04 Ekim 2021

Milli eğitim ve eleştirel düşünce

Zorunlu kamu okullarında öğrenim gören öğrencilerin özgür ve eleştirel düşünceye sahip olamadıkları bilinen bir gerçektir. Bunu anlatacağım…

Yıllardır okullarda eleştirel düşünceye sahip bireylerin yetişmemesini bir sorun olarak görenlerin son iki yıldır olan biteni sorgulayan insanları nasıl da yerden yere vurduklarını, hakaret ettiklerini, ötekileştirdiklerini hatta çok vahimdir terörize ettiklerini ayrıca şahit olduk.

Demek ki bu konuda kimse samimi değilmiş. İyi de nerede kaldı sizin “bu ülkede eleştiren, sorgulayan öğrenci yetişmiyor” feryatlarınız?

Eğitim alanında yaşadığımız sorunların kökeninde tek parti döneminin toplumu yeniden şekillendirme politikalarının yattığını söylersem abartmış olmam. Çünkü eğitim hala resmi ideoloji ekseninde, tekçi ve eleştirel düşünceye kapalıdır.

Bilindiği gibi ideolojik devletler eğitir, demokratik devletler ise öğretir. Çünkü demokratik devletler bir çocuğun kendine özgü, esrarengiz bir varlık olduğu gerçeğiyle hareket ederler. Modern ulus devletler ise statükonun devamı için onları kendi bildiği yoldan, zorunlu ve tek bir model eğitimin tezgâhından geçirmeyi tercih etti.

Bu tercihte ne ailenin, ne de çocukların talepleri dikkate alındı. Oysa bir bireyin tam bir insana dönüşmesi için gereken şey; özgürlüktür. Bugün eğitim dünyasında lafı edilmeyen bir şeydir bu.

Siz hiç eğitim şuralarında özgürlük ve eleştirel düşüncenin ya da eğitimin köklü sorunlarının gündem edildiğini duydunuz mu?

Bakıldığında bu tür bir klasik eğitim anlayışı bireylere kendi yetenek ve ilgilerini keşfetme imkânı tanımak yerine belirli kurallar silsilesiyle onları otoriteye itaat etme eğilimi kazandırmaya çalışır.

Dolayısıyla öğrenme yaklaşımları, modelleri, sınıf ortamları ve programları bireyin merakını tetiklemek yerine onları belirli bir kalıba sokmak uğruna tasarlanır.

Kısacası Fulbright marifetiyle hazırlanan ezberci eğitim programlarının bireyin zihninde yol açtığı tahribatı anlamadan eğitim meselesine doğru yerden bakamayız.

Çocukların büyümesini durduran bir eğitim düzeneğine sahibiz. Okula daha adımını atar atmaz otorite ile karşılaşan çocukların daha ilk aylarda silikleştiği, donuklaştığı, robotlaştığı bir düzenekten bahsediyorum.

Akıllarda yer etsin diye yazılarımda sıklıkla atıfta bulunduğum bir isim olan eğitimci yazar GraceLlewellyn’in ifade ettiği gibi; Bir insan ne kadar çok başkalarının dikte ettiği hayatı yaşıyorsa o kadar çok yaşamıyor demektir.

GraceLlewellyn bir makalesinde, “bütün gün okuldaysanız bir diktatörlük altında nasıl yaşanacağını iyi öğrenirsiniz” diyor.

Düşünün onları her gün sıraya diziyorlar ve tek sıra halinde sınıflarına giderlerken kıyafetlerini ve maskelerini kontrol ediyorlar. Çünkü onlar henüz kendi kıyafetini seçme hakkını bile elde edemediler.

Sıralarında dik oturmaları ve dikkat kesilmeleri gerekiyor. Tuvalete gitmek için bile parmaklarını kaldırıp izin almak zorundalar.

Öğretmenleri günaydın dediğinde hep birlikte ayağa kalkıp gür bir sesle sağ ol şeklinde cevap vermeleri gerekiyor.

Tüm aktivitelerini bir zil vasıtasıyla yapıyorlar. Okulda nöbet tutuyorlar. Bayram törenlerinde bir başkasının tercih ettiği şiirleri okuyorlar, sınırlarını öğretmenlerinin belirlediği resimler çiziyorlar.

Aldıkları ideolojik eğitimi saymıyorum bile.Evet, günde ortalama 6, haftada ise otuz saatlerini okul duvarları içerisinde geçiren ve okul hayatlarını disiplin yönetmeliklerinin, kurallarının ve tek saygı duyulması gereken öğretmenlerininve idarecilerin belirlediği sıradan bir kamu okulunda eleştirel akıl gelişir mi?

Belki de sorgulayan ve eleştiren insan istenmiyor. Bunun başka bir izahı olabilir mi?

Oysa yaşama hakkının yanında en temel insan haklarından biri de aklımızı ve düşüncelerimizi kontrol etme hakkıdır. Bunun anlamı, çevremizdeki dünyayı nasıl keşfedeceğimize karar vermek, düşünmek, tercihte bulunmak, eleştirmek, sorgulamak, hayatı anlamlandırabilmek ve insanlığımızı gerçekleştirmektir.

Peki, mevcut eğitim sistemi bunu sağlıyor mu? Bugün eğitim şart, nesil elden gidiyor, ne pahasına olursa olsun okulları açık tutmamız gerek diyen uzmanlar, yazarlar, siyasetçiler işin bu yönünü hesaba katıyorlar mı?

Belki de işe okulu bir kontrol mekanizması olmaktan çıkartarak köklü reformları gündeme almakla başlayabiliriz.

 
Advertisement Advertisement Advertisement