Dolar (USD)
28.9246
Euro (EUR)
31.232
Gram Altın
1885.965
BIST 100
7855.06
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

24 Eylül 2020

​​İslam sanatında geometrik desenler

İslâm Sanatında Geometrik Desenleri kısaca ifade etmek için kullanılan “İslâmî geometri”, sanatta simetriyi esas alan ve geometri biliminden beslenen bir alandır. Telaffuz ve yazım kolaylığından dolayı kullandığımız “İslami geometri/islamic geometry” aslında yanlış bir tabirdir. Batılıların bu sanatı “arabesk” diye nitelendirmesi de maalesef doğru bir adlandırma değildir. Bu tarz geometri sanatı, İslam sanatları tarihi boyunca “hendesi tezyinat”, “hendesi desenler” ve “geometrik desenler” olarak anılır.

Her ne kadar İslam sanatında geometrik desenler diye ifade etsek de bu desenler İslam öncesi dönemlerde de karşımıza çıkmaktadır. Örneğin İslam dünyasında “Mühr-i Süleyman”, Yahudilikte “Davut yıldızı” ve Hint kültüründe “Yantra” olarak bilinen altı köşeli yıldız, M.Ö 2. yüzyılda hayvanî motiflerin ön planda olduğu İslam öncesi Türklerde de bir burç sembolü olarak görülüyor. (Bkz: On iki hayvanlı Türk takvimi.) Hristiyanlık da dahil hemen her kültürde çeşitli fikir ve düşünceleri sembol olarak ifade eden geometrik desenler mevcuttur. Ancak bu desenler İslâm sanatında daha girift bir hâl almıştır ve hat, tezhip, ebru ile harmanlanmış kompozisyonlarla göze çarpar.

Hendesi tezyinat, tasvirden kaçınan Müslüman zihninin ürünü olan bir süsleme ve bezeme sanatıdır. Allah'ın birliğini ve sonsuzluğunu simgeleyen daire ile yola çıkarak altıgenler, sekizgenler, yıldızlar, gamalı haçlar ve nihayetinde rozetler oluşturur. Ortaya çıkan desenler, Müslümanların birliğine ve ümmet bilincine vurgu yapar. Mesela Selçuklu yıldızı sekiz köşelidir ve her bir köşesi bir erdemi sembolize eder. (Merhamet, şefkat, sabretmek, doğruluk, sır tutmak, sadakat, cömertlik, Rabbine şükretmek.) Sanatkârlar çokluğun birliğini ifade etmek için inançlarına uygun olan en güzel yolu bulmuşlar, bu nedenle geometrik desenlere yönelmişlerdir.

Asırlardır toplumsal hafızamıza kodlanmış olan bu geometrik desenlere çocukluğumuzdan itibaren gözlerimiz aşinadır. Ancak çoğumuz bu desenlerin ne anlama geldiğini ve neden-nasıl yapıldığını bilmeyiz. Aslında bu desenler, yüksek bir geometri bilgisinin ürünüdür ve bu sanatın teknikleri gün geçtikçe de unutulmaktadır. Geometrik desenleri anlamak, analiz etmek, çizmek ve yeni desenler tasarlayabilmek günümüzde çok önemlidir. Çünkü bu sanatın uygulama alanları da kendisi gibi sınırsızdır.

İslâm tarihi boyunca kapı-pencere kanatlarında, dolap kapaklarında, minberlerde, vaaz kürsülerinde, kümbet sehpalarda, sandıklarda, Kur'an mahfazası ve rahlelerde kullanılan ve özellikle cami mimarisinde çok etkili olan bu sanat; taş, tuğla, mermer, terra-kota ve bilhassa ahşap üzerine uygulanmıştır. Anadolu Selçuklularında oyma-kabartma, çıtalar çakma gibi yöntemlerle tatbik edilmişken Osmanlı'da yerini tamamen geçme usulüyle yapılan kündekâriye bırakmıştır. Sedef kakma tekniğiyle dekorasyonun önemli parçalarından olan sandık ve kümbet sehpalarda bu sanatın en naif örneklerini görmek mümkündür.

Eskiden cami ve türbe mimarisine hâkim olan bu sanat günümüzde sınır tanımamaktadır. Her türlü ev ve zücaciye ürününde, kırtasiye ve hediyelik eşyalarda, cilt ve Kur'an-kitap süslemesinde, kuyumculukta, ev tekstilinde, halı-perde ve nakışlarda, tekstilde eşarp, takı ve çanta-cüzdan gibi aksesuarlarda da kullanılırken asıl kullanım alanları olan mimarîde cephe süslemesi ve korkuluklarda, iç mimarîde ise mobilya dekorasyon ürünlerinde etkisini sürdürüyor.

Guaj boya, sulu boya ve yaldızlarla renklendirilen el çizimleri halen kıymet gördüğünden tablolaştırılıp mekânları süslüyor. Gelişen teknolojiyle birlikte, bilgisayar programları aracılığıyla çizilen lazer kesim ürünler de sokakları süslemeye devam etmektedir. Çevre tasarımında ise zamanla dikkat çekici örneklerini görmeye devam ediyoruz. İnsanın kullandığı her eşyaya tatbik edilebilecek olan bu desenler uygulandığı nesneyi özel ve değerli kıldığından ederini de artırmaktadır. Çünkü o artık bir tasarım ürünüdür. Bu nedenle henüz tam olarak keşfedilememiş önemli bir kazanç kapısıdır. Bu sanatın kapitalizmin kaleleri AVM’lerin mescitlerini, faizle yapılmış camilerin cephelerini süslediğini veya dünyaca ünlü bazı otel zincirlerinin kurumsal kimliğini oluşturduğunu da görüyoruz. Maalesef dünyanın her yerindeki alkollü şubelerini bu motiflerle bezeyen Batılı markaların da sembolü olmuştur.

Müslümanlardan çok Batılı sanatçıların ilgisini çeken bu desenler, lüks ve altın düşkünü bazı Körfez Araplarının yapılarında daha çok görüldüğü için olacak ki yine Batılılar tarafından “arabesk” diye tanımlanmıştır. Bu sanatı öğrenmek isteyenlere öncülük edenlerin de modern tekniklerle yine Batı'da eğitimler ve çalıştaylar düzenlediğini de üzülerek takip ediyoruz. Daha çok Batılı eğitimcilerin kullandığı ızgara tekniği, sayısız dairelerle ve altlıklarla yapılan popüler teknikler çoğunlukla en doğru sonucu verememektedir. Geleneksel kesirli teknik, desenin çeyreğinin çizilerek katlanması suretiyle bütünü oluşturan bir nevi tümevarım yöntemidir. Henüz sonuca varmadan, daha çizim aşamasında size doğru yolda olduğunuzu fark ettirir veya iğne ucu kadar bir kaymadan sizi haberdar eder. İşe “magic circle/sihirli daire” denen bir çemberle başlarsınız ve onlarca hatta yüzlerce daire çizmek zorunda kalmazsınız. Aynı zamanda en kestirme yoldur geleneksel teknik.

Bir yerlerde bir yanlışlık var, bunun bilincindeyiz. Artık sınırsızca her alanda kullanılan ve yıldızı parlamış olan bu desenlerin uygulamasında tekrarlar ve ciddi yanlışlar görüyoruz. Binaların dış cephelerinde aynı desenin kopyala-yapıştır tekniğiyle uygulandığı, proje sahibi mimarların bu desenlerin oluşum sürecinden bihaber oldukları için deseni istedikleri yerden bıçak gibi kestikleri ve tam bir geometri katli oluşturdukları ortada. Özellikle mühendislik, mimarlık, mobilya tasarım sektörü ile ilgilenenlerin bu sanatı öğrenerek hataları düzeltmeleri, üniversitelerin ilgili bölümlerinin seçmeli ders olarak dahi olsa İslam sanatlarını da müfredata alarak geleneksel sanatlarımızı yeni nesillere aktarmaları gerekmektedir. Sadece bu sanatları icra eden bölümler değil, mimari, iç mimari, restorasyon gibi alanlarda da takviye destek gerekmektedir. Çünkü yalnızca modern eğitim almış mimarlar demek geleneğe savaş açmak ve geleceği de yıkmak demek. Şehirlerimizin hali ortada. Büyükşehirlerde tam bir kaos içerisinde yaşıyoruz.

Doğu'dan yani bizden doğan bu sanata sahip çıkmak, öğrenmek ve yeni nesillere aktarmanın şimdi tam da zamanı! Aynı zamanda zekâyı açtığı, geometri bilgisini ve konsantrasyonu artırdığı ve estetik kaygı da oluşturduğu için henüz çocukluk çağında öğrenilebilir. Ergenlik sıkıntılarını aşmada faydalı olacağı veya depresyon hastaları için bir hobi vazifesi göreceği için de her yaşta insana hitap etmektedir. Yaşlılar ve çocuklar için boyamaya hazır desenler kullanılabilir.