Dolar (USD)
18.8333
Euro (EUR)
20.2746
Gram Altın
1139.378
BIST 100
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

10 Temmuz 2022

İskilip'e Niçin Gidilir?

Çorum Belediyesince düzenlenen Elvan Çelebi Şiir Akşamının ikinci gününde Çorum belediyesi tarafından tahsis edilen bir minibüsle İskilip’e gittik. Çorum’da kalan şairlerden Mustafa Özçelik, Bestami Yazgan, Şakir Kurtulmuş, Yaşar Bayar, M. Yaşar Genç ve Eyyüp Azlal’dan oluşan heyet, saat 10. 00 gibi Çorum’dan İskilip’e hareket ettik.

Çorum’la İskilip arası yaklaşık altmış kilometre. Yolun durumuna göre bir saatten kısa bir süre zarfında Çorum’dan İskilip’e varılabiliyor. Yolun en güzel ve en heyecanlı kısmı ise İskilip’e beş kilometre kala Kızılırmak üzerindeki köprüden geçmekti. Köprü, İskilip-Kızılırmak köprüsü olarak anılıyor. Bu köprü, ülkemizde nehir üzerinde kurulan en uzun köprülerden biridir. Fırat üzerinde kurulan Birecik köprüsü de böyle bir uzunluğa sahip. Fakat bu köprü yani Kızılırmak köprüsü, nehrin en dar kısmı üzerinde değil nehrin en geniş yeri üzerinde inşa edilmiş. Bu nedenle köprü, hali hazırda Sakarya nehri üzerindeki köprü ve Uzunköprü’den sonra bir kilometreyi aşan uzunluğuyla ülkemizde nehir üzerinde kurulu üçüncü büyük köprümüzdür. Keşke bu kadar uzunluğa sahip olan köprünün belli yerlerinde seyranlıklar yapılsaydı Çorum ve İskilip yaylalarının seyri doyumsuz manzarasıyla karşılaşabilirdik.

Kızılırmak ile İskilip arası beş kilometre mesafededir. Bir dağın etrafı dönülerek şehre varılıyor. Dağların ve ağaçların uzunluğu arasında kendimizi şehre atıyoruz. Birazdan eski konaklar, asırlık camiler, dar ve ressamlara ilham veren sokaklarını gezeceğiz bu şehrin. İskilip’te tıpkı Bitlis’teki şehir oturumu gibi zor bir coğrafyada evler inşa edilmiş, ediliyor. Yol kenarında akan dereler, oluklar ve çeşmeler bazen tarihe meydan okuyan bazen de tarihe yenik düşen taraflarıyla karşımıza çıkıyordu.

İskilip’te kafilemizi İskilip Belediyesi Kültür ve Turizm Birim Görevlisi Cengiz Tomar, bize rehberlik yapacaktı. Cengiz Bey aynı zamanda iyi bir rehberdi. Onun tarif ettiği mekâna doğru gidiyoruz. Vardığımız mekân, İskilip’in en eski camilerinden olan Şeyh Yavsi camisiydi. Rehberimiz bizi orada bekliyordu. Bu caminin haziresinde Osmanlı’nın şöhretli şeyhülislamı Ebussuud Efendi’nin babası Şeyh Muhyiddin Muhammed Yavsi hazretleri yatmaktadır. Halk arasında Şeyh Yavsi olarak bilinen bu zat, aynı zamanda Sultan İkinci Bayezid’in hocası olarak da bilinir. Onun Sultan İkinci Bayezid ile hukuku sultan Bayezid Amasya’da şehzade iken başlar. Şeyh Yavsi, Hacc yolcuğu sırasında Amasya’dan geçerken Sultan Bayezid’i ziyaret eder ve ona “Hicaz dönüşünde sizi saltanat tahtında oturur halde buluruz” diyerek onu padişahlıkla müjdelemiştir. Osmanlı tarihinde Şeyh Yavsi “Hünkar Şeyhi” olarak kayıtlara geçmiştir. Şeyh Yavsi hazretleri aynı zamanda İran’ın Tus şehrinden gelen büyük âlim Ali Kuşçu’nun da yeğenidir.

Ebussud Efendi, babası adına memleketi İskilip’te bir camiyi inşa etmek ister. O, bir cami inşa ederken özgün bir mimarisi olsun, ister. O zamanlar Osmanlı coğrafyasında pek örneğine rastlanmayan “T” şeklinde orijinal bir cami yaptırır. Bu Cami, rehberimizin bizi gezdirdiği ilk camiydi. Şeyh Yavsi hazretleri, Ali Kuşçu gibi bir âlimden hadis dersleri almış, oğlu Ebussud Efendi’ye de hem zahirî ilimleri vermiştir. Semerkant ve Tus’tan başlayan bir ilim yolculuğu Anadolu’da mayalanmış, Anadolu irfanının başlangıcını oluşturmuştur. Bugün, Bu camiiyi-medreseyi görmek ve bu zatı ziyaret etmek için İskilip’e yoğun bir ziyaretçi akını vardır.

Şeyh Yavsi Camiinin hemen yanında İskilip halk kütüphanesi ve iskilip’e 1942 yılında ziyarete gelen şair-ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun anısına bir müze yaptırılmış. Müzenin girişine İskilip’te yetişen bir üzüm çeşidi olan “Çatalkara” üzümünün büstü yer alıyor. İskilipliler edebiyatında turizmini yapma peşindeler. Müze kapalı olduğu için burayı gezemedik. Şairin “Karadut” adlı şiirini ve bu şiir kitabında yer alan diğer şiirlerinin de burada yazıldığı söyleniyor. Müzede şairin sadece şiirleri değil, diğer yazıları ve resimleri de mevcut. Rehberimizin dediğine göre Bedri Rahmi’nin “Çorum Defterleri” bölümünde yer alan şiirlerinin kopyası alınarak bu müzede sergileniyor.

İskilip’te bir sonraki durağımız İskilip Ulu Camisiydi. Bu caminin bir diğer örneği Çorum Ulu camisidir. Çorum Ulu camisinin aynısı İskilip’te daha önce yıkılan eski bir caminin temeli üzerine inşa edilmiştir. 1839 yılında mimar Çöcükçüoğlu Hasan Usta yapmıştır. Caminin bânisi ise Serbest Azadeler’den Mehmet Efendi’dir. Bu kadar büyük bir cami, şimdilerde sürekli göç veren İskiliplilerin ardından adeta öksüz bir cami hüviyetindedir. İnşallah İskilip Ulu caminin cemaati bol olur.

İskilip’te ansızın yağan yağmur, bizi butik bir İskilip çay evinde zorunlu istirahate tabi tuttu. Bu çay evinde eskiye dair ne varsa mevcuttu. En önemlisi de çay evinin de eski bir İskilip evi olmasıydı. Eski eşyaların, kilimlerin, halıların, makinelerin hala bazılarımızın evlerinde kullanıldığını da söyleyelim bu arada. Eski İskilip evlerinin eskilikten kurtulup tarihî İskilip evlerine dönüşmesi için yerel yöneticilerin biraz düşünmesi gerekir. Yoksa bu evler üç beş yıl sonraya yangın ya da bir sel baskınıyla yıkılıp yerine betonarme apartmanların dikileceğini üzülerek belirtelim. O bölgede Beypazarı evleri, Safranbolu evleri eskilikten kurtulup tarihî bir dokuya kavuşmuştur. İskilip’te tarihin, kültürün, ilmin, sanatın ve edebiyatın özgül ağırlığının sürdürülebilmesi için bu evlerin yaşatılması şart. Ki İskilip bu yönüyle canlı bir şehir dokusuna sahip olabilsin. Bir şehrin kültürel ve sosyal yaşamı hakkında bu evler sayesinde ulaşılabilir.

İskilip âlimler müzesi öncesinde İskilip’le özdeşleşen İskilip’in büyük âlimi İskilipli Atıf Hocanın mezarını ziyaret ettik. Malumunuz 1926 yılında Şapka kanunu çıkarılmadan önce Atıf Hocanın yazmış olduğu “Frenk Mukallidliği ve Şapka” adlı kitabından dolayı idam edilmesi evrensel hukuk ilkeleriyle örtüşen hiçbir yanı yoktur. Hukukun genel prensibine aykırı bir şekilde kanun geriye götürülerek idam cezasına çarptırılmıştı.

Bugün şapkacıların şapka takmadığı, Zulmedenlerin ise yerlerinde yeller estiği bir dönemdeyiz. Ali Kuşçu, Şeyh Yavsi Hazretleri, Ebussud Efendi gibi büyük molla ve âlimlerin silsilesini devam ettiren Atıf Hoca, idam edilmeden önce Fatih Camii müderrislerindendi. Bizim için teselli olan şudur. 2005 yılına kadar Atıf Efendi’nin mezarı bilinmeyen bir yerdeydi. Yazar Dr. Mehmet Sılay ve onun çok kıymetli araştırma ekibi (Allah hepsinden razı olsun) yaklaşık on yıllık bir çalışma sonucu Atıf Hocanın mezar yerini Ankara Garipler Mezarlığında buldu. Ve İskilip’te bugünkü yerine naklini sağladılar. İnşallah Dr. Mehmet Sılay Hocamızla yaptığımız söyleşimizi başka bir yazımızda neşredeceğiz.

Bugün “İskilip’e niçin gidilir diye bir soru” sorulduğunda Türkiye’deki Müslümanlar olarak yakın tarihimizin acısını yüreğimizde hissettiğimiz için hiç şüphesiz İskilipli Atıf Hoca’nın mezarını ziyaret etmek için gidilir, olacaktır. Oraya giderken İskilip’te kapatılan medreselerin, unutturulmaya çalışılan bir medeniyetin nasıl ayakta durduğunu da göreceksiniz.

Yazıya başlamadan yol arkadaşlarıma sormuştum. İskilip’e niçin gidilir. “Şair Yaşar Bayar: Üzerimizdeki ölü toprağı silkelemek; hakikat-ı medeniyetimizle, kadim geleneklerimizle yüzleşmek asliyetine iade etmek için İskilip’e gitmemiz gerekir. Şair M. Yaşar Genç: İskilip’e, o beldede yaşamış olan çok değerli İslam Âlimlerini teneffüs etmek, onlardan beslenmek, bir devrin yaptığı affedilmez hatayı yeniden sorgulamak için giderdim. ŞairBestami Yazgan: mekânın ve zamanın ruhunu hissetmek için…”

Kurban bayramınız mübarek olsun…

 
Sol suryapı
Kızılay bağış