Advertisement
Kuveyttürk

10 Ocak 2021

Muhafazakâr trend: Kadın mutlak suçludur!

Din, etnisite, mezhep gibi belirteçlerden sonra bir başka toplumsal bölünme noktamız da kadın meselesi oldu. Herkesin hassas olduğu, bilgi sahibi olduğunu düşündüğü, fikir yürüttüğü konulardan birisi…

Gerçi toplumumuzda kadın meselesinin ele alınması, gündem oluşturması yeni değil. Tanzimat sonrası başlayan modernleşme süreciyle birlikte intelijansiya sıklıkla kadın meselesi üzerine kafa yormuş, toplumun kurtulmasıyla kadının kurtarılması arasında bir paralellik kurmuştur. Yeni olan belki de dün kadın meselesi üzerine entelektüeller görüş beyan ederken bugün herkes ama herkesin kadın sorunları uzmanı olarak karşımıza çıkmasıdır!

Sahi, neden erkek sorunları değil de kadın sorunları? Kadın ve sorun gibi iki alakasız kelimeyi birleştirerek kadın imgesinin olumsuzlanması bilinçli bir tercih midir yoksa spontane ortaya çıkmış ve yerleşmiş bir kalıp mı olmuştur?

Amaç ne olursa olsun bugün gelinen noktada kadın kelimesi sorunla birleştirilerek negatif bir algıya, en hafif deyimle kadının varlığını sorun/problemle eşitleyen bir zihniyet kalıbına dönüştürmeyi başarmıştır. Önemli olan da bu algının, zihniyetin yerleşmesidir.

Kadın konusunda herkesin her şeyi bildiğini zannetmesi aslında postmodern çağın kendisini kıbleye oturtmuş insanı için çok da yadsınacak bir tablo değildir.

“Ben” merkezi etrafında oluşturulan yapay bir dünyada insanın kendisi dışında kalan her şeye yabancı, öteki kalması hatta beğenmezlik içerisine girmesinden daha tabii ne olabilir?

Kişinin, kendisi dışındaki tüm ötekilerin üstünde olduğu, bilgelik zırhıyla sarmalanmışlık yanılgısı ucuz ve kolay bilgiyle desteklendikten sonra onu/bildiğini/inandığını kim/nasıl sarsabilir ki?!

İşte bu insanlardan müteşekkil bir toplumda herkesin kadın mevzuunda da allame-i cihan olması -kendisini böyle hissetmesi- hiç şaşırtıcı değil. Görünürlüğün artıp kolaylaştığı bu acayip zaman insanları öncülük edemese de bildiğini zannettiklerini çoğaltarak, yayarak sözü çoğaltan, ömrünü uzatan bir rol oynamaktadır.

Osmanlı modernleşmesinde devletin kurtulmasıyla eş görülen kadının kurtarılması fikri bugün de aynı minvalde yaşamaktadır. Her ideolojinin mihmandarları kendi felsefelerinin hâkim olduğu bir dünya, toplum tasavvuru için yolun kadının kurtarılmasından geçtiğinin farkında ve iddiasındadır!

Bu konudaki bir önemli farklılık da Osmanlı modernleşmesi döneminde İslamcı taife de kurtuluşu kadın yoluyla olacağını düşünürken şimdilerde muhafazakâr/dindar taifenin kadına karşı aldığı olumsuz bakış açısındadır.

Her fırsatta kadını suçlayan, her yozlaşma için kadını sebep gösteren muhafazakâr camiaya karşılık marjinal gruplar, terör odakları, sol kesim ısrarla ve tutkuyla iktidara ulaşma yolunu kadında görüp adeta kadını kutsamaktadır.

Yıllardır iktidar olan ve bunda rol oynayan kadınları görmezden gelmeye çalışan muhafazakâr kesim içerisinde ise tüm dejenerasyon, sekülerleşme kaynağı olarak kadını gösterip suçlayan önemli bir grup peyda olmuştur.

Bu grup gittikçe öyle pervasızlaşmaktadır ki iktidarın sırf bu kadınlar (kendi camia kadınları) yüzünden zarar gördüğünü, zayıfladığını iddia edecek kadar düşmancıl ve ötekileştirici yaklaşabilmektedir. Üstelik bunu her ortamda hiç çekinmeden ve sözde kendi davalarını koruma amacıyla dillendirmekte ve bunda hiçbir beis görememektedir.

Refah Partisi geleneğinden bu yana sahada bilfiil emek vere kadını yok sayan bu zihniyet, mahalle kadınını dışlarken aslında kendisini, zihniyetini, davasını zayıflattığının farkında bile değildir!

Muhafazakâr erkek her şeyden önce iktidarını, itibarını, davasını, ülküsünü korumak için kadınlara sahip çıkmak zorundalığını hatırlamazsa bu suçlama yerini cinsiyet savaşına terk edecektir. Muhafazakâr erkeğin –ivedilikle- böyle bir savaşın kazananı olamayacağı gibi her koşulda en büyük kayba uğrayanının kendisi olacağını idrak etmesi gerekmektedir.

Twitter.com/sabihadogann