Vakif_Katilim

11 Ocak 2021

Kaybettikten sonra bulmak

 

“Herhangi birinizin tövbe etmesinden dolayı Allah Teâlâ’nın duyduğu hoşnutluk, ıssız çölde giderken üzerindeki yiyecek ve içeceğiyle birlikte devesini elinden kaçıran, arayıp taramaları sonuç vermeyince deveyi bulma ümidini büsbütün kaybederek bir ağacın gölgesine uzanıp yatan, derken yanına devesinin geldiğini görerek yularına yapışan ve aşırı derecede sevinen adamın sevincinden çok daha fazladır.” (Hadis-i Şerif)

Yaşadığımız günün tekrarını bir sonraki gün de aynı şekilde yaşıyorsak hayatımızda bir şeyin değişmeyeceği gibi yaşadığımız durumun da bize katacağı bir şey olmuyor. Klasik ve tek düze bir yaşantı içerisinde dönüp durmak rutinin dışına çıkmamak sahip olduğumuz nimetlerin de farkına varamayışımızın nedeni oluyor.

İnsan, yaratılmışlar içerisinde en üstün şekilde yaratıldığı halde bunu fark etmeden ve bir lütuf olarak kabul etmeden yaşamaya devam ettiği müddetçe sıradanlaştırdığı hayatının kıymetini asla bilemeyecektir. Her şeyin dört dörtlük olduğu bir sistemde bir zaman sonra ruh içten içe sıkılacak ve yaşanılan hayattan tat, tuz alamayacaktır. Hani psikologlar hastalarına “Kendi dışına çıkıp oradan kendinize bakın.” diye telkinde bulunurken sahip olduğumuz cevherlerin ne denli kıymetli olduğunu keşfetmemize ışık tuttuğu gibi insanın da kendisine lütfedilen güzellikleri fark edebilmesi için dış göz ile kendisine bakması gerektiği bilinmelidir.

Çoğu zaman “kıymet bilme”yi kaybettikten sonra idrak ediyor insan. Her zaman yanında olan şeyin asla yitmeyeceğini, elinden gitmeyeceğini düşünerek ve kendisini onun sahibi zannederek sahip olunan şeye hak ettiği kıymeti ve değeri vermiyor insan. Ama kaçan balığın büyük olduğunu kaçtıktan sonra anlıyoruz.

Elimizdekilerin kıymetini bilmek için bir “düşüşe” mi uğramamız gerekiyor? Bir şeyin değerini illa kaybedince mi anlayacağız? Maalesef öyle oluyor. Hayatın olağan düzeni içinde yaşayıp giderken bir düzensizlik bizi buluverince o düzenin değerini anlıyoruz.

Yukarıda bahse konu hadis de bunun en güzel örneklerinden biri. Sahip olduğu her şey elinin altındayken bunu kendi hakkıymış gibi gören insan aslında bunun kendisine bahşedilen bir nimet olduğunu ve önemini kaybettikten sonra anlıyor. Onu tekrar bulunca ise duyduğu sevinç ilk durumundan kat be kat daha fazla oluyor.

Bu hadisi içinde bulunduğumuz durum açısından değerlendirdiğimiz zaman bundan yaklaşık bir yıl öncesine kadar normal düzeninde yaşadığımız hayatta her şeyi sıradanmış gibi yaşarken, yaşadığımız hayatın bize bahşedilen bir nimet olduğunu gözle göremediğimiz küçücük bir virüs öyle bir hatırlattı ki, şimdi nefes alıp verebildiğimize bile şükreder olduk.

Önceleri hafta sonlarını iple çekip bir nebze de olsun yoğun iş tempomuzdan kurtulup dinlenebileceğimizi ümit ederken şimdi ise pazartesi olsa da şu esir hayatından bir an evvel kurtulalım diye düşünür olduk. Virüs illetine yakalanmamak için maske, mesafe hijyen üçlüsünü hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline getirdik. Nefes alıp verebilmek için nefesimizi kendi içimizde tutmaya başladık. Dostlarımızla karşılıklı içtiğimiz bir bardak çayın kıymetini daha iyi anlar olduk. Velhasıl daha bir yıl öncesine kadar hayatımızda rutin olarak yaptığımız eylemlerin bizim için ne kadar kıymetli ve önemli olduğunu kaybettikten sonra daha iyi anladık. Bu idrake erebilmek için kaybetmek gerekiyormuş.

Gün gelip de bu günler Allah’ın izniyle geçtiği zaman bize bahşedilen nimetlerin bizim için ne kadar büyük lütuf olduğunu anlayıp bu minvalde bir hayat sürebileceksek bugün içinde bulunduğumuz düşüşün işte o zaman bir anlamı olacaktır. Yenilirken yenilenebildiğimiz müddetçe yaşadığımız mağlubiyetler hanemize galibiyet olarak yazılacaktır.

Kaybettikten sonra bulunan şeyin kıymeti ilk halinden her zaman daha fazla olacaktır. Kim bilir cennetin kıymetinin tam anlamıyla bilinebilmesi için Hz. Adem’in oradan çıkarılması gerekiyordu. Ve şimdi Cennet kaybedişimizden sonra bizim için daha da kıymetli oldu.

Burada unutulmaması gereken en önemli husus ise düşüşün akabinde yeniden doğrulan insana düşen en büyük görev hala kapanmamış olan tövbe kapısından geçerek Allah’ın rahmetini ümit etmesidir. Çünkü yaşatan da O, öldüren de O, kaybettiren de O, bulduran da O. “O, ol der ve her şey oluverir.” O’nu kaybeden neyi bulsa boş, O’nu bulana ise her şey hoş.

Ne mutlu ki, kaybettikten sonra bulduğunun kıymetini bilenlere.