Vakif_Katilim

14 Ocak 2021

'Geleceğimize güvenle bakabilmek için'

“Geleceğimize güvenle bakabilmek”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cümlesinin tamamı şöyle:

"Kendini bilen, tarihini bilen, medeniyetini bilen, inançlı, ahlaklı, erdemli gençler yetiştirmeden geleceğimize güvenle bakamayız.”

Aklı başından gitmemiş olan herkesin yüzde yüz hak vereceği bir değerlendirme.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın, “eğitim ve kültür alanlarındaki sıkıntılara” nice konuşmasında dikkat çektiği malûmlarınızdır.

Mesela…

Birlik Vakfı’nın 2015 yılındaki 30. Yıl Kutlamaları Merasimi’nde şunları söylemişti Sayın Cumhurbaşkanı:

Türkiye'de geçtiğimiz 13 yılda her alanda tarihi bir dönüşüme, tarihi bir değişime şahit olduk. Ülke olarak çok önemli mesafeler kat ettik. Ancak bu süreçte iki alanda, eğitimde ve kültürde hedeflediğimiz noktaya gelemediğimizi üzülerek söylemek istiyorum. Eğitimde altyapıyı güçlendirdik. Eğitimin, öğretimin içeriği konusunda çocuklarımızı medeniyet tasavvurumuza uygun şekilde yetiştirme konusunda aynı şeyi söyleyemiyorum. Ümitsiz değilim, bunu başaracağımıza inanıyorum. İmam hatip okullarımıza giden öğrenci sayımızın 1 milyon 200 bine çıkması çok önemli. 600 binden 28 Şubat sonrası 60 bine indi. İktidarımız süresinde bu sayıyı artırdık. Müfredatı süratle geliştirmemiz, zenginleştirmemiz lâzım. Bunu yaptığımız zaman gençliğimiz çok farklı şekilde gelişecektir.  Kültür alanında da yapılmak istenenle yapılması gerekenler arasında çok ciddi fark var. Türkiye'nin diğer alanlarda ihtiyaçlarının büyüklüğü, milletimizin gırtlağına dayanan sıkıntıları çözme gayreti böyle şekillendirdi. Ama daha fazlasını yapabilirdik. Şimdi önümüze bakacağız. Önümüzdeki yıllarda eğitim ve kültür alanında bir seferberlik içinde ilerlemeliyiz. Özellikle STK'larda güzel gelişmelerimiz var. Yük yüklenerek, onların da katkıda bulunması gerekiyor. Çok büyük görevler düşüyor.”

Evet, Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu konuşmasının üzerinden beş, altı yıllık bir zaman dilimi geçti.

 Memleketin başındaki nice badire, karşı karşıya kalınan bir dolu tehlike, bir türlü “takım oyunu”na geçilememesi, “yalnızlık”, vesaire…

Farklı sebepler öne sürülse de netice ortada:

Eğitim ve kültür alanlarında” arzu edilen noktaların epeyce uzağındayız.

Ve üstelik bu, “muhalefet” yapan birilerinin “iddiası” da değil.

Bizzat Sayın Cumhurbaşkanı, “Eğitimde büyük bir reforma imza atılacakları” vaadinde bulunduğu, 19 Ekim 2020 tarihli konuşmasında, “Hükümet olmakla muktedir olmak, muktedir olmakla iktidar olmak arasındaki farkı iyi biliyorsunuz. Gerçek iktidarın fikri iktidar olduğunu iyi biliyoruz. Tek tek bireylerden başlayarak, toplumun tamamına uzanan fikri iktidar yolu zor ve zahmetli bir süreçtir. Kendimi bu konuda mahzun hissediyorum. 18 yılda her alanda tarihi eserlere ve hizmetlere imza attığımızı eğitim, kültürde arzu ettiğimiz ilerlemeyi sağlayamadığımızı düşünüyorum.

Genç bir nüfusa sahibiz ama medeniyet tasavvurumuzu hayata geçiremiyoruz. Medyamız bizim sesimizi ve nefesimizi yansıtmıyor. ilimde, sanatta, kültürde benzer sıkıntılarla karşı karşıyayız. Dünyaya kendimizi anlatamıyoruz. Bunun için de fikri iktidarımızı da hala tesis edemediğimiz kanaatindeyim. Hiç kimsenin bu arayıştan rahatsız olmaması gerekir.”

Evet efendim;

Sayın Cumhurbaşkanı’nın dört ay evvel yaptığı konuşmanın altını çizdiğimiz bölümlerini de böylece vermiş olduk.

Bütün bunları “hatırlattıktan” sonra…

Gelelim günümüze…

O Adımlar Bir An Evvel Atılmalı

Sayın Cumhurbaşkanı’nın birkaç gün evvel dile getirdiği son derece isabetli tespitle gitmiştik bu yazıya:

"Kendini bilen, tarihini bilen, medeniyetini bilen, inançlı, ahlaklı, erdemli gençler yetiştirmeden geleceğimize güvenle bakamayız.”

Dünden bugüne söylenenlere baktığımızda, “süratle” hal yoluna konulması gereken “eğitim ve kültür” işlerinde epeyce “vakit kaybedildiğini” görüyoruz.

Meseleye hangi açıdan bakarsanız bakın ortada “sıkıntılı” bir durum var.

Bugünlerde “adalet ve ekonomi alanlarındaki reformlardan”  bahis var  ama “eğitimde reform” meselesi gündemde değil gibi.

Gündemi, Ana Muhalefet Genel Başkanı’nın “saçma sapan” lâfları ve bu lâflar etrafında şekillenen tartışmalar oluşturuyor.

Bir başka ifadeyle, gündemi Ana Muhalefet belirliyor!..

Biz, elimizdeki kısıtlı imkânlarla gündemi “aile”ye, “eğitim”e, “kültür”e ve dahi “sokaktaki vatandaşın taleplerine” taşımaya…

Memnuniyetleri ve memnuniyetsizlikleri “yapıcı dille” yansıtan bir “kanal” olmaya gayret ediyoruz.

Umarız…

Günün birinde…

Geleceğe güvenle bakabilmemizi sağlayacak “eğitim ve kültür” hamlelerinin gerçekleştirildiğini görürüz…

Tam da burada hatırlatmakta fayda var;

Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Toplantısı’nın ardından çok çarpıcı bir açıklama yayınlanmıştı.

Deniyordu ki orada; 

 “Aile yapısını sarsmaya yönelik saldırıların giderek yaygınlaştığı toplantıda, özellikle medya yoluyla dayatılan çarpık bireysel ve toplumsal ilişki biçimlerinin ve gençlerin önüne rol model olarak çıkarılan örneklerin önce aileyi hedef aldığı,  medeniyet ve kültür kodlarımıza taban tabana zıt fikirlerin ve hayat tarzlarının sürekli olarak yüceltilmesinin ve özendirilmesinin bu oyunun bir parçası olduğu belirtilmiştir.”

Evet…

Tespit çok.

Birçok konuşmada, açıklamada nice “kıymetli” tespit dile getiriliyor.

Bunları söylemek faydalı da…

Ağızlarımız ne zaman ve nasıl tatlanacak?..

Sayın Cumhurbaşkanı’nın 25 Nisan 2008 tarihli AK Parti Konya İl Kadın Kolları Kongresi’nde dile getirdiği  Hz. Mevlânâ imzalı şu veciz cümle ne kadar güzel, değil mi:

“Bal bal demekle ağız tatlanmaz, balı yersen ağız tatlanır.”