28 Eylül 2021

Kalbimiz, sanat ve sinemamız

Sehl der ki; “Tam ortamızda sadr/göğüs boşluğu var. Yukarıdan kalp iner, aşağıdan nefs çıkar ortada buluşurlar. Üst duygular ile alt duygular orada çarpışırlar.”

Çelişkilerin çemberini çevirir; tercihler. Akıl oradadır. Anlamak orada olur. Şeylerin hakikatine varmanın uzun ve kısa yolları vardır orada. İlim, idrak hepsi.

Niyet kalbin kıblesiymiş. İçimizdeki uzay boşluğu neyi almışsa niyetine akıbeti de o olacakmış. 

Kalbin bunca işlevi varken acaba kalbimizin yüzde kaçını/özde kaçını kullanıyoruz?

Bir sanatçı ya da bir sinemacı kalbinin kaçta kaçını kullanır durumdadır? Kalbinin tam kapasitesini kullanan bir insan nasıl bir hayat üretir? Bir sanatçı bu anlamda kendisini tam kapasite tasarruf edebilen midir?

Hem rahmânî hem de şeytânî kuvvetlerin mücadele alanından çıkıyoruz hayata. Adeta her birimizin çifte kalbi var. İç şehrimizin hodri meydanı. Ya da mahremin meydanı kalp…

Hepimizin hakikati işte bundan ibaret. Kalbimizden! Ele avuca sığmaz bir şeyden bahsediyoruz. Görünüşte bir yumru var içerde. Nabızda düzenli bir beste… Biz onun içine sığıyoruz. Fakat onun içi içine sığmıyor. Hayat olarak dışarı çıkıyor. Sanat olarak dışa vuruyor.

Hep birden sanat olarak sinemayı düşündüğümüzde, sinema içi içine sığmayanın içini görüntü kılmasıdır. Mahrem meydanını seyr alemciği kılması…

Bütün işler, güçler, sanatlar, hayatlar oradan neşet ediyor. Bilen, tanıyan, algılayan, sorumlu ve yükümlü olan bir şeyden bahsediyoruz. Tercih yapma kudreti olan bir şeyden. Kalbin işlevi çok. Biz ondan sadece salya sümük romantizm, aşk acısı çeken bir zavallı çıkarsak ta. Tek eyleminin sevmek ve nefret etmek olduğunu sansak ta…

Kalbi selim diye bir şey var bir de.

Esenlikli, iç barışa huzura ermiş, dingin kalp. Fırtınasız değil, fırtınalarını kendisi karşılayabilen zorluk günlerinden sakin hayatlar, sükûnet dağıtan sanatlar üretebilen bir insanın sahip olduğu şey...

Allah bizim kalbimize ve eylemlerimize bakarak bizi değerlendirecekse, hayat kadar sanat ta eylemse ürettiğimiz eserlerin ne durumda olduğunu düşünmenin tam zamanı!

Gayb âlemine bakabilen bir penceremiz, kalp gözümüzün bir sanat eserine yansıttığına bak! Neyi gösterebildiğimiz neyi görebildiğimizin ölçüsü gibidir.

Bir insan kalbinin gerçek hayattaki sineması eylemleridir. Amel denilen şey; ilk dışa vurumlar. İnsanın ilk oyunu: hayat. Özel sineması. Pekâlâ, biz o özel sahnede samimiyeti mi oynuyoruz? Elbette yaşamanın oynamak olmadığı bilinciyle… Sözünle nasıl bir şiir, sesinle nasıl bir müzik, görüntülerinle nasıl bir şeyi resmediyor, fotoğraflıyorsun? Neyi, nasıl göstermeye yelteniyorsun?

Ömrümüz işte: hareket ve zaman blokları. Ses, renk, ışık, anlam veya anlamsızlık… Uzaktan algı, yakından eylem ve duygu üretiyorsun.

Senin kalbin ne ise hayatın da onun dışarıya çıkmış hali. Senin hayatın, senin sanatın kalbinin balkonu.

Sanatı ve sinemayı bir vücut olarak düşünsek sinemanın kalbini ne oluşturur?

Ve biz kalpsiz/akılsız/bilgisiz/düşüncesiz/tercihsiz bir sinema yapmamayı hedefliyorsak bizim sinemamızın kalbi ne olacak?

Sinemamız bize neyi düşündürecek? Hayatın tek büyük tercih olduğunu, zor seçilmiş ve kurgulanmış nasıl bir hikaye ile bize anlatacak? Sinema yönetmenin kalbinin aynası tamam. Fakat ekip te o aynayı hep birlikte tutuyor.

Kahretmesin. Lutfetsin. Yine çok idealize ettim. Vazgeçiyorum.

İdealize etmek bir mevzuyu yüksek rakımlarda hayal etmektir. Yayla ufuk felsefesi gibi. Bir nevi zihinsel turizm hayal adrenalini ki genellikle düşeriz.

Ama ne kadar çok hayallersek o kadar daha az düşeriz gibime geliyor.

Ya da her düşüşte daha yükseğe düşeriz. Daha az tuz buz oluruz…

 

 

 
Advertisement Advertisement Advertisement