Kardeseli

16 Eylül 2020

Le Pen Fransız da, bizim muhalefet de 'Fransız'

Bizim iki de bir Doğu Akdeniz dediğimize bakmayın. Spesifik olarak sorunun cereyan ettiği mahal Doğu Akdeniz olsa da ülkemizin her karış toprağıdır sorun haline getirilmek istenen. Bu yüzden biz “Doğu Akdeniz” dediğimizde siz her karışıyla Türkiye anlayın.

1648’de imzalanan Westfalya Antlaşması sadece uluslararası ilişkilerin değil, aynı zamanda ulus devletlerin de temelini atan bir süreçti. Keza, 1776’da Amerika’nın bağımsızlığını ilan etmesinden sadece 13 yıl sonra (1789) Fransız Devrimi ve onu takip eden devrimler de modern ulus devletlerin dünyada neşvünema bulmasını hızlandırdı.

Modern devletin ortaya çıkması kapitalist üretimin gelişmesi ile eş zamanlıdır. Ulus bilinci sadece devletleşmeyi değil, aynı zamanda ekonomik, siyasi, kültürel beraberlik hatta bağlılık bilincini de beslemişti ve bu bilinç 19. Yüzyıldan itibaren Avrupa laboratuvarından çıkarak bütün dünyaya yayılmıştı.

Son 200 yılda ulus devlet bilincinin doyuma ulaştığını dile getiren siyasal bilimciler, bundan sonrası için “Tarihin Sonu”nu getirerek yeni bir iddia ile karşımıza çıktılar. Ulus devletlerin önemini yitirmesi ile birlikte artık “dünya devleti”ne doğru gidileceği düşüncesini Alexander Wendt dile getiriyordu. Bugün yaşananlar için “dünya devleti” ile “Milli Devlet” geriliminin yansımasıdır, desek ne Fukuyama ne de Wendt’a haksızlık yapmış oluruz. Zaten bölgemizde gittikçe artan gerilim bir yönüyle küreselciler ile aramızda yaşanan ‘devlet’e dair bu anlaşmazlıktan kaynaklanmaktadır.

Kendi topraklarında dünya ile entegrasyonu yadsımadan, ama milli değerlerine dayalı ve bağlı bağımsız devlet olmayı tercih eden Türkiye, önümüzdeki 20 yılda model ve merkez ülke haline gelmeye namzet tek devlettir. Bunun için savunma, enerji ve ekonomik yetkinliğe sahip olmanın bilincinde hareket eden Türkiye’yi durdurmak isteyen küresel güçler Doğu Akdeniz’de karşımıza çıkıyor.

Neden?

Türkiye yılda 50 milyar dolarlık bütçeyi enerji ihtiyacının tedariki için kullanan bir ülke olmaktan çıkmayı ve orta vadede enerji ihraç eden ülke olmayı hedeflemektedir. Enerjide dışa bağımlı olmaktan kurtulan bir Türkiye egemenlik iddiasını perçinleyerek küresel rekabette özne olarak yerini alacaktır. 

Immanuel Wallerstein’ın dediği gibi, “Modern devlet kendine özgü bir yapı olup en belirgin özelliği, egemenlik iddiasında bulunmasıdır.” Türkiye, bu iddiasını dünyaya haykırdığı gibi, iddiasının ispatı için de bedel ödemeyi göze alma erdemine sahiptir. Keza Türkiye “iç egemenliğini” sağladığı gibi “dış egemenlik” konusunda da hiçbir taviz vermeyecektir.

Geçen yazımızda değindiğimiz konuya devam edersek, bugün Doğu Akdeniz’de hibrit savaşın vekalet kısmını üstlenen ülke Fransa’dır. Macron gibi siyasi yetersizliği belli bir tıfıl Fransa gibi bir devletin başında ise ve Akdeniz’in en batısından en Doğu’suna binlerce millik uzaklığa savaş gemilerini gönderiyorsa kendisi de bedel ödemeyi üstlenmiş addedilir.

Evet, Macron yani Fransa Doğu Akdeniz’de Yunanistan ile birlikte Türkiye’nin Uluslararası Deniz Hukuku kapsamında meşru haklarını hiçe sayarken aslında Türkiye'nin egemenliğine kastetmeyi hedeflemektedirler. Türkiye yeniden Batı bağımlısı ülke olsun istiyorlar.

Bilenler hatırlıyorlardır;

1959’da “Türkiye NATO ülkelerine salatalık, marul satan bir ülke olarak kalsın” diyerek sanayi altyapı çalışmalarımıza karşı çıkan Eisenhower 50 yıl, 100 yıl sonra da Türkiye'nin “domates-biber-patlıcan” ülkesi olarak kalmasını ve dolayısıyla Batı’nın uydusu olmaya devam etmesini istemişti. Macron, enerji ve deniz sahasındaki gücümüzü zayıflatarak, ülkemizin yeniden “dilenci” olmasını isteyenlerin arkasına sığınıp onların sopasını bize doğru sallıyor. Oysa Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yıllar önce, “Bize parmak sallayamazsınız… O Türkiye yok artık.” diyerek bunları uyarmıştı.

Kendileri bilir, biz haklarımızın gasp edilmesine asla izin vermeyeceğiz. Bunun için 84 milyonuyla milletimiz bir ve beraberdir.

Doğrusu bu yazıda iç siyasete değinmeyeceğimi planlamıştım lakin Fransa’da Macron’un amansız rakibi faşist Le Pen’in, "Erdoğan Emmanuel Macron’u tehdit ediyor. Bu tehditlere karşı, Macron ile milyonlarca anlaşamadığımız konu olmasına rağmen, kararlılıkla Fransa'nın Cumhurbaşkanı olan Emmanuel Macron'un arkasındayım.” şeklinde bir açıklama yaparak tam bir ‘FRANSIZ’ olduğunu gösterince, acaba bizim muhalefetin tutumu nasıl diye merak ettim!

Maalesef Türkiye'deki muhalefet bu konuya ve bu konuda tam olarak ‘FRANSIZ!’

Faşist Le Pen söz konusu Fransa ve Cumhurbaşkanları olunca ülkesinin ve ülke liderinin arkasında duruyor, bizimkiler ise arkasından hançerlemek için sıraya giriyor.

Erdoğan ülkenizi savunuyor beyler hanımlar!

Erdoğan Türkiye'nin hak ve hukukunu çiğnetmiyor.

Haydi çıkın 3 gün değil, 33 gün aralıksız konuşun bay stratejik derinlik! Durmadan konuşun ama sonunda çıkın deyin ki Le Pen kadar olamadığımız için yazıklar olsun bize!

Hakikaten artık bu memleketin toprağında hangi zehirle beslendiğinizi merak ediyorum!