TDV Kurban


Edebiyat semamızdan iki yıldız kaydı

Bu hafta iki değerli edebiyatçımızı aynı günde yitirdik. Usta romancı Emine Işınsu Ankara’da, Hüseyin Emin Öztürk ise İstanbul’da vefat etti.

Eskiden “hazan mevsimi” denirdi sonbahara. Vefatlar çoğaldığında “sonbahar yapraklarının düşmesi”nden bahsedilirdi. Şimdi artık bütün mevsimler hazan, sarı yapraklar ise durup dinlenmeden dökülüyor. Tabii vadesi dolan, ömrü tamamlanan şair ve yazarlar da sonsuzluk âlemine doğru yola çıkıyorlar. Bu hafta içinde iki kıymetli edebiyatçımızı yitirdik. Usta romancı yazar Emine Işınsu Ankara’da, çocuk ve gençlik yazarı ve şairi Hüseyin Emin Öztürk de İstanbul’da hayata veda ettiler. Ebedî âleme göç eden her iki yazarımız artlarından, gözü yaşlı ailelerini, sevgili dostlarını ve sadık okuyucularını, bir de her zaman okunacak seçkin eserlerini bıraktılar.

Büyük Mutasavvıfları Yazdı

Emine Işınsu, edebiyat çevrelerinin tanıdığı, nesilleri etkilemiş usta ve aşina bir isimdi. Türk edebiyatının yaşayan en önemli romancılarındandı. Yıllar yılı romanlarında insanımızın cesaretini, yiğitliğini, alperenliğini, ruh iklimini ve inanç dünyasını anlatmıştı. Küçük Dünya, Ak Topraklar, Çiçekler Büyür, Canbaz, Tutsak, Sancı romanlarıyla tanınmıştı. Bu eserlerinde genelde farklı topraklarda acı yaşayan, zulme uğrayan Türklerin hikâyesini seslendirmişti. Soydaşlarımızın sızılı hayatını dile getiren bu romanlar, büyük bir okuyucu kitlesine ulaşmıştı. Yazarımız ikinci yazı döneminde Kaf Dağı’nın Ardında, Cumhuriyet Türküsü, Nisan Yağmuru, Havva, Bayram, Bukağı gibi romanlarında Hacı Bayram-ı Veli, Niyazi-i Mısrî gibi tasavvuf büyüklerinin hayatını ele almıştı.  Dost Diye Diye kitabı, tasavvuf neşvesiyle kaleme alınmış çok güzel mistik denemelerden meydana geliyordu. Son romanlarından Bir Ben Vardır Bende Benden İçeri romanında ise Yûnus Emre’yi anlatıyordu. 

Yûnus Emre Sevgisi

Cumhuriyet döneminin en iyi hanım şairi Halide Nusret Zorlutuna’nın kızı olan Emine Işınsu, kendisiyle yaptığım geniş mülakatta Yûnus sevgisinin henüz çocukken yüreğinde yeşerdiğini, bunda annesinin büyük rolü bulunduğunu söylemişti. Romanında Yûnus’u anlatırken tasavvufun inceliklerini, derinliklerini ve güzelliklerini de dile getiriyordu. “Yunus'un romanını yazmak için kırk yıl bekledim.” diyordu. 40 yaşlarındayken yazmayı tasarladığı eseri 20 yıl gecikmeyle gün ışığına çıkmıştı. Âdeta Yûnus gibi 40 yıllık bir çileden geçmiş, “pişmiş” ve “yanmış”tı. Bu eseri ortaya çıkaran ruhî altyapıdan bahsetmesini istediğimde, yazarımız serencamı şöyle ifade etmişti:

“Rahmetli anneciğimin inşadı pek güzeldi. Evde iş yaparken pek çok şairimizin en güzel şiirlerini ezberden okurdu, benim neden öbürlerinden birini değil de, Yûnus’u kendime yakın hissedişimin sebebini bilemiyorum, belki bir çocuğun bile gönlüne hitap ettiği için. Evet, kırk yaş dolaylarında Yûnus’u romanlaştırmayı çok istemiştim, fakat sonra bunun mümkün olamayacağını gördüm. O sıralarda içim gel-gitlerle pek dalgalıydı. Memleketimizde bir sol- sağ çatışması vardı, acı vardı, anaların gözyaşı vardı. Aşırı üzüntüler içindeydim. O gönülle Yûnus’a ulaşabilmek, onunla hâlleşebilmek olamadı. Yeteri derecede bir ruhî olgunluğa erişemediğimi de düşünüyordum. Daha sonra eşimin işi dolayısıyla Suudi Arabistan’ın Dhahran şehrine gittik ve orada altı yıl kaldık. Dhahran’da Yûnus çıkmadı, Kaf Dağı’nın Ardında isimli roman çıktı. Yeni yola düşmüş, bir genç hanımın duyguları vardı Kaf Dağı’nın bu tarafında. Sanırım Yûnus’un dünyasına bir ilk adımdı bu roman. Sonra Ankara’da, Cumhuriyet Türküsü isimli roman, Dost Diye Diye isimli denemeler, Nisan Yağmuru ve Havva isimli romanlarla, aynı dünyada yine zaman zaman ürkek, zaman zaman kendimden emin adımlarla kısa gezintiler yaptım.”

“Artık Yûnus’u Yazacağım”

Emine Işınsu, Yûnus’u yazma isteğinin nasıl ortaya çıktığı yolundaki soruya ise şu cevabı vermişti: “Ve derken bir gün, bir arkadaşla sohbet ederken; içimden geldi, dudaklarım söyledi; ‘Artık Yûnus’u yazacağım.’ dedim. Dudaklarımdan çıkanı kulağım işitince, birden yüreğimde derin bir sorumluluk ve büyük bir ağırlık hissettim. Fakat aynı zamanda haz içinde, kararlı, sabırlı ve neşeliydim. Sabır nedir ki?.. Varılacak hedefe doğru, sükûnetle çalışarak yürümek değil mi?.. Allah yardım etti, Yûnus’un büyük sabrından bir nebze bahşetti bana. Kendi kabiliyetim nisbetinde o sabırdan pay aldım, onun sükûn dünyasına girebildim, Yûnus’la hâldeş oldum. Bazı zaman acılı, bazı zaman çok neşeli; tedirgin ama bir taraftan huzurlu ve muhakkak pek kararlı ve şuurlu bir hâldi yine aynı zamanda, hülyâlıydı!.. Yûnus’da ilâhî aşkı, Zehra’da beşer aşkını buldum.”

Işınsu bu roman için çok geniş araştırmalara girmiş, nice kitapları okumuş ve bilhassa Yûnus Emre hakkında ciddi çalışmaları ve eserleri olan akademisyen ve yazarlarla görüşmüştü. Ondan sonra kaleme aldığı eser de tabii çok beğenilmiş ve okunmuştu

“Yûnus’ta Allah Aşkı Var”

Emine Işınsu’ya halkın diliyle ilahilerini söyleyen ve çok sevilen Yûnus’un bu sırrı ve başarıyı nasıl elde ettiğini sorduğumda, romancımız kanaatlerini şöyle sıralamıştı: “Yûnus’un halkın dili ile söyleyip, okuyucuya gönül gözünden süzülen bir aşk şarkısı söylemesinden kaynaklanıyor sanıyorum. Milletimizin asırlardır Yûnus’a gösterdiği ortak sevginin temelinde; onun Allah’a, insana, tabiata gösterdiği, son derece samimi, dürüst, pırıl pırıl, şeffaf, tükenmeyen bir pınar gibi hayat kaynağı olan bu aşk terennümü var. Ve bu aşkı, analarımızın diliyle ifade ediyor.”

Romancılar Konuşuyor isimli kitabımda geniş şekilde yer alan bu röportajda yazarımız, kendi eserlerinin dışında, eski ve yeni edebiyatımızı değerlendiriyor, yazarlar hakkındaki kanaatlerini belirtiyor, büyük emeklerle edebiyat dünyamıza ve fikir âlemine kazandırdığı Töre dergisinden de söz ediyordu. Emine Işınsu ayakları topraklarına sağlam basan iyi bir Türk romancısı, yazarı, aydını ve gönül insanıydı. O bundan sonra titizlikle kaleme aldığı birbirinden seçkin eserleriyle aramızda yaşamaya devam edecek. 

Çocuklara Adanmış Ömür

İkinci kaybımız Dr. Hüseyin Emin Öztürk de, ömrünü çocuklara adamış bir kültür adamı, sosyolog, şair ve yazardı. Kayseri İncesu ilçesi Hamurcu köyünde 1956 yılında doğmuştu. Kayseri İmam Hatip Lisesini bitirdikten sonra tahsilini Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde 1980’de tamamlamıştı. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Din Eğitimi Bölümünde “Batı Çocuk Klasiklerinde Temel Değerler” adlı tezi ile Yüksek Lisans (1991), Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji bölümünde “Çocuğun Sosyalleşmesine Televizyonun Etkileri” adlı tez çalışmasıyla doktorasını yapmıştı. (2000)  

TDV Yayınevleri (1982-88) Vakıf Yayınları İşletmesi (1988-92), Seha Neşriyat (1992-93), AKRA–AKTV (1993-96), İstanbul İl Genel Meclisi Milli Eğitim Komisyonu Başkanlığı (2004-2007), Gökyüzü Eğitim Kurumları (1997-) gibi kuruluşlarda müdürlük, genel müdürlük ve yönetim kurulu başkanlığı görevlerinde bulundu. “Bizim Değil” adlı şiiri ilk 1976 yılında Pınar dergisinde yer aldı. Şiirlerini daha sonra Pınar, Gerçek, İslâm, Türk Edebiyatı; hikâyelerini ise Diyanet Çocuk, Kandil, Türkiye Çocuk, Gülçocuk dergilerinde yayımladı. Kınalı Kuzu adlı eseriyle 1979 yılında Gerçek dergisinin Çocuk Hikâyesi Yarışması’nda birinci oldu. Yaralı Keklik adlı eseriyle Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 1987 yılı Çocuk Edebiyatı ikincilik ödülünü, Gül Ağacı, Çiğdem Çiçekleri adlı eseriyle Türkiye Yazarlar Birliği’nin 1988 yılı Çocuk Edebiyatı Dalı Yılın Yazarı Ödülünü aldı. Gül Ağacı adlı eseri İngilizceye, Yaralı Keklik adlı eseri ise Farsçaya çevrildi. Eserlerinden bazıları senaryolaştırıldı, “Düştüm Kâbe Yollarına” adlı şiiri Ender Doğan, “Efsunlu Şehir” adlı şiiri ise Âmir Ateş tarafından bestelenerek TRT repertuarına girdi. Türkiye Gönüllü Teşekküllüler Vakfı Kurucularındandı. Türkiye Yazarlar Birliği, Birleşik Sanatçılar Derneği, İLESAM ve ESKADER üyesiydi. Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği’nde Genel Başkan Yardımcılığı görevini üstlenmişti. Başlıca eserleri: Bu Sevdanın Uğrunda, Kalbimin Kanat Sesleri, Rüya Şiirleri, Kınalı Kuzu, Gül Ağacı, Yaralı Keklik, Batı Çocuk Klasiklerinde Temel Değerler ile Kişilik Gelişimi Açısından Çocuk ve Televizyon.

Çocuk Klasiklerini Anlatmıştı

Hüseyin Emin Öztürk, dostlarının davetini kırmazdı. ESKADER adına düzenlediğimiz Bâbıâli Sohbetleri’nin 245’ncisine katılmıştı. 14 Mayıs 2015 tarihinde gerçekleşen toplantıda “Çocuk Klasikleri”ni anlatmıştı. Talebem Havva Bozan’ın idare ettiği toplantıda biz dinleyiciler çok istifade etmiştik. Öztürk’ün çocuklar için kaleme aldığı hikâye ve romanlar çok sevildi. Dillerden düşmeyen şiirleri vardı. Meselâ “Dil Bizim Değil” başlıklı şiirine şu mısralarla başlamıştı: “Yüklenmeden iki cihan yükünü, / Acıyı tatmayan bel bizim değil. / Söküp atmak için zulmün kökünü, / Dikeni tutmayan el bizim değil” Vatanımızın ve bayrağımızın kara sevdalı şairi, şiirini şu mısralarla bitiriyordu: “Beklenen gün ufkumuzda doğmadan, / Hakk’ın nuru karanlığı kovmadan, / Bülbül gibi şakısa da durmadan, / Hakk’ı haykırmayan dil bizim değil.”

İstanbul’a Hayrandı

Şairimiz Hazreti Peygamber tarafından fethi müjdelenmiş kutlu şehir İstanbul’a hayrandı. Dersaadet, şiirlerinde gergef gibi mısra mısra işleniyordu. “Efsunlu Şehir” şiirinde tarihimiz dile geliyor, semt semt, cami cami yankılanıyordu. Şiiri şu etkili mısralarıyla taçlandırmıştı: “Ebedî olsun ömrün, cihana bedel şehir. / Renklerin hiç solmasın, efsunlu güzel şehir./ Okunsun mısraların nadide gazel şehir. / Hüznünü, sevincini üstlendiğim İstanbul! / Anne gibi göğsüne yaslandığım İstanbul!”

Farklı konularda çok iyi şiirlere imza atan şairimiz, “Dost”ta Rabbine sığınıyor ve ondan medet umuyordu. “Düşecek olursam tutar elimden, / Dost, iki cihanda Halîm Allah’ım. / Bilir isteğimi mahzun hâlimden, / Dost, iki cihanda Hakîm Allah’ım.” Şair, yalnızlıklarında sadece Yaradan’ı arıyor ve yalnızca O’ndan yardım bekliyordu. Şu mısralarıyla, bir bakıma her müminin tercümanı oluyordu: “Ecel şerbetini içtiğim zaman, / Şu fani dünyadan göçtüğüm zaman, / Sırat köprüsünü geçtiğim zaman, / Dost iki cihanda, selâm Allah’ım.”

Dua Talep Etmişti

Önce “Safra kanalı tıkanıklığından”, sonra da “koronavirüsten” rahatsızlanıp hastaneye yattığında dostlarından dua talep etmişti. Ama o istekte bile sadece kendisi için değil bütün hasta müminler için dua talebinde bulunmuş ve şöyle demişti: “Aziz dost ve kardeşlerim; Rabbimizin acil şifalar vermesi için şahsıma ve bütün hasta kardeşlerimize dua talebinde bulunuyorum.” Bestelenen bir ilahisinde “Dost, kardeşle vedalaşıp / Nice sarp dağları aşıp / Halilullah’a ulaşıp / Düştüm Kâbe yollarına” diyordu. Bir başka şiirinde ise ‘vuslat’ı Ramazan ayında istiyordu: “Allah’a gider her an yorulmaksızın zaman, / Al ruhumu içine, Hakk’a götür Ramazan...” Bu isteği gerçekleşti ve Kadir Gecesi’nin arifesinde Ramazan’da Hakka yürüdü. 

Yıllar önce kendisiyle bir röportaj yapmıştım. Orada “Biricik idealiniz nedir?” soruma, “İyi bir mümin olmak.” şeklinde cevap vermişti. Emine Işınsu ve Hüseyin Emin Öztürk… Tevafuk eseri aynı gün vefat ettiler. Türkiye’nin sevilen ve sayılan kalem ustalarıydı. Emine Işınsu’nun romanları Bilge Kültür Sanat’tan, Hüseyin Emin Öztürk’ün eserleri Nar Yayıncılık’tan çıktı. Bir Emin göçtü bu dünyadan bir de Emine… Gözlerde yaş, yüreklerde hüzün, artlarından dua bıraktılar. Geri kalan herkes de emin olsun ki ölüm mukadder ve hakikat. Eninde sonunda hepimiz emanetlerimizi El-Emin’e teslim edip gideceğiz. Ne mutlu kulluk görevini hakkıyla yapabilenlere! Tanıyanlarla birlikte şehadet ediyoruz ki onlar iyi mümin ve mümineydi. Cenabı Allah rahmetiyle onları kucaklasın, ruhları şad, kabirleri nur, mekânları cennet, menzilleri mübarek, makamları âli olsun. 

 
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement