11 Ekim 2021

Fiyat artışları ve tarım kredi marketleri(2)

İktisatçı Prof. Dr. Ahmet Yılmaz Ata ile fahiş fiyat artışlarını, kooperatif market işletmeciliğini, enflasyonu ve alınması gereken tedbirleri konuşmaya devam ediyoruz.

Ahmet Yılmaz Hoca’ya göre karar vericiler, piyasanın kendi dinamiklerinin dışına çıkıp, fiyat dengelenmesini sağlayıp bu şekilde fiyat artışlarının önüne geçmeye çalışırlarsa, sorun daha büyük olumsuzluklara fırsat verebilir.

Her şeyden önce fiyat, ekonomideki en önemli “bilgi” kaynağıdır. Ama doğru fiyat. Yani piyasa aktörleri tarafından saptanan bir fiyat, üreticin ne üreteceğine, tüketicinin de ne tüketeceğine karar vermesine yol gösterir ki bu şekilde ekonomide kaynakların daha doğru ve etkin kullanımına neden olur.

Aksi bir durumda yani piyasa fiyatının bir şekilde piyasa aktörleri haricinde (merkezi otorite) tarafından ister fahiş fiyat artışı ister fiyat düşüşü nedeni ile belirlenmesi, bu sebeple piyasa fiyatlarının kontrolü, market fiyatlarının denetlenmesi, fiyatın ekonomi için yol gösterici-pusula olması işlevini kaybetmesine yol açar ki bu durumda ekonomik olarak kaynakların verimsiz ve etkinsiz kullanımına sebebiyet verebilir.

Aynı zamanda bu durum yani fiyatların olması gereken düzeyden daha farklı bir düzeyde zorunlu olarak tutulması, ürün arzının azalmasına, ekonomide “kıtlık”, “ karaborsa”, “ ürüne erişememe” gibi toplumsal maliyeti yüksek olan sorunların baş göstermesine yol açabilir.

Örneğin Türkiye ekonomisi özelinde baktığımızda; farklı zaman dilimlerinde farklı siyasi otoriteler tarafından buna benzer uygulamaların gerçekleştiğini ve ne gariptir ki sonuçlarının beklenenin aksine daha büyük tahribatlara yol açtığına şahit olmaktayız.

2. Dünya savaşı ve hemen sonrası dönemde, savaşın ortaya çıkardığı ekonomik koşullar, piyasada arz- talep dengesini olumsuz etkilemiş ve durum hiper enflasyon diyebileceğimiz bir durumun oluşmasına yol açmıştır.

O dönemki siyasi erk, vatandaşın bu aşırı fiyat artışlarından bir mağduriyet yaşamaması için “ tavan fiyat politikası” uygulamış, temel tüketim malları dediğimiz ürünlerin fiyatını belli bir düzeyde sabitlemiştir.

Peki, bu neye yol açmıştır? Bu politika, bu ürünlerin üretimini daha da azaltmış, ürüne erişebilirliği kısıtlamış ve nihayetinde piyasada talep fazlası neticesinde “kıtlık” dediğimiz sorunun yaşanmasına yol açmış ve vatandaşı karaborsa dediğimiz piyasalara yöneltmiştir.

Neticede vatandaş piyasa fiyatından satın alabileceği ürünü daha yüksek fiyattan karaborsa piyasadan tedarik etmiştir.  Aynı durum, 1970’li yıllarda dünya petrol krizi esnasında göstermiştir. O dönemki siyasi erk de, yükselen fiyat artışı karşısında, vatandaşın mağduriyetini gidermek için fiyat denetimleri uygulamış, tanzim satış ağları oluşturmuş, tavan fiyat politikasına yönelmiş ama maalesef istenilen sonuçlar elde edilememiş.

Aksine büyük bir kıtlık ve darboğaz (biri dilim zeytine muhtaç olma) yaşanmıştır. Ve hala o dönemim bu yanlış iktisat politikası siyasi bir slogan olarak hafızalarımızda yer edinir.

Son dönemlerde gerek dünya emtia fiyatlarındaki artışın gerekse yurt içi bazı unsurlardan dolayı, Türkiye ekonomisinde yüksek enflasyonist bir süreç yaşanmaktadır. Ve bu olumsuz durumdan kurtulmak için, siyasi otorite bir takım çözüm politikalarına başvurmaktadır: “Fiyat denetimi” ve “ devlet işletmeciliğinde olan marketlerin açılması” gibi.

Esasında bu tür uygulamalar, iyi niyetler ile düşünülmüş uygulamalar olabilir. Lakin iktisaden sonuçları, pek de beklenildiği gibi olumlu sonuçlar vermeyebilir.

Örneğin Kamunun, fahiş fiyat artışının temel nedeni olarak ortaya koyduğu, “gıda ürünlerinin fiyat artışının” önüne geçmek için, devlet destekli ve marketlerin açılması uygulaması,  iktisaden bazı olumsuzların vuku bulmasına yol açabilir.

Bilindiği gibi hayatta hiçbir şey bedava değildir, her şeyin bir bedeli vardır. Hatta bu durumu ifade eden ve İktisat bilimi eğitiminin bizlere öğrettiği en hayati bilgi, “Fırsat Maliyeti” kavramıdır. Bu kavrama göre, gerçekleştirdiğimiz her iktisadi bir tercih, başka bir iktisadi tercihten vazgeçmemize yol açar.

Ve buna göre vazgeçilen davranışın getirisi en yüksek olana da fırsat maliyeti ya da nam-ı diğer alternatif maliyet deriz. Bu kavram, iktisadin temel gayesi olan kıtlıkla mücadelede etkin tercihlerin, doğru kamu politikalarının ortaya konulmasındaki en önemli göstergelerden biridir.

Bir sonraki yazıda buradan devam edelim…

 

 

 

 
Advertisement Advertisement Advertisement