21 Ocak 2021

Kalpten konuşma zamanı

Soğuk bir Ankara günüydü. Kar çok yağmamış olsa da kış kendini gösteriyordu. Turan Hoca da böyle günlerde en sevdiği işi yapıyordu: okumak. 

Kitap sayfaları arasından bir ses duydu. Bu ses kitaptan değildi ama kitapla ilgiliydi. Beklemediği bir anda çalan telefonu açtı Turan Hoca. Karşı taraftan heyecanlı bir ses: “Hocam, bir anda isminiz aklıma, hatırınız gönlüme düştü ve hemen bu sıcaklığı soğutmadan sizi aramak istedim.” Turan Hoca, okuduğu kitaba ayracını koydu; okuma gözlüğünü masaya bıraktı ve içten bir “merhaba” dedi. 

Bu telefon, sanki anılar defterini açmış oldu. Güzel de oldu. Ankara’nın kasvetli havasını dağıtmak lazımdı. Kitaplarla açılan koridorlardan çıkışlar aransa da mazinin tatlı günlerini tekrar yaşarcasına bir sesin kendisini arıyor oluşu mutluluk verici olsa gerekti. Evet, öyle de oldu. 

Bir insanı, dostu, hocayı, unvanı veya makamı için değil de gönlü için sevmek... Evet, bir insan niçin ansızın aranırdı? Beklentisiz aramalar güzeldir.  

Telefon konuşması güzel bir sohbete dönüşmüştü. Bu salgın günlerinde insanın insana şifasıdır samimî sohbet. Arayan da aranılan da şifa buluyor olmalı. Eğer öyle olmasa bir anlık düşünceyle aranılan Turan Hoca ile keyifli ve nitelikli bir muhabbet olur muydu? 

Turan Hoca, aslında az konuşan birisiydi. Eleştiriyi sever, beğenisi yüksektir ama beğendiğini de açıkça söyler. Ortada bir eser varsa onun hakkını vermek gerekir. Eser hakkında başka saiklerle abartılı övgülerde bulunmak gibi bir tavrı yoktur. Bu eser bir dosta ait olsa da Turan Hoca için değişen bir şey yoktur. Sözünü esirgemez ama bunu yaparken ilmî ve estetik tecrübesinden de taviz vermez. Neyse... Bu yazı Turan Hoca portresi değildi ama birden portre yazısına dönüştü. Burada buna ara veriyorum. 

Turan Hoca, uzun yıllar Tokat’ta Gaziosmanpaşa Üniversitesinde görev yaptığından mevzu döndü dolaştı Tokat’a geldi. Dört mevsim güzelliğe ve güzel dostlara girildi. Turan Hoca’nın hazırladığı “Yunus Emre Divanı” üzerinden başlayan muhabbet şimdi okumaya, kişisel gelişime, dostlara, vefaya ve bir şehri güzelleştiren özel insanlara gelmişti. “Okumadığım günleri kayıp görüyorum, okudukça yeni şeyler öğreniyor ve bundan mutluluk duyuyorum.” dedi Turan Hoca. Tokat günleri hatırlanıldı. Turan Hoca, Tokat’a yerleştiği ilk günleri anlatırken Hüseyin Atlansoy, Hüseyin Pala, Mazhar Bağlı ile olan dostluklarını da anlattı. Başka isimlerden de bahis açıldı ama ayrıntısı için Turan Hoca’dan bir yazı istenildi. Gerçekten de yazmak ve dostları anmak ne güzel vefadır.  Turan Hoca’nın Tokat’ı özlediğini duymak da güzeldi. Tokat’ta Mustafa (Uçurum), Orhan Gazi (Gökçe) ile güzel işler yapıyorsunuz, dedi.  Evet, bir şehri sevdiren en önemli vasıf dostluktur. Sağlam dostlarla yürünülen yol yormuyor.

Güzel muhabbetin ardından iyi dilek ve temennilerle kapatılan telefonun ardından kalplerde açılan yeni ve tertemiz sayfalar vardı şimdi. Turan Hoca, Ankara’da mukim ama o Sivaslı, Erzurumlu, Tokatlıdır. Yaşadığı ve iz bıraktığı her şehir onu sevmiş ve onu seven öğrencileri, dostları olmuştur. Şu çağda sevilmekten daha kıymetli ne var ki? 

Kendimize ağlar örüyoruz, ördüğümüz ağlarda takılıp kalıyoruz. Birbirimize hem uzağız hem yakın. Teknolojinin imkânlarını kullanıp dostlarımızı sevindirme vakti. Bir mesajla da olsa bir dostu selamlamak onun yükünü azaltacaktır. Azalıyoruz, yalnızlaşıyoruz. Oysa insan, insanın merhemiydi. Bir dostun yalnızlığına ve yarasına merhem olamadıktan sonra niye yaşarız ki? Ölümlü dünyadayız. Salgın öldürüyor ama asıl salgın yalnızlıktır ve sarıyor dünyayı yalnızlık.  Bir dostun kalbine yol bulmak zor değil. Şimdi sevmek ve sevdiğinizi söylemek zamanı.   Sevgide cömert olmak… Bir dost,  çok sevdiği birisine “Kalpten konuşanları Allah korur.” demişti.  Şimdi kalpten konuşma ve sevme zamanı…