Vakif_Katilim

14 Ocak 2021

Katar İle Barış Seçim midir Zorunluluk mu?

2000’nin başlarında Katarı duyan pek azdı. Baba Emir Hamad Bin Al Sani, Çin ziyaretinde Devlet Başkanının yemek davetindeydi. Belki de merakından belki de konu başlığı arayışından bilinmez, Katar Emirine nüfusunuz kaçtır diye sordu. 

Katar Emirinden 435 000 diye cevap alınca Çin Devlet Başkanı, şaşkınlığını espriye döktü. 

Nüfusunuzun bu kadar olduğunu bilseydim yemeğe Katarın tümünü davet ederdim dedi.   

Katar’ın büyüklüğü, ne nüfusunda ne de yüzölçümündedir. 

Körfez ülkelerini ve Mısır’ı yanıltan da bu oldu. 

Önce Katar’ı küçük ölçekli salladılar, sonra da uyguladıkları ambargo yoluyla ‘Katar Baharı’ tezgâhlayabilir miyiz diye hayal kurdular. 

Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin verdiği askeri ve siyasi destekle Katar, adeta kükreyerek tekrar yoluna devam etti. 

1998’e kadar Katar’da beş katın üzerindeki bina sayısı 10’u geçmezdi. Başkent Doha çarşıları da Fatih Semti Mahmut Paşa pazarına benzer, Laleliyi okşardı.  

Ne olduysa altı yedi yıl içinde oldu; katar yatırımların merkezi, turizmin uğrağı, doğal gazın borsası oldu. Kişi başına düşen gayri safi milli hâsıla yıllardır zirveyi kimseye kaptırmayan İsviçre’yi katladıkça katladı yüz elli bin Dolar seviyelerine ulaştı. 

Katar, siyasi ve ekonomik anlamda sürekli büyüme trendi yakalayınca, yılların Körfez ekonomisini solladı, Dubai’yi gölgede bıraktı, Kuveyt’i unutturdu, Suudi Arabistan’ın pabucunu dama attı. 

Başkent Doha’da bir bina katında yayına başlayan El Cezire televizyonu Coca-Cola, Pepsi-Cola gibi dünya markası olmuştu.

El Cezire hangi Arap ülkesine kafayı taksa, hangi körfez ülkesiyle dalaşsa o ülkenin başı dönüyor, feleği şaşıyordu.

Katar Ortadoğu’da ve Afrika’da oyuna giren, oyun kuran ülke konumuna yükseldi. 

İşte Arapları da çıldırtan buydu ve dananın kuyruğu da bu yüzden koptu.

Körfezin büyük abisi Suudi Arabistan, yanına Katar’ın tahtına göz diken Arap Emirlikleri ile Körfez ülkelerinin kabadayı abi rollerindeki Mısır’ı ve de zaten her zaman Suudi Arabistan’ın peşinden hiç düşmeyen Bahreyn’i alarak Katar’ı topun ağzına koydular.

Hırsları, hasetleri gözlerini kör etti, ferasetleri bağlandı.

5 Haziran 2017’de dört Arap ülkesi Katar’a ambargo kararı aldı.

Aceleden olsa gerek Katar’ın yalnız olmadığı detayını kaçırdılar.

Ama eşek kaçmış palan düşmüştü bir kere.

Hep bir yerlerden bir şeyler umdular.

Ambargocular, Suudi Arabistan ABD Devlet Başkanı Trump ile 20 Mayıs 2017’de imzaladığı 350 Milyar Dolarlık silah alış verişinin işe yarayacağını, Mısır’ın asker gönderebileceğini düşündüler, Fransa’nın BAE hava üssünün harekete geçirmesini beklediler.

 

Hiç birisi olmadı, olması da mümkün değildi.

Amerika, dünyanın bu küçük gibi görülen ülkesinde dünyanın üçüncü en büyük doğal gaz kaynaklarının üzerindeydi. Gaz sıvılaştırma teknolojini kredilendirerek Katar’a kurmuş dünya pazarlarına ulaştırmıştı çoktan. 

Askeri üssünü kurmuş her türlü tedbirini almıştı. 

O günlerde İsrail’in de herkesten önce Katar’ın peşinde koştuğunu, Katar ile ilişki geliştirmek için can attığını bilmeyen yoktu.

İsrail’in tek amacı El Cezirenin nimetlerinden faydalanmaktı.

Öyle de oldu.

Arap basınında asla yer bulamayan İsrail, İslam dünyasının gündemine girdi; İsrail başbakanı, yetkilileri, yorumcuları hatta vatandaşlarıyla röportajlar kanıtsandı benimsendi normal kabul edildi zamanla.

İsrail’in Katar’dan en büyük kazancı da bu oldu.

Bu işlerin farkında olan sadece Amerika ve İsrail değildi.

Politikayla hiç ilgilenmemiş 2000 ile 2007 arasında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in ilk ziyaretini Katar’a yapması çok şaşırtıcıydı o zaman.

Türkiye’de adı yeni yeni duyulan Katar’a Cumhurbaşkanının bu ziyaretine kimse anlam verememişti.  

Türkiye’nin Ahmet Necdet Sezer ile başlayan ilgisi bile İmparatorluk varisi bir ülke için gecikmiş bir ilgidir. 

Osmanlının gerileme döneminde İngilizlerin arkadan dolaşıp girdiği limanlardan birisi de Katar olmuştu. 

İngilizler, türlü ticari bahanelerle şirketlerine askeri himaye sağlama kılıfı altında zaman içinde istila ettikleri Hindistan’dan sonra Arap Körfezine de aynı yöntemi kullanarak girdiler ve yerleştiler. 

Eğer yeniden dünyaya açılmak isteyen bir Türkiye Cumhuriyeti varsa; tutulması gereken ilk subaşlarından birisi Katar olmalıydı. 

Bir taraftan Arap Körfezine, diğer taraftan Hint okyanusuna açılan Katar’ın aynı zamanda İran’a hâkim bir noktada olması, önemini arz edecek başka nedene haceti yoktur.  

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve hükümetinin uygulamaya koyduğu Katar stratejisinin derinliğinin farkında olanların Türkiye-Katar ilişkilerine kulp takanlara, köstek olmaya çalışanlara şüphe ile bakması çok doğaldır.

Körfez ülkeleri gecikmeli de olsa bu önemin farkına varabildikleri için Trump’ın damadı Kushner’e rica ettiler, Katar emirine boyun büktüler, barışmanın şartlarıdır diye dillerinden düşürmedikleri listeyi de tez elden ortadan kaldırdılar. 

Ve Körfez İşbirliği Konseyinin Suudi Arabistan’ın Ula kentinde düzenlenen 41. Zirvesinde başladılar tiyatroya..

Klişe sözler, birlik beraberlik çağrıları..

Sıra geldi, Bayram değil seyran değil, sırayla Katar Emir’i Şeyh Temim bin Hamad Al Sani'ye sarılmaya, ‘lisanı halleriyle’ biz ettik sen etme demeye.