19 Nisan 2021

Fiyat İstikrarı İçin

Çin’de ortaya çıkıp tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 pandemisi son dönemde dünyada hızını artırarak devam ediyor. Buna bağlı olarak da küresel ekonomi olumsuz etkisini sürdürüyor.

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye de bu süreçten olumsuz etkilenmektedir. Özellikle enflasyon konusunda yaşanan problem herkesin malumudur. Ancak bazı sektörler var ki bu sektörler bu süreçte büyümesini hızlandırdı.

Büyüyen sektörün başında sanayi sektörü geliyor. Salgının ülkemizde görüldüğü ilk dönemlerde uygulanan sıkı kapanma tedbirleri dönemi dışına bakıldığında hızlı büyüme olduğunu görebiliyoruz. Kısıtlı normalleşmeye geçilen ilk ay olan haziranda bir önceki yıla göre %0,1 oranında büyüyen sanayi sektörü temmuz ayında %4,5, ağustos ayında %10,4, eylül ayında %8,1, ekim ayında %10,2, kasım ayında %11 ve aralık ayında %9, 2021 yılı ocak ayında %11,4, şubat ayında ise %8,8 oranında büyüme gösterdi.

Son dönemde Türk Lirası’nın değer kaybetmesi, pandemi sebebiyle küresel tedarik zincirinin zarar görmesi nedeniyle artan talebe yetişmekte zorlanan sanayi sektöründe yaşanan büyüme, verilere de yansımış durumda. İmalat sanayinde yaşanan büyüme ihracat verilerinden de teyit edilmektedir.

Ancak bunlarla birlikte sahadan edindiğim bilgiler doğrultusunda enflasyona da olumsuz yansımalarını görebiliyoruz. İhracat yapmak için yurt içine sağlanan tedariki azaltan sanayi sektörü yurt içinde arzın azalmasına neden olmaktadır. Arzın azalması ve talebin sabit kalmasıyla birlikte fiyatların yükselmesine neden olmaktadır.

İhracata dayalı büyüme modeli elbette önemlidir. Pandemi nedeniyle hâlihazırda turizm gelirlerinin büyük ölçüde azaldığı dönemde döviz getiren ihracat çalışmaları önemli olsa da belli başlı ürünlerde ihracatın kontrolünün sağlanması gerekmektedir. Yurt dışından gelen talebe teslim süresi 2 hafta iken yurt içinden gelen talebin teslim süresi 6 hafta olduğu zaman yurt içi piyasada dengesizlik yaşanmasına neden olmaktadır. Bu durum yurt içinde fiyat istikrarsızlığını etkileyen önemli faktörlerden biridir.

Sahada konuşulan bir diğer husus ise bazı sanayicilerin hammaddesini ihraç etmesidir. Ham madenin yurt dışına satılması nedeniyle nihai ürün üretemeyen bazı sektörler yurt içinde fiyatların yükselmesine yol açmaktadır.

İhracatta en önemli olay iç piyasada dengesizlik oluşturmaması olmalıdır. Nitekim pandeminin ilk çıktığı dönemlerde ülkemizde birçok kişi canhıraş bir şekilde Çin’e, İran’a, Avrupa ülkelerine maske ihraç etmek için araştırma yapıyordu. Ancak vakaların ülkemizde görülmesinden sonra kısa bir süre de olsa maske problemi yaşandığını hatırlıyoruz.

Sanayi sektöründe yaşanan üretim ve ihracat planlaması eksikliği tarım sektöründe de görülmektedir. Geçtiğimiz yıllarda patates ve soğan fiyatlarında yaşanan sert yükselişin ardından (her ne hikmetse tam yerel seçimler öncesiydi) sonrasında patates ve soğan fiyatlarında sert düşüşler görmeye başladık. Bugünlerde ise Tarım ve Orman Bakanlığı üreticinin elinde kalan patates ve soğanları alarak ihtiyacı olan kesime dağıtım faaliyeti yürütmektedir. İktisatta “örümcek ağı teorisi” olarak anlatılan bu durum yıllardır tekerrür etmektedir. Bu yıl üreticinin beklediği kadar para etmeyen patates ve soğan üretimi muhtemelen gelecek yıl azalarak fiyatların bu yıla göre yükselmesine neden olacaktır. Bu da yine seçimlerin yaklaştığı dönemde çeşitli spekülasyonlara neden olacaktır.

Son bir yılda gıda fiyatlarının küresel çapta yükseldiğini görüyoruz. Ancak tarım üretiminin son 20 yılda sürekli arttığı ülkemizde böylesi bir problemin yaşanması daha garip karşılanıyor. Bunun temel nedeni üretim ve ihracat planlama eksikliğidir.

Gerek sanayi sektöründe yaşananlar gerekse tarım sektöründe yaşananlar göstermektedir ki üretim planlaması olmalıdır. Serbest piyasa koşullarına göre devletin piyasaya müdahale etmesi beklenmiyor. Ancak gerçek hayat maalesef böyle değil. Aksi halde tanzim satış noktaları vb. gibi durumlarla piyasa kontrol altına alınmaya çalışılıyor ki bu daha olumsuz bir imaj çiziyor.

 
Advertisement Advertisement