30 Mart 2021

İki Sultana Hocalık Yapan Şeyhülislâm

Dünkü yazımızda hafıza kayıtlarımızın arşivlendiği Millet Kütüphanesi’nden bahsetmiştik.

İstanbul’un Fatih ilçesi, Fevzi Paşa Caddesi üzerinde bulunan Millet Kütüphanesi’nden bahsediyorsak eğer, Şeyhülislâm Feyzullah Efendi’ye dair bir kaç cümle zikretmeden geçmek vefasızlık olur. Çünkü Feyzullah Efendi bir anlamda Millet Kütüphanesi’nin mihenk taşı özelliğini taşımaktadır.

1639 yılında Erzurum’da doğan Seyyid Feyzullah Efendi, Erzurum Müftüsü Mehmed Efendi ile Şerife hanımın oğludur. Babasından aldığı eğitimden sonra, İsmail Efendi’den Farsça, Arapça, fıkıh ve fıkıh usulü dersleri aldı. Şeyh Mehmed Vânî’yle, aldığı bu bilgileri pekiştirdi.

Daha sonra İstanbul’a giden ve ilmî açıdan padişah hocalığına kadar yükselen Şeyh Mehmed Vânî’nin daveti üzerine 1664 yılında Edirne’ye gelen Feyzullah Efendi, bir müddet Şehzade 2. Mustafa’ya ders verdi. Haydarpaşa, Üsküdar Mihrimah Sultan, Sahn-ı Semân ve Ayasofya medreselerinde müderrislik yaptı. Hât, nesih, tefsir, hadis ilimlerinde kendisinden söz ettirecek seviyeye ulaşan Feyzullah Efendi, bir divan teşkil edecek yeterlilikte Arapça şiirlere de imza attı.

*

Gösterdiği başarılı ilmî çalışmaları sonucu 2. Süleyman tarafından 14 Şubat 1686 yılında Şeyhülislamlığa getirildi. (Feyzullah Efendi, hem padişah hocalığı hem de Şeyhülislâmlık görevlerinde bulunduğu için “câmiu’r-riyâseteyn” unvanıyla anılmıştır.) Kısa bir süre sonra bazı karışıklıklar sonucu Şeyhülislâmlık mührü elinden alınarak, önce Kuzguncuk, daha sonra ise memleketi Erzurum’da ikamet etmeye mecbur edildi.

Yaklaşık 7 yıl sonra tahta (hocalığını yaptığı) Şehzade Mustafa’nın çıkışıyla 25 Mayıs 1695 yılında tekrar Edirne’ye çağrılarak ikinci defa Şeyhülislâmlığa tayin edildi. 1703 yılında bozuk siyasî ve iktisadî durumun da etkisiyle ulemâ, asker ve nihayet İstanbul yerine Edirne’nin pâyitaht yapılacağı söylentileriyle tahrik edilen İstanbul halkı ayaklandı. Tarihe Edirne diğer adıyla “Feyzullah Efendi Vak’ası” olarak geçen isyan İstanbul’da başlayarak Edirne’ye sıçradı.

Şeyhülislâm Feyzullah Efendi, bu isyan sonucu 27 Temmuz 1703 yılında görevden alınarak oğlu Nakîbüleşraf Fethullah Efendi ile başları kesilerek katledildi. (3 Eylül 1703) Asîlerin Tunca Nehri’ne attığı Şeyhülislâm Feyzullah Efendi’nin cesedini sevenleri nehirden çıkarttı. Sitti Hatun Camii civarındaki Abdülkerim Mektebi’nin avlusuna gömüldüğü rivayet edilir.

*

Bilenler bilir ama bilmeyenlerin anlattığımız bu mevzuuyla Millet Kütüphanesi’nin ne âlâkası olduğu hususunda bağlantı kurmakta zorlandığının farkındayım. Aşağıda okuyacağınız satırlarla konunun vuzuha erişeceği kanaatindeyim. 

Millet Kütüphanesi’nin de bânisi olan Şeyhülislâm Feyzullah Efendi’nin 64 yıllık ömrüne sığdırdığı hizmet ve eserlerinden bazıları: Feyzullah Efendi’nin Erzurum’da cami, medrese, dârülkurrâ, mektep ve hamamı; Şam’da dârülhadisi; Edirne’de çeşme ve sebili, Mekke’de mescidi; Medine’de medrese, kütüphane ve muallimhanesi; İstanbul Fatih’te medrese, kütüphane, mescid, mektep, muallimhâne, çeşme ve meşrûtaları vardır. Feyziyye Dârülhadisi olarak anılan külliye halen Millet Kütüphanesi olarak kullanılmaktadır. (Ali Emirî Efendi, vakıfların deposundaki Feyzullah Efendi’ye ait kitapları Millet Kütüphanesi’ne getirerek yok olmaktan kurtardı.)

Feyzullah Efendi, Medine’de inşa ettirdiği medreseye 3000’den fazla kitap vakfetmiş Harem-i Şerif’in genişletilmesi sırasında bu medrese yıkılınca kitaplar Câmiatü Melik Abdilazîz’e alınmıştır. Feyzullah Efendi’nin bu vakıf tesisleri için hazırladığı vakfiye Süleymaniye Kütüphânesi’nde bulunmaktadır.

***

FEYZULLAH EFENDİ ÇEŞMESİ

Osmanlı Medeniyeti’nin simgelerinden olan kuş evleri ve vakıfların olmazsa olmazı çeşmelerin güzel örneklerini Feyzullah Efendi Medresesi’nin (şimdiki işleviyle Millet Kütüphanesi), Feyzullah Efendi Sokağı’nın başında da görmek mümkün. Çeşmenin kitabesinde şu ifadeler yer almaktadır:

 “Hâce-i hâkân-ı a’zam hazret-i fetvâ-penâh, / Seyyidü’l-afâk Feyzullah kudsiyyü’l-hisâl, / Bu nümudâr tahuru su-be-su icrâ edüb, / Eyledi âsâr-ı pür-envârını cennet misâl, / Cuşîş-i mâ’ü’l-hayâtıdır ferah-bahşâ-yı cân, / Hod-be-hod olmuş sadâ-yı kalkalî zib-i makâl, / Lule gördüm kâmiyâ târih için atşâne der: / Gel gel, iç bu çeşme-sâr-ı nurdan ab-ı zülal.” (1112)

Kitabede meâlen şöyle denmektedir: “Büyük hükümdarın (2. Mustafa) hocası ve kendisinden fetva aldığı (şeyhü’l-islâmı), / Kudsi ve güzel ahlâklı Seyyid Feyzullah Efendi, / Bu çok temiz suyuyla akan çeşmeyi yaptırıp, / Cennet’teki benzerleri gibi eserlerine bir yenisini daha ekledi, / Oradan coşkunlukla akan su, cana hayat ve sevinç verir, / Çeşmenin küçük musluğundan su kendi kendine akarken çıkardığı ses şu güzel sözleri söylemekte, / Ve yapımına tarih düşürürcesine susamış olan insanlara şöyle demekte: / Gel gel, iç bu çeşmeden akan berrak ve güzel soğuk sudan.”

Kaynakçalar:

*Fetâvâ-yı Feyziyye (İstanbul 1266)

*Nesâyihu’l-Mülûk (Millet Ktp., Feyzullah Efendi, nr. 2122/2) 

*Muhtar Tevfikoğlu, Ali Emirî Efendi, Kültür Bakanlığı Yayınları

*Mehmet Serhan Tayşi, Diyanet İslâm Ansiklopedisi, Ali Emirî Bölümü

Düzeltme:

Dün “Yemeyi içmeyi unutturan kitap” başlığı altında yayınladığımız yazımızda sehven Divân-ı Lügât’üt Türk’ün Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’nde sergilendiğini ifade etmiştik. Düzeltiriz, Divân-ı Lügât’üt Türk isimli eser şu anda İstanbul’da.

 
Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement