24 Haziran 2021

Düşman Metaforu

Seneler evvel Batı, Varşova Paktı’nın kurulmasıyla bir “DÜŞMAN” konsepti oluşturdu. Düşmanın adı Komünizm, soyadı da Sovyetler Birliği’ydi malumunuz üzere. O dönemden sonra onlarca ülke bu savaşa kurban giderken, şehirlerin talan edildiğini hepimiz izledik. Nihayetinde Batı, yürüttüğü Savaş’ı kazandı ve Sovyetler dağıldı. Artık Amerika’nın, TEK KUTUPLU bir dünya arzusunun önünde bir engel kalmamıştı. Yani Batılı ülkelerce geliştirilen düşman metaforu, Amerika’nın önderliğinde dünyayı rehin almalarını sağladı. Bu durum, bir zafer gibi görüldü ilk bakışta. Oysa Sovyetlerin yıkılması, NATO’yu boşluğa düşüren ve aşındıran bir süreci de beraberinde getirdi.  NATO’nun “işe yaramadığından” dem vuran Trump’un performansı ise aynı istikamette seyretti. 

Derken Batı kapıldığı zafer sarhoşluğu mu, aralarındaki çıkar çatışması yahut beceriksizliklerinden mi, bilinmez ama bir DURAKLAMA DÖNEMİ içerisinde buldu kendini. Belli ki ortada bir düşman kalmayınca, ellerindeki imkânı kullanamamışlardı. Tez zamanda yeni bir düşman bulmaları lazımdı ki, esasen bunda da pek zorlanmadılar. Zira “İslamcı terör” ve “İslam tehdidi” gibi ISMARLAMA terimlerle, daha o zamanlarda tanıştık. Önce medyada, akabinde de Müslüman entelektüel ve aydınlar üzerinde yoğunlaşan baskı, mücadele ayağına silahlı bir çatışmaya dönüştürüldü. İstihbarat birimleri ise boş durmuyor, senelerdir kuluçkada bulunan gizli elemanları, şiddet eylemlerinde YÖNLENDİRİCİ ROL üstleniyordu. Plan öylesine bir hal almıştı ki sadece Batı değil, bunlara karşı olan Çin, Rusya… gibi bir çok ülke de, bu projeye teşne olmaktan kurtulamadılar. 

Ama gelin görün ki her ne kadar İslam coğrafyası ve Müslümanlar büyük acı çekse de, planlarının istedikleri gibi TUTMADIĞINA hepimiz şahit olduk. Çünkü uyguladıkları yöntem bir uyanışı tetiklerken, İslam’a girenlerin hızla artmasına vesile olmakla neticelendi. Anlayacağınız son 5-6 yıllardan itibaren, rüzgârın tersine döndüğünü ve Batının tekrar fetret dönemine sürüklendiğini gördük. Tabi terazinin kefesindeki bir taraf irtifa kaybederken, diğer taraf yükseliyordu haliyle. İvedilikle, bir şeyler yapmaları lazımdı. Nitekim son NOTA Zirvesinde, bunun ilk işaretlerini de verdiler. Fakat bu sefer tam hâkimiyetten ziyade, ELLERİNDEKİNİ KAYBETMEMEYE benzer bir vaziyet hemen göze çarptı. Hedefte ise Rusya’dan DAHA ÇOK, ÇİN’in yer alması kimseyi şaşırtmadı. Kaldı ki birçok ülkede liman satın alan, küresel ekonomide kendini hissettiren, başta Ukrayna olmak üzere Afrika ülkelerinde devasa boyutta toprak kiralayan, Akdeniz’de bayrak sallamak isteyen ve İpek Yolu Projesi için Karadeniz ve Kafkaslara inmesi gereken Çin’in, durdurulması gerekti.

İşte bu minvalde düşünüldüğünde Ukrayna meselesi, NATO’nun sahaya inmesi için biçilmiş kaftan hüviyetinde işledi. Yani HEGEL DİYALEKTİĞİ perspektifinde TEZ Rusya, ANTİ TEZ NATO ve SENTEZ ise Çin olarak belirlendi. Hal böyleyken insanın kafasında; devamlı karşı karşıya gelen Amerika ve Rusya’nın, bu güne dek işi kıvamında bırakması “tesadüf müydü” şeklinde sorular belirdi.  Elbette bunu bilmek, mümkün değil.  Yalnız belli mevzularda menfaatleri örtüşen bu iki gücün, birbirinin canını acıtmadan sergilediği KONTROLLÜ BİR KRİZ YÖNETİMİ de tartışılmaz. Kaldı ki düşen petrol ve gaz fiyatları sebebiyle iflasın eşiğine gelen Rusya’yı, fiyatları yükseltme desteğiyle düze çıkmasını sağlayanın da Obama olduğu unutulmamalı…

Özetle Amerika’nın derin stratejisinde; Almanya ve Fransa öncülüğündeki Avrupa’yı, ÇİN İLE BİRLEŞTİRMEMEK olduğu net. Rusya burada bir tampon görevi görür mü/görmez mi derseniz, bunu zaman gösterecek. Ancak geldiğimiz aşama, Türkiye bakımından da oldukça kritik. Neticede NATO’nun en aykırı varlığı olarak bilinen Türkiye’nin, stratejik konumu ve sahip olduğu etki alanı nedeniyle, YAPACAĞI TERCİHLERİN BU GİDİŞATA YÖN VERECEĞİ şüphesiz. Zirve öncesi Kırgızistan liderinin Türkiye ziyareti, Zirve ertesinde ise Sn. Cumhurbaşkanımızın Azerbaycan’a gitmesi zaten bu demek... Kısaca Türkiye’nin illa bir cephede boy göstermek yerine, kendi çıkarları nispetinde MÜNFERİT BİR EKSEN ÇİZDİĞİNİN bir nevi ispatı. Zira Çin ve Rusya ile ilişkilerini sürdüren ve daha düne kadar Batı tarafından baskılanan Türkiye için, geçtiğimiz hafta Amerikan gazetelerinde “Libya ve Akdeniz'de birlikte çalışma teklifi" biçiminde servis edilen haberler de fazla söze hacet bırakmamakta. Ne diyelim! Sözü edilen mücadelede, TÜRKİYE’NİN ÇOK ÖNEMLİ bir ülke olduğu muhakkak… O yüzden rahat durmayacakları, kuvvetle muhtemel. Belki biraz fırtına… Ama sabredin! Sonrası bizim için, SÜT LİMAN İNŞALLAH…

 
Advertisement Advertisement Advertisement