Advertisement
Kuveyttürk

14 Ocak 2021

Milletinin Sesi: Mehmet Emin Yurdakul

14 Ocak 1944’te İstanbul’da vefat eden Mehmet Emin Yurdakul’u vefatının 77.yılında yâd ediyoruz. Mehmet Emin Yurdakul, “Bırak beni haykırayım, susarsam sen matem et/ Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet Sevenleri toprak olmuş öksüz bir çocuk gibidir.” dizeleriyle döneminde susmayan ve millî bir uyanışa vesile olan büyük bir şairdi.

“Ben bir Türk’üm, dinim cinsim uludur” dizesiyle dikkatleri çeken Yurdakul’un “Anadolu’dan Bir Ses yahut Cenge Giderken” adlı şiiri, 1897’de Selanik’teki Asır gazetesinde yayımlanır. Millî Edebiyat Dönemi’nin kurucularından olan Yurdakul, Türkçe Şiirler (1898) ile Türk dünyasında tanınmış millî heyecanı yüksek bir şairdir.   Dönemin hâkim sanat anlayışının tersine Yurdakul, “sanatın amacının güzellikle birlikte millî fayda sağlamak” olduğunu söylemiştir. Sade Türkçeyi benimseyişi ve hece ölçüsünü kullanımıyla birlikte edebiyatımızda yeni bir yol açmıştır. Bu çıkış sadece edebî bir hareket olmakla kalmamış aynı zamanda Türkçülük fikrinin de yayılmasını sağlamıştır.

Mehmet Emin Yurdakul, yaşadığı dönemin sesi olmuştur. Osmanlı’nın son döneminde ortaya çıkan siyasî fikirlerden Türkçülük akımını savunmuş ve bu istikamette de edebî eserler ortaya koyarak bir uyanış hareketi başlatmıştır. Balkan Savaşları’ndan yorgun ve ümitsiz çıkan Türk milletine umut aşılayan Türk Sazı (1914) ile millî duyguları dile getirmiştir. Ey Türk Uyan (1914), Tan Sesleri (1915), Ordunun Destanı (1915), Dicle Önünde (1916), Turan’a Doğru (1918) ve Zafer Yolunda (1918) gibi ardı ardına yayımladığı manzum eserlerle hem orduya hem de milletimize moral vermiştir. Çanakkale Savaşları zamanında kurulan “İstanbul Hey’et-i Edebiyyesi” ile birlikte savaş alanına giderek konuşmalar yapmıştır. Yine bu dönemlerde M. Âkif Ersoy ile birlikte Anadolu’ya geçerek Millî Mücadele için halkı bilinçlendirmiştir. 

Milletvekilliği de yapan Yurdakul’un asıl ünü ve bugün hatırlanıyor oluşu onun edebî kişiliği sebebiyledir. Şiirleri teknik ve estetik bakımdan zayıf bulunsa da uyandırdığı heyecan bakımından önemlidir. O, bir dönemin başlatıcısı olduğu gibi kendisinden sonraki dönemler için de öncü bir şahsiyettir. Memleketçi edebiyatın kökü de Yurdakul’a dayanır. 

Erzurum, Trabzon, Hicaz ve Sivas gibi yerlerde görev yaptıktan sonra İstanbul’a dönmüş ve Türk Yurdu dergisinin imtiyazını almıştır. Mehmet Emin Yurdakul için de önemli bir dönem başlamış olur. 1911’de Türk Ocağı’nın kurulmasında rol almıştır. Bir dönemin gençliği üzerinde böyle etkili olan Yurdakul, siyasî olarak da adından söz ettirmiştir. 

Edebiyatımızda Namık Kemal ile başlayan milliyetçilik fikri Yurdakul ile ete kemiğe bürünmüş ve daha somut hâle gelmiştir. Şiirimizde Türkçülük fikrini açık bir biçimde işlemiştir. Sanatta millet için “fayda ve iyilik” fikrini sadece savunmamış, bu fikrini eserlerinde de göstermiştir. 

Bir devri anlamadan, o devrin ruhunu çözümlemeden, devrin bütün siyasî ve sosyal şartlarını bilmeden yorum yapmak, değerlendirmede bulunmak yanlıştır. Mehmet Emin Yurdakul’u daha iyi anlayabilmek için Osmanlı’nın son dönemindeki kayıplarını, parçalanma sürecini de bilmek gerekir. Her Osmanlı aydını gibi Yurdakul da bir kurtuluş reçetesi sunmuştur. Savunduğu fikirleri bugünün argümanlarıyla yorumlamak haksızlık olur. Yurdakul, hamaset yapmamıştır, dönemin ruhuna uygun ve milletinin duygularına tercüman olan eserler vermiştir.  Aslında bir şair hakkında ne söylesek yetersiz kalacaktır. Bir şairi anlatmanın en iyi yolu onu eseriyle tanıtmaktır. Şu dizeler bile Yurdakul’u anlamaya yeterlidir: 

“Tanrım şâhid duracağım sözümde

Milletimin sevgileri özümde

Vatanımdan başka şey yok gözümde

Yâr yatağın düşman almaz, giderim.

Ak gömlekle gözyaşımı silerim

Kara taşla bıçağımı bilerim

Vatanımçün yücelikler dilerim

Bu dünyada kimse kalmaz, giderim.” 

Milleti için çarpan bir kalbin sesi Yurdakul’u rahmetle anıyorum. Eserleriyle var olacak ve anılacaktır.