21 Ocak 2021

Diş işlerinde ağır tablo!..

Akit TV Canlı Yayını’ndaki “dişsiz” halimizi gören hanım okuyucumuz “geçmiş olsun”  demek için aradı.

Her Çarşamba akşamı, daimi yorumcu olarak katıldığımız “Söz Meydanı” Programı hazırlayan  Mustafa Balevi kardeşimiz, “Böyle daha da sevimli olmuşsunuz!” diyerek iltifat etti sağ olsun ama…

Sıkıntılı bir durum.

Bir ayda 8 kilo vermek işin güzel tarafı…

Güzelim yiyeceklere uzaktan bakmak ve  nice dikişin erimesini beklemek tabii ki sıkıntı veriyor.

Neyse ki, şükrümüz var.

Sıkıntıya lezzet katıyor…

Yüce Allah’a sayısız şükür.

Rabbim’den bütün hastalarımıza şifa diliyorum.

Ya Şâfi Allah.

*

Okuyucumun telefonundan bahsediyordum.

Geçen haftaki programda görmüş...

“Geçmiş olsun kardeşim” dedi.

Otuz yıldır yakından takip edermiş bizi.

O, çok sıkıntılı, kapkaranlık 28 Şubat sürecinde Allah’ın izniyle yaptıklarımıza şahit olduğunu söyledi.

“Bugün de dost uyarılarında bulunuyorsunuz, İnşAllah görmesi gerekenler görür ve hisse kapar” dedi.

Ve ardından…

“Kardeşim, nasıl oldu sizin diş işi, benim de sıkıntım var da, anlatır mısınız?”

diye sordu.

Kısaca (!) anlattım:

“Epeyce süre önce…

Sol üst dişin alt taraflarında şişlik ve ağrı  olunca, şehrin merkezi yerlerinden birindeki ‘Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nden randevu alıp gittim.

Film çektiler.

Diş Hekimi, baktı.

Apse yaptığını söyledi.

Antibiyotik verdi.

Ve, ‘Şu anda pandemi dolayısıyla girmeyelim. Bu antibiyotik 3 ay ileri atar, hatta daha fazla ileri atar…

O zaman bakarız, ama bir hafta sonra kontrole gelin.’ dedi.

Bir hafta antibiyotik kullandım, fayda etmedi.

Aynı Diş Hekimi, antibiyotiği değiştirdi.

Şiş olan bölgeyi de ufak bir operasyonla boşalttı, şişliği indirdi.

İkinci antibiyotik fayda etti.

Üç ay sonra yine şişlik oldu ve pandemi hızlanarak devam ediyordu!..

İnternette, bu türden sıkıntıların ihmal edilmemesi, antibiyotiklerle bastırılmaması gerektiğini söyleyen çok sayıda diş hekimi gördüm.

Bazı vak’alar dikkatimi çekti.

Mesela, dişindeki apseyi hep antibiyotikle bastıran bir kadında tam 10 santimlik tümör çıkmış!

Videoda çenesi dağılmış haliyle görünen kadıncağız kanser tedavisi görüyormuş!..

‘Şimdi ağır hastamız var, daha da ilerlerse işimiz kötü!’ diyerek bir üniversitemizin fakültesine müracaat ettim.

Yine film çekildi.

Daha sonra, daha ayrıntılı bir film istendi.

Orada büyük bir kitle olduğu, bunun patolojisinin yapılması gerektiği, tümör olup olmadığının patoloji sonucunda anlaşılacağı söylendi.

Bayağı ilerlemiş bir durummuş.

Kitle, çevre kemikleri epeyce yemiş, bitirmiş.

O an, Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’ndeki “Üç ay erteleyelim, sonra bakarız” diyen Hekim Kardeşimiz geldi aklıma.

Beynimi susturdum, bir şey diyemedi!..

*

Neyse, işte, sıraya girdik.

Gün verildi.

Vaktimiz geldiğinde…

Genel anesteziyle ameliyatımız yapıldı.

Uyandığımızda, üç dişimizin başka çaresi olmadığı için alındığı ve kitlenin tamamen çıkartıldığı söylendi.

Sağ olsunlar, bizi büyük bir kitleden kurtarmış oldular.

Patoloji sonucu da, iki hafta sonra çıktı.

Şükür, tümör değilmiş, kistmiş.

Bundan sonra belli aralıklarla film çektireceğiz kısmetse, tekrarlayıp tekrarlamadığına bakacağız.

Üst tarafta beş adet küçültülmüş dişimiz vardı, üçü gitmiş oldu özetle....

İki dişi kalmış canavar!..

Bakalım, ne yapacağız.

Kısmet.”

Hanımefendi’ye hızlıca bunu anlattım.

“Tekrar geçmiş olsun kardeşim” dedi.

İhmale Gelmez, Aman Ha!..

 “Benim de derdim var” diye ekledi telefondaki Hanımefendi:

“Yaşım 75, Sokağa çıkma kısıtlamasından dolayı, hafta içi günde 3 saat serbestim.

Diş hekimine gittim, ‘Çok ihmal etmişsin teyze’ dedi.

Evet ihmal ettim.

Çünkü korkuyorum.

Bir diş hekimi, öyle bir iş yaptı ki, perişan oldum.

Çok yanlış işler yaptı, büyük zarar verdi, orayı perişan etti.

Dava açtım kazandım.

Tazminat aldım.

Çoğu diş hekimi iyidir ama bize yanlışı denk geldi herhalde ya da bizim diş işlerini hallederken böyle oldu.

İnsanlık hali.

O zaman biraz gençtim yine, uğraşabiliyordum.

Şimdi, öyle değil.

Yine bir yanlışlık olursa, bu sefer tam gittim.

Üst çene, alt çene tamamen apse.

Devlet’in yerine gittim.

Sağolsunlar baktılar.

Alttaki dişlerin neredeyse tamamının alınması gerekiyormuş…

Ve uzun bir tedavi süreci varmış…

Pandemiden dolayı da sıkışıklık had safhadaymış.

Yani…

Git, gel…

Kalabalık, sıkıntı, bir de o kadar ayrıntılı işlere girmek istemiyorlar…

Komşulara sordum, ‘Özele git’ dediler.

Bir yere gittim.

Diş Hekimi, film bile çektirmeden, ‘sekizini çekip almamız lazım, sonra da uzun bir tedavi’ dedi.

‘Filmi görmeden nasıl karar verebiliyor ki, belki biri kurtarılabilecek dişlerin?’ diye düşündüm.

Etraftan tavsiyeler aldım.

Çok tavsiye edilen bir başka diş hekimine gittim.

İki adet implant ve diğer dişler için bir dolu şey saydı.

O iki dişe implant yapmaktan başka çare yokmuş.

*

Benim için her durumda karşılanması çok zor bir fiyat çıkarttı.

 “Teyze, problemin bu kadar ilerlemiş olmasaydı ve zemin birazcık müsaade etseydi bu kadar külfete girmene gerek kalmazdı ama...’ dedi.

Diş hekimi de kendince haklı olabilir…

Şimdi ben ne yapayım, Serdar Kardeşim. Damdan düşüne soruyorum!”

*

Durumuna üzüldük.

Birkaç yeri aradık.

Bakalım…

*

Benim ve teyzenin yaşadıkları…

Eğer önce “başka başka bahanelerle” ve sonra da  “pandemi” diye ihmal etmemiş olsaydık, bu kadar ağır tablolarla karşı karşıya kalmayacaktık.

O Hanımefendi, “Virüse yakalanırsak gideriz!” diye düşünmüş…

Devlet hastanelerindeki “pandemi” sıkışıklığı da malûm.

Sağlık personeli büyük fedakârlıklarla mücadele ediyor, Allah hepsinden razı olsun.

Amma velâkin, dalgalar boyu aşıyor çoğu yerde.

İnsanımız da, bu tabloyu görüp…

“Aman virüs kapmayayım, aman yük olmayayım, aman iki ay erteleyeyim, üç ay erteleyeyim” diye geciktikçe gecikiyor…

Bu da sıkıntıları büyüttükçe büyütüyor.

“Diş meselesinde” gecikmenin faturası çok ağır.

Kalbe vuruyor, böbreğe vuruyor, her yere vuruyor…

Romatizma yapıyor…

Nice nice sıkıntının giriş kapısı…

Bazı diş hekimleri, ‘Ameliyata alınacak bütün hastaların, diş sağlıklarının da gözden geçirilmesi lâzım aslında… Yoksa istenmeyen durumlar meydana gelebilir!’ diyorlar.

Ne yazık ki, gerek geleneksel ihmalkârlığımız ve gerekse ‘plan-demi’ mevzularından dolayı pek çok hastalıkla ağır ihmaller oluyor…

Öyle ki, konuştuğum bir onkoloji uzmanı, müracaat eden son 13 hastanın tamamının “4. Evre” yani “son aşama” olduğunu söyledi.

Bazı hastalıklar çok hızlı ilerliyor.

Bu hastalar, diyelim ki altı ay evvel “ilk belirtiler üzerine” müracaat etmiş olsalardı, belki 2. Evrede, hatta 1. Evrede, yani “erken evrede” teşhis imkânı olacaktı.

Nice hastayı böyle böyle kaybediyoruz maalesef…

En azından tedavileri çok daha güç şartlar altında oluyor.

Devletimize de çok daha pahalıya patlıyor!

SİGARA FENA YAPIYOR!

Efendim…

Diş meselesi böyle.

Aklıma şimdi geldi, hemen arz edeyim:

Ben çok az sigara kullanırdım.

Şükür bıraktım.

Diş eti problemlerinde (az da olsa) sigara içiyor olmak, çok ilerletici bir faktörmüş.

Hatta, oradaki bir kitleyi, “tümöre, hatta kötü huylu tümöre’ çevirebiliyormuş…

Öbür meseleleri zaten çok iyi biliyorsunuz, diş temizliği, diş ipi, uygun beslenme vesaire…

*

Bu virüsü üreten, ne yaman bir şeytanlık yapmış…

Bir minicik icat ile, virüsün ulaşamadığı hastaları da ölüme sürükleyebiliyor…

Virüsten kaybettiğimizden çok daha fazlasını “virüs korkusundan” kaybediyoruz.

Allah hepsine rahmet eylesin.