Vakif_Katilim

07 Aralık 2020

Her ülkenin kendi şeytanları vardır…

Uzun yıllar boyunca ABD ile “küresel güç” olma yarışına giren SSCB’nin yıkımını hızlandıran en belirgin meselelerden birisi devletin karşısında aciz kaldığı ve 300 bin insanın evini terk etmek zorunda kaldığı 1986 yılında gerçekleşen Çernobil felaketiydi. Olayı izleyen yıllarda Varşova Paktı’nın üyesi ülkeler tek tek bağımsızlıklarını kazandılar ve sonuç olarak Sovyetler Birliği dağıldı. Akabinde o dönem Moskova Belediye Başkanı olan ve başarılı darbe sonrası tankın üzerinden sözde sükunet çağrısı yapan ABD devşirmesi Boris Yeltsin ve yine ABD’de eğitilen ekibi tarafından ülke ele geçirildi.

 ABD, SSCB gibi farklı ülkelerin aynı çatı altında birleşmesinden oluşmuş olan bir ülke olmasa da yapısal olarak çeşitli benzerlikler taşımaktadır. ABD nüfusu dünyanın birçok ülkesinden gelen insanlardan oluşmaktadır. Her ne kadar İkinci Dünya Savaşı sonrası “melting pot” stratejisi ile ırk ayrımcılığı kavramı ortadan kaldırılmaya ve Amerikalılık üst bilinci oluşturulmaya çalışıldıysa da gelinen noktada ırksal ayrımcılığın devam ettiği hatta buna birde kültürel gettolaşmanın eklendiğini görmek mümkün.

ABD tarihini bir paragrafta özetlersek; ABD kıtasının keşfedilmesiyle birlikte başta İngilizler olmak üzere, İspanyollar, Portekizliler ve Fransızlar kıtaya gelmeye başlamıştır. Akabinde ise İngilizlerin kolonilerden çok ağır vergiler alma çabası iç huzursuzluklara, çatışmalara neden olmuş nihayetinde Bağımsızlık Bildirgesi yayınlanmış ve 1783 Paris Anlaşması ile İngiltere ABD’nin bağımsızlığını kabul etmiştir. O tarihten sonra her ne kadar ABD bağımsız bir güç olarak varlığını sürdürmüş olsa da İngilizlerin kendilerini devletin sahibi olarak görme tavrı hiçbir zaman değişmemiştir. Anglosakson eksenin gücünün ABD ile birlikte Dünya üzerinde de tek egemen ve yönetici güç olabileceği konusunda güçlü bir inanca sahiptirler.

İşte bu ayrımcı, üstten bakışcı zihniyet zaten çok ciddi sorunlarla mücadele eden ABD’yi yeni büyük sınavlarla karşı karşıya getirecektir. Bugün ABD’de yer alan anayasa tam anlamıyla bir aristokratik sistem tesisini ve halkın egemenliği üzerine değil “müesses nizam” tarafından “dayatılan” valilerin kararları üzerine inşa edilmiş bir yönetim biçimini süre götürmektedir. Son yapılan seçimlerde ortaya konulan tablo bunun ispatlarından birisidir. Birçok noktada yetişkin insan sayısından daha fazla seçmen kaydı olması ve seçmen kayıtlarının eyalet valiliklerinin yetkisinde olması ABD’de ki o kimselere bırakılmayan demokrasi anlayışının ne olduğu konusunda en önemli ipucudur.

ABD’de kendilerini “Beyaz Amerikalılar” olarak görenlerin üstten bakışı ve körükledikleri ayrılıkçı politikaların çok fazla devam etmeyeceği gözüküyor.

Şimdi iç ayaklanmaların, protestoların giderek arttığı ABD için ayrılıkların zirve yapması ve dağılma sürecinin başlaması için bir “Çernobil” lazım… Büyük bir terör saldırısı gibi… Boris Yeltsin bulmak ise en kolayı…

Evet nasılsa her ülkenin kendi şeytanları var. Tıpkı ülkemizde de olduğu gibi…