Milat Web

02 Ekim 2021

​Her gün Cuma olsa!..

Sizin nasibe koşmanız yetmiyor, nasibinizin de size koşması gerekiyor. Çokça çalışıyorsunuz,  bir şeyi talep ediyorsunuz ama olmuyor. Olmadığı zaman olmuyor! Nasip işi, diyoruz. Cuma çıkışı camide ikram edilen çorba gibi.

Sabahın erken saatlerinden itibaren başlayan koşturmaca ile dünyaya dalıyorsunuz. An oluyor ki temel ihtiyaçlarınızı bile erteliyorsunuz, erteleme yine iyi bir durum, unuttuğunuz da oluyor. Yine böyle yoğun bir güne uyanmıştım. Sabah telaşesi, çocuğu okuluna bırakmak, hazırlanacak yazılar, notlar alınan kitaplar… Günün en hızlı saatleri.  Zaman su gibi. Hatta yıldız gibi kayıyor. Bu kadar hızlı akan zaman içinde yine sevdiğiniz insanlara selam vermeden geçemezsiniz. En azından bir mesaj ile bir selam ve dua göndermek… Bir hâl sormak, bir dert ile dertlenmek gerek. Günün en güzel vaktinde, en güzel dostlara esenlik bildirmek kadar insanı rahatlatıcı başka bir davranış bilmiyorum. Duanıza ortak ettiğiniz, ismini andığınız kaç kişi var? Böyle bir soruyu şimdi kendimize soralım, düşünelim… Bir duaya ortak olmak en güzel nasip.

 Çocuğu okula bırakıp üniversite kütüphanesine uğradım. Osman abi yine güler yüzü ile karşıladı. Çayı da var, sıcak, tıpkı yüzü gibi. Çayın demi de var, muhabbeti gibi Osman abinin. Evet, burası kütüphanede idarî odalardan bir yer. Soyadı “Gül” Osman abinin, yüzü de gül gibi. Böyle bir yerde kovsalar gitmezsiniz. Tabii ki kovulmak yok, davet var, ilgi var, destek var, yardım var, kitap var. Araştırma yaptığım alana ait ne kadar kitap varsa buldu Osman abi.  Aldık nasibimizi, ayrıldım oradan.

Hasbî insanlarla dağ bayır yürüseniz yorulmazsınız. Samimîdir onlar, yük olmazlar, yük alırlar. Kitaplarla oturuyorum çalışmaya. Önceki gün yazdığım iki yazının güzelliğini belirtiyor bir dost. Eyvallah! Yine bir yazı, diyor. Zor gelse de mutlu oluyorum. Yazdıkça açılıyor ruhum. Engin denizlere açılır gibi, sarp dağları aşar gibi, bulutların üstünde uçar gibi. Ferahlık, genişlik ve huzur içinde seyrüsefere çıkıyorsunuz yazı ile. Yazıya tutunarak yürümek, yazı içinde kaybolmak, yazdıklarınızla yaşamak bu olsa gerek.  Güzel dostlara denk gelmek de nasip, güzel yazı yazabilmek de.

Nereden nereye gidiyorsunuz, bilemiyorsunuz. Zaman akıyor. İşler yoğun. Mesajlar, telefonlar, bekleyenler, bekledikleriniz… İçinizde biriken ne varsa ruhunuz hissediyor. Sevdiğiniz bir dosttan gelecek bir selam ile yükünüz hafifliyor, yüzünüzde çiçekler açıyor. Bir kahve teklifi almayı bekliyorsunuz. Bir zamanlar, bekârlık dönemlerinde, yalnızlık günlerinde dostlara telefon edip, “Yemek ısmarlamak için dost aranıyor.” dediğim çok olmuştu. Ardından gelen “hayır” cevabına mukabil, “Ben sıramı savdım, başka zaman sen ısmarlarsın.” derdim nükte olarak. Hepsi nasip meselesi. İyiliğine söylenen laflar idi. Güzel laflar duymak güzel bir nasip.

Hengâmenin içinde cuma vakti gelmiş geçiyor. Abdest al, ıslak yüzle koş, kollar sıvalı, paçalar yarım… Arabaya biner binmez kontağı çevir, sür en yakın camiye.  Siz camiye giderken tam tersi istikamete giden bir dosta rast geliyorsunuz. Sorgusuz, “Atla arabaya, ezan okundu.” diyorsunuz. “Yahu abdestim yok, yetişemem.”  Bu bahaneye aldırış etmiyorsunuz hatta duymuyorsunuz bile. Kapıyı açıp, “Hadi, bin!” diyorsunuz. Biniyor dostunuz, yetişiyorsunuz camiye. Sonsuz huzura duruyorsunuz. En makbul zamanlar. Cami ile cuma kelimeleri aynı kök. Toplanıyor tüm yaralı kalpler, incinmiş gönüller. Yetişiyorsunuz namaza, en güzel nasip.

Namaz sonrası öylesine hafiflemişsiniz ki. Arınmak böyle bir şey sanırım. Caminin hemen altında çorba ikramını görünce iştahımız kabarıyor. Sıcak çorba, yanında taze ekmek. Çorbayı büyükçe bir karton bardağa koyuyorlar. İkram eden sanki kalbinden dolduruyor çorbayı. Yok yok, çorba kazanından değil, kalplerden doluyor bu çorba. Öylesine leziz… Cumaya son anda yetişen dostum da geliyor çorba almaya. Öğle yemeği yememiştim, diyor. Ben sabahtan beri açtım, diyorum. Gülüyoruz, çorbamızı bitiriyoruz, bir daha istiyoruz, bir daha o samimî kalplerden akıyor çorbamız. Liseli gençler de çorba alıyor. Bu çocuklar mahallede bulunan pansiyonlarda yatılı kalıyor. Öğle yemeğini yemişlerdi ama çorbanın güzelliği bunları çekiyor, diyor öğretmenleri. Bense, hayır onları nasibi çekiyor, cumanın tüm kalpleri buluşturan mucizesi, keşke her gün cuma olsa, diyorum içimden.   

 

 
Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement