Yedi Başak
Diyanet Vakıf

25 Şubat 2021

Harita savaşları ve Rusya

2006 yılında bir Amerikan istihbarat şirketi Arap baharı başlamadan, bölgenin geleceğini nasıl şekillendirdiklerini önceden bilgilendirircesine Türkiye, Suriye ve Irak’ın bölünmüş haritasını yayınlamıştı.

Arap baharı ile başlayan ve Suriye ile devam eden olaylar istedikleri gibi gerçekleşseydi o harita aynen uygulanacaktı. 

İstedikleri olmadı. 

Türkiye’nin bu plana doğrudan müdahalesi ve masaya yumruğunu vurması oyunlarını bozdu. 

Bu günlerde aynı şirket hain planlarına katkı sunacağını düşündüğü hayali haritalardan birini yine piyasaya sürdü.

Tam da Türkiye’nin Karabağ zaferinden sonra, Kafkaslarda dost ve kardeş ülkelerle kol kola daha yakın bir mesafede yürümeye başladığı sırada. 

Türkiye’nin bölge ülkelerini bir araya getiren ‘Altılı Kafkas Platformu’ fikrini hayata geçirme çabalarına bu şekilde karşılık verdiler. 

Acizliğin başka bir tezahürüyle; temcit pilavı gibi iki de bir piyasaya harita sürerek.

Modası geçmiş, ucuz algı operasyonlarının hala işe yaradığını düşünenler beyhude de olsa şanslarını denemekten vazgeçmiyorlar.

Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Libya, Mısır, Suriye, Irak, Lübnan, Ürdün, Suudi Arabistan, Umman, Yemen, Körfez ülkeleri, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, Kırım, Türkmenistan ve Kazakistan'ın bulunduğu Hazar havzasını Türkiye’nin 2050 yılı nüfuz haritasında gösterip yayınlamaktan utanmıyor, çekinmiyorlar. 

Amaçları tabi ki Rusya’yı iğnelemek.

Fakat cevap gecikmedi;

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov "Türkiye'nin uluslar üstü bir yapı olarak Büyük Turan'ı kurma peşinde olduğunu düşünmediklerini söyledi ve ucuzculara ağızlarının payını verdi. 

Haritalı manipülasyonların arkasında duran Amerikan şirketi Strasfor, devlet kurumlarına, Amerikan savunma şirketlerine istihbarat sağlayan ve ‘Gölge CİA’ olarak bilinen bir düşünce kuruluşudur. 

Bir kurum olmaktan öte ABD’nin görünmeyen gölge aklıdır. 

Suriye’den sonra, Libya’da ve Karabağ’da Rusya ile yürüyen başarılı işbirliği, S 400, belki de arkasından gelecek S 500 derken, olası stratejik ortaklığa doğru ilerleyen Türk-Rus ilişkileri onları rahatsız ediyor. 

Amerika’nın bu görünmeyen gölge aklı Rusya’yı Türkiye’ye karşı kışkırtıyor, bir taraftan da; Yunan destekçisi Arap rejimlerini, yumuşayan ilişkilerimizi yeniden germek istiyor. 

Stratejik ortağımız ABD Patriot hava savunma sistemini vermemekle, bizi F35 programından çıkarmak istemekle kalmıyor. 

Türkiye’ye gözdağı verircesine Yunanistan’la ortak tatbikat hazırlıkları yapıyor, PKK ve PYD ye hava savunma sistemleri dâhil her türlü silah ve lojistik yardımı yapmaktan çekinmiyor.

Aynı zamanda Suriye’de, Irak’ta, Libya’da karşı tarafımızda yer alarak, Doğu Akdeniz’de Yunanistan’a arka çıkarak Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak istiyor.

Batı ülkelerinin haritalar yayınladığı, bölme parçalama hesaplarının yapıldığı bir dönmede Türkiye-Rusya yakınlaşması tesadüfi değildir.

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal’in de önüne dikenler serilmiş, çeşitli oyun ve tuzaklar kurulmuşken askeri ve siyasi dehasıyla emperyalist güçlerin hedefi olmaktan kurtuluşunun benzer bir hikâyesi var. 

Kurtuluş Savaşının zorlu şartlarında Atatürk Lenin’e mektup yazmış Lenin’den destek istemişti. 

Lenin destek isteğini geri çevirmedi ve General Kliment Yefremoviç Voroşilov’u savaş taktik ve stratejik katkıda bulunması amacıyla Ankara’ya gönderdi.

General Mihail Vasilyeviç Frunze’yi de 13 Aralık 1921 tarihinde olağanüstü elçi sıfatıyla Ankara’ya atadı. 

Lenin’in sunduğu hizmetlerin kıymeti kitaplarda değil Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık simgesi Taksim anıtında anlatıldı. 

Taksim’de 81 yıldır meydanı süsleyen meşhur Taksim Anıtında Atatürk, İnönü ve Fevzi Çakmak’ın arkasında General Voroşilov ve General Frunze’ye de yer verildi. 

Gerek Kurtuluş Savaşı, gerekse Cumhuriyet’in kuruluşunda “Bolşevikler ”in maddi ve manevi desteğine böylece en üst perdeden teşekkür edilmiş oldu. 

Atatürk’ten sonraki ilişkilerin seviyesi de yine en üst perdedendir.

1960-1980 yılları arasında ve de soğuk savaş döneminde Türkiye Cumhuriyetinin ilk ağır sanayi tesisleri İskenderun Demir Çelik, Seydişehir Alüminyum, Bandırma Sülfürik Asit Fabrikası, Paşabahçe Cam fabrikaları kimlerin katkısıyla kuruldu sanıyorsunuz? 

Stratejik ortağımız, Kore’de uğruna yüzlerce Mehmetçiğimizi şehit verdiğimiz Amerika’nın mı?

Hayır yanıldınız.

Soğuk savaş yıllarında Rusya’ya karşı göğsümüzü siper ettiğimiz Batı ülkeleri katkısıyla değil, bize düşman gibi sunulan Sovyet Sosyal Cumhuriyetler Birliği Rusya’nın katkılarıyla. 

Düşünce kuruluşlarının, istihbarat platformlarının adına ne derseniz deyin, haritalarla algı yaratma peşine düşmelerinin, durumdan vazife çıkarma çabalarının asıl nedeni de budur.

Bu işbirliğini bozmak, Türkiye’yi yalnızlaştırmak, kolay lokma haline getirmek. 

ABD’yi, Rusya’yı, Türkiye’yi iyi bilmeyenler, stratejik sosyo-ekonomik ilişkileri yaşanmış vakıalar eşliğinde okuyamayanlar ilişkilerin, şahsi tercihlerle yürüdüğünü zannedebilirler.  

Hâlbuki yapılanlar jeo-sosyolojik bir gerçeğin dayatmasıdır,  

Doğu Batı arasında Türkiye lehine dengenin kurulması bir parti politikası değil, milli bir zarurettir.  

Bu politikaları eleştirenler ya yakın tarihi bilmiyorlar, strateji ve jeo-politika cahilidirler ya da milli politika temel taşlarını yerinden oynatarak düşman mazgallarına bilerek kurşun taşımanın peşindedirler.

 
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement