler ileride ya faşist bir siyasetçinin eline geçerse ne olur hiç düşündünüz mü?

Buraya sığdıramayacağımız kadar insan fıtratına yönelik yapılan çok sayıda teknolojik proje var. Yani bilim asla durmuyor.

Vaktiyle Müslüman bilim adamlarımız da bilimin aklın sınırlarını zorlaşmışlardır. Örneğin klonlamadan bile bahseden vegenetiğin babası sayılan Cabir bin Hayyan şöyle diyor: “Allah insana öyle kabiliyetler bahşetmiş ki bununla insan kâinattaki tüm sır perdelerini çözmeye muktedirdir.”

Bunu niye hatırlattım? Çünkü bugün bilim, dünyanın, dört büyük elementin ve insanın frekansını bozmaya yönelik işlev görüyor. Oysa bilim bizim elimizde insanlığa fayda noktasında ilerleyebilirdi.

Ancak “Müslümanlar uyuyor” diyor İsmail Hakkı Aydın. “Kuran öte dünya için değil bu dünya için inmiştir.  Sakalın boyu, tespihin tanesi ile uğraşacağınızaklonlamadan genetiğe kadar her şeyin yazıldığı Kuranı anlayın ve laboratuvarda çalışın” diyor. Haksız mı?

Kitap bizim, din bizim ama onlar yaşıyor, onlar anlıyor, laboratuvarda onlar çalışıyor biz ise güzel kuran okuma yarışmaları tertip ediyoruz.

Dünyadaki onca gelişmeye bakın bir de 1930’lu yıllardan kalma andımız tartışmalarına ve elbette eskiden kalma eğitim sistemimize bakın.

İsmail Hakkı Hoca ısrarla uyarıyor: “Çok acil olarak gen ve DNA bankaları' kurulmalıdır. Yarın çok geç olacak! 'Gen ve DNA Bankerlerinin' insanı köleleştiren 'Gen ve DNA faşizmine, diktatörlüğüne ve hegemonyasına' fırsat vermemek için, insanlık adına elimizi çabuk tutmalıyız.”

 

 
Advertisement Advertisement